I
Ne çıkılacak merdiven kaldı, ne aşılacak çit.
Bütün kulelerde aynı pankart asılı
aynı afiş asılı bütün caddelerde, reklam panolarında.
Ne kuşanılacak kılıç kaldı, ne binilecek at.
İçim burkularak geçiyorum sokaklardan,
cıgarımı söndürüyorum göğsüme basıp,
ağlıyorum Hacı Bayram' da Augustus Tapınağı'nda
ölü yoldaşlarımı anıp.
Ne sığınacak orman kaldı, ne avianacak kurt.
Ziya Gökalp Bulvan'na kar yağıyor Zülfü Livaneli'nin
steplerden devşirdiği kobalt bulutlardan
Hamamönü puslanıyor, Yenişehir, Tandoğan
şakaklarıma kar yağıyor usuldan
gençliğim ve gençlik arkadaşlarım ivmeyle yaşlanıyor:
Duran Er, Ahmet Erhan, Adnan Azar, Yaşar Miraç, Neşe Yaşın,
Haydar Ergülen, Ali Cengizkan.
Ağzımda yanık çayır kokusu,
saçlarım yüzüme dökülüyor,
gözlerimi çırmalıyor 'gaflet' uykusu;
ben iyi bir kaptan değildim zaten, teknem battı, kayboldum
geceyarısı sularında.