“
Düşünmek . . . Bu, insanoğlunun en değerli özelliklerinden biri olan kabiliyetini geliştirmek. . . İşte. bu tarihi dönemde, İslam aydınına düşen büyük ödev. İslam, düşünmeyi, insana, sürekli olarak bir ödev bilmiştir. Kur'an, yüzlerce ayette, bu ödev üzerinde durur. Düşünmeye çağırır. lşığa koşan bir kelebeğin o telaşlı halinden, geceyi bir dalgayı yararcasına aşan yarasadaki o radarlı yürüyüşten, baharda gülün birdenbire açılışından, sonbaharda bütün bir tabiatın ölüşünden, evrensel bir kefen gibi varlığı bürüyen kıştan, peygamberleri dinlemediği için zamanın kılıcıyla toza ve küle çevrilen medeniyetlerden, ölümden ve ölüm ötesinden, mezardan. doğumdan ve çocuktan, yeraltından,ayın üstündeki altın tozlara kadar düşünmek, insana, Yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu bir özellik değil midir? İslam düşünmenin yolunu kesmeıniştir. Asıl biz, düşünmeyi durdurduğumuzdan islamla olan ilgimizi gevşettik, hatta yer yer kopardık. İslama olan aşkımızı yitirdik. Düşünme bağımsızlığımızı yitirdik. Zekamızı kör bir ezer batağına sapladık. “