İnsanı kendini öldürmeye iten organik-psişik durumların başında tüm bi çimleriyle nevrasteni gelir. Günümüzdeyse nevrasteni bir eksiklikten çok bir seçkinlik işareti olarak görülmektedir. Zihinsel şeylere âşık incelmiş toplumlarımızda sinir hastaları neredeyse bir soylular sınıfı oluşturuyor.
Toplumsal kişisel bakımdan etkili olan bu rüyaların önemi örtük içeriklerinden gelmez; onları önemli kılan güçlü görünür içerikleri ve öyküsel yapılarıdır.
Bir askerin en başta gelen niteliği, bir çeşit kişisel olmama durumudur. Sivil yaşamda hiçbir yerde bu duruma bu derecede rastlanmaz. Asker komut alır almaz yaşamını vermeye hazır olması gerektiği için, kendi varlığını önemsiz görmeye alışmalıdır. Bu sıradışı durumların dışında, barış zamanında, mesle ğin günlük uygulamalarında bile, ordu disiplini onun tartışmadan, hatta bazı durumlarda anlamadan, boyun eğmesini ister. Fakat bu nun için de bireycilikle hiç bağdaşmayan zihinsel bir özveri gerekir.
Kısaca, davranışındaki ilke askerin kendisinin dışındadır. Bu da öz geciliğin başlıca niteliğidir. Zaten çağımızdaki toplumları oluşturan öğelerden, aşağı toplumların yapısını en çok anımsatan, ordudur. O da ilkel toplumlar gibi, bireyi çevreleyen, onun kendinden bir devinimi olmasını engelleyen, tıkız, hiçbir yerinde açıklığı bulunmayan bir gruptur. Bu tinsel yapı, özgeci intiharın doğal ortamı olduğuna göre; asker intiharının da pekâlâ aynı niteliği taşıdığı, aynı kaynak tan geldiği düşünülebilir.
Köleci toplumdan feodal topluma geçerken, sömürücüler, çalışanlara biraz daha fazla özgürlük ve ürettiklerinden biraz daha fazla pay vermişlerdi. Bunun sonucu ise şuydu: çalışanlar üretimi yükseltmişti ve sömürücüler, haliyle, üretenlerin elinden daha fazla ürün alıyorlardı.