• Bütün çocukları ben öldürdüm
    Bütün duvarları ben ördüm
    Bütün kuyuları ben kazdım
    Bütün çatlakları ben açtım
    Aklın karanlıklarında
    Asırlardır müebbet yattım
    Kim bilir ne zaman
    Kim bilir ne zaman
    Kim bilir ne zaman
    Kurtulacağım.
  • Dalı, budağı, çiçeği, meyvesi olan bir üniversite diyoruz. Bu üniversitede okuyor olsaydım ve bu yazıya denk gelseydim yazının hemen bir kopyasını çıkarıp bölüm başkanlığına, ardından dekanlığa, ardında da rektörlüğe götürüp ben bu insanla aynı okulda yaşamak istemiyorum, bu benim haysiyetime, şerefime ve bilgi birikimime hakarettir. Ya onu üniversiteden alın ya da ben bu üniversiteden giderim derdim.

    Bu üniversite hocaları da kim oluyormuş? Not tehdidiyle, devam zorunluluğuyla öğrenciyi sırada oturtan hocalar değil mi.. Hakimiyet alanı bir sınıf. Hâkimiyet süresi bir saat olan hocalar. Bir papağan gibi ezber konuşup, bir karga gibi leşlere konan dantelli hocalar. Oradan buradan çaldıkları çırptıkları birkaç yazıyı bir araya getirip tezler yazan sahtekârlıktan öte hırsızlık suçunu işleyen şer ehli şahsiyetler. Bu hocaların aydınlatma(!) ömrü yaşadıkları süredir. Bu yaşadıkları süre zarfında ancak on yirmi yıl arası çocukları üzerinde aydınlatma yapabilirler. Sonra çocuklar geçer bu sürüyü. Çocukları da başka bir sürüye katılır. Eskiden hocalığın bir anlamı vardı, bir davası, bir şuuru vardı. Bugün bunların ipi kürsüye bağlı, kürsü egemen sınıfa bağlı. Köleleştirilen bu tür hocamsıların yeri yoktur ve olamaz. Bu hocaların bir elinde cüzdan diğer elinde meme umurlarında olur mu dünya.. Gittikçe uçurumlaşan üniversiteler, bütün ilimleri ters düz etmiş, kendi karanlığına gömmüş üniversiteler. Şimdiki hocaları maymunculuk oynuyorlar. Kaldırım yahut mahalle orospularından hiçbir farkları yok. Fikrin ve vicdanın fahişeliği bedenin fahişliğinden bin kat daha aşağıda. Bu üniversite hocaları asla çalışmıyorlar, çalışmazlar. İltimaslarla girerler üniversitelere, sonra yavşaklık ve korkaklık dönemleri başlar. Her hükümete yavşayan ve yakaran üniversite aydınımsıları. Bunlar kurt köpekleri gibi dolaşırlar etrafta. Sahibi çıkıp hoşt dediğinde kuyruklarını bacaklarının arasına alıp salya akıtırlar. Bu üniversite hocalarının yazdıkları kitaplar birer maaş basamağı olarak kullanılır. Kimsenin okuyup aydınlandığı görülmemiş, gören yok. Bu üniversiteler artık ışığın girmediği, hiçbir ışığın yanmadığı karanlık, zifiri bir bataklıktır.

    Eğer padişahlık olsaydı padişahın soytarısı olmak için en başta bu hocamsılar sıraya girerdi. Gerçi bunların soytarılık gibi bir yetkinlikleri de yok. Bunlar yapışkan bir sülük, bu milletin kanına giren birer ur, birer kurtçuk.

    Bu ülkede bütün yolsuzluklar, hırsızlıklar, arsızlıklar tükendi en son, en ince iş olarak şehir içi otobüs bileti alan kişilere geldi değil mi? Öğretmen öğrenciden daha az ödüyor bilete, polis de. Diğer memurlar da devlet güvencesinde işlerini yapmaktadırlar. Biraz para biriktiren bir memur varsa hemen araba alıyor. Sivil olup çalışan tüccarların zaten arabaları var, esnaf işiyle meşgul olanların da arabası var. Peki, kimin arabası yok? Asgari ücretle geçinen kesimin ve fakir öğrencilerin arabası yok. Zaten 65 yaş üstü olanlar da bedavaya biniyorlar. Bu kesimi kime şikâyet ediyorsun? Saray babalarına mı? Bu kesimi hem şikâyet edip hem de bu kesim için yazmak nedir? Haysiyetin, şerefin ve namusun tükendiği tüketildiği yer bu kişilerin üniversite koltuklarını işgal etmeleridir. Bunlar halkçı değiller, halk düşmanlarıdır. Bunlar bu kadar karanlık bir lağımsa, sineklerin dahi konmadığı karanlık bir lağımsa bunları buralara getiren kişilerin hali ne ola….

    Köşe yazısının seviyesi bir ilkokul çocuğunun seviyesinde. Yazının girişi herhangi bir köy okulunda okuyan herhangi çocuğun yazısından farklı değil(eğer öğretmenleri de bu şahıs gibi değillerse). YGS ve LYS sınavlarını geçtiğin zaman üniversiteye yerleşebileceğinden bahsediyor. Bu bilgiye sahip olmayan hiçbir ilköğretim öğrencisi yoktur. Lise öğrencilerini de dışarıda bırakıyorum. O zaman bu bilgiyi yazıda vermenin ne anlamı var? Geride diğer yazılar da bunun gibi. Onları da çıkardık mı hiçbir şey geride kalmıyor. Geride kalan tek şey: Haysiyetsizlik ve yavşama döneminde yükselmek için yaptığı yavşaklık. Haa bir de iktisat yapmış. Yaptığı iktisadın içine edeyim. Varsayalım ki bir milyon insan bu oyunu oynuyor. Bir milyon insanı o yola sevk ettiği için önce hükümeti ve yandaşlarını sorgularsın. Ücretlerde ki adaletsizliğe dikkat çekersin. Ama bu haysiyet ve namus yok. Varsayalım ki on bin insan bu yola baş vuruyor o zaman bir avuç insanı bu şekilde hedef seçmen yine haysiyetsizliğin ve arsızlığın dibi. Bir öğretim üyesi ve yerle yeksan olmuş bilgisi. Bir aydının düştüğü duruma bakın. Hadi diyelim ki kendisi yazmayı ve düşünmeyi bilmiyor. Yazdığı gazetenin yazı işleri müdürü ve editörleri de mi bilmiyor? Onlar daha vahim, çöplüğün ortasında bir öğretim görevlisinin sokakta bulunmuş herhangi bir leşten koparabildiğin bir yazıyla gelmiş. Olsun, öğretim üyesi sonuçta. Hadi bu gazeteyi de geçtim. Aile ve iş çevresinden de mi bu ahmak yazarı uyaracak kimse yok? Hepsi bu derin bataklığın içinde. Bunlar yenilikten hoşlanmıyor, panayır hokkabazları, ilerlemekten korkuyorlar çünkü kendi bindikleri dal kesilecek. Alkış köleleri. Bunları alkışlayan nalyon gölekli, ipek entarili, ağzıyla Allah’ı kullanan, elleriyle kalabalıklara dua dağıtan birer orta sınıf burjuvacılarıdır.

    Bu yazıyı yazan aklın efendisinde mühim olan karanlıkta bocalayan bu aydınımsıların haysiyetsizliği. Düşünün, bir yazar, bir aydın(akademisyen), bir fikir adamı bütün arsızlıklarıyla, haysiyetsizlikleriyle konuşmak şöyle dursun yazmaktan da aciz bir şahıs ve kitlesi... Akademisyenler düşman. Diplomalar korkaklar için dolayısıyla sahte ve yalan. Bu insan türü ufuksuzdur, istikbalsizdir. Kökleri bir sigara kâğıdı gibidir, ilk darbede yok olurlar. Üniversite hocasıymış hem de İstanbul Üniversitesinde! Not: bazı hocalar yani gerçek fikir ve düşünce özgürlüğünde olan hocalar hariç. http://www.ulasimgazetesi.com/...t-siniri-25-yas.html
  • Nurettin Topçu’ya ait olan bu eserin bir bölümünün tafsilatlı mütalaası olup umumi bilgileriyle başlayacağım incelememde kimi alıntılar da paylaşarak üzerinde bir miktar tefekkür ederek ilerleyeceğim. Bunun için evvela şunu söylemem gerekiyor; hani kitap okuyan insana duyulan bir saygı vardır ya; hakiki kitaplar okuyan ve bunu idrak ederek, şuurunu çalıştırarak sürekli işleyen zihinlere bir hayranlık duyarız. Kitap okuyan adama duyduğumuz bu hayranlığın altını dolduran hakikatli bir kitaptır Ahlak Nizamı; düşünen, düşündüren, düşündürmeye de sevk eden ve insanı bir değişime sevk eden hiç değilse bu iştiyakı sağlayan kıymetli bir kitaptır. Memleketin her ferdinin okuması gereken nitelikli kitaplar arasında bulunan Ahlak Nizamı; kendini beyaz yakalı kesimden sayan insanların yücelttiği kimi kavramların kof bir cevizin içindeki kurt gibi yiyip bitirici yanını göstermesi bakımından Ali Şeriati düsturunu gösteriyor; “Sizi rahatsız etmeye geldim.”
    Kitap dört ana bölümden müteşekkil. Bunlardan birinci bölümde; yirmi temel başlık bulunmakta ve genel anlamda memlekete dair esasları incelediğini görüyoruz. Bunlar; maarif, basın, sanat, adalet, ekonomi ve ahlak gibi konular.
    İkinci bölümde; İslam, inanç, kapitalizm ve komünizm konularını irdeliyor.
    Üçüncü bölümde; Yahudilik ve İslam davası üzerinde durarak Yahudiliğe bilinçli ve bilinçsiz hizmetlerimizden söz ediyor.
    Son bölüm olan dördüncü bölümde ise; bilhassa komünizmi didik didik ederek masonluktan hiçbir farkını görmediğini ve nasıl mücadele edileceğini, Hristiyan alemiyle bu ideoloji karşısında birlik olmak gerektiği çağrısında bulunuyor.

    Ahlak Nizamı
    Bir buçuk asırdan beri yapılan inkılapların her biri bir şekil değiştirmeden ibaret kaldı. Her inkılabın kahramanı, milletin yaralı vücuduna yarayı örten yeni bir boya vurmakla onu kurtardığını sandı. Bu inkılapların her biri yeni bir İsrafil sûru üflerken , o sesle kendinden geçen zavallı bir nesil, battığı denizin derinliklerinden suların üstüne yükselip bir an havaya kavuşan şaşkın felaketzede gibi “kurtuldum!” diye bağırdı. Halbuki, yakında hiçbir kıyı yoktu ve onun akibeti az sonra yine aynı sulara gömülmek olacaktı. Bu gidişte kurtuluş alametinin tokluğuna delil mi istiyorsunuz? İşte İstiklal savaşında tek bir uzviyet halinde canlı bir bütün gibi dünya önünde ayaklanan milletimizin içinde şimdi birlikten bahsetmek düşünme ahlak ve iman birliğini kabul etmek güçleşmiştir. S-17
    Türk milletinin Batı’ya olan inanılmaz hayranlığı, dilini ifsad etmesini bile sevimli buluşu bizi yavaş yavaş bitiren gizli yıkım ekipleridir. Kendi milletimize, aynı davanın insanlarına karşı takındığımız tavrın yavanlığı ve yersizliği bizi geriye götürüyor. Destek olmak şöyle dursun kaçmak gibi bir idealimiz oluşuyor. Hele ülke bir krize girse anında yurtdışı gidiş biletleri anında soruşturuluyor. Hazırı istiyoruz ve nazır olarak önümüzde bulunsun tüm imkanlar altın tepsiyle sunulsun istiyoruz. İsteklerimiz icraatlerimizle yarışsa açık ara kazananı olur. Fakat kaybeden, icraatlerini artırmadığı müddetçe yine biz oluyoruz. Kaçıyoruz, ancak nereye? Kendimizden çok uzaklara, kendinden kaçanlardan olmak gibi yerinden saymaya meyilli bir hareket içine giriyoruz. Bir yürüyüş bandında Dünya’yı dolaşıyoruz.

    Neslimiz, kendi iradesinden, kendi varlığından bile o kadar şüpheli ki hayat ve mukadderatı hakkında bir hüküm verebilmek için mutlaka bir üstün otoritenin kuvvetine sığınmak lüzumunu duyuyor. O da yetmezse ölülerden yardım istiyor. En esaslı hayat ve mukadderat davarlının hallinde son hüküm olarak “falan böyle diyor, filan böyle demişti” sözü ile cemaatın şuur ve vicdanına zincir takıyoruz. Halbuki, ölüler ve başkaları, bizim düşüncemizin arızasız işlemesi için ancak kendilerine danışılabilen birer yardımcı olurlar. Hükümlerimize onlar mühür basarlarsa, otoriteleri hakka karşı kullanılmış bir kalkan haline gelir. Ölülerin fikir istibdadı bizim tahakkümümüz için kanlı bir bıçak olarak kullanılmasın. Allah emirlerin başkasına itirazsız ve delilsiz inanmak, hele boyun eğmek mecburiyeti, yaşanların iradelerinde tam bir çürüme işareti sayılmalıdır. S19

    “… ancak mazlumların sönük sesi ile “insan olan bunları yapmaz” demiyecekler, umduğumuz kuvvet ve irade ile “insan olan bunları yaptırmaz!” diye haykıracaklardır. S22
    Yaşadığı haksızlıklara sesini yükseltmek yerine yalnızca esefle kınayanların halinden bahseden Topçu, memleketin hazin statükosunu yıllar evvel tespit etmiş ve pasif halkın eylemsizliğini direnişe dönüştürmesi için bir öngörüyle yaklaşmış.
    İktisadi ve İçtimai Nizam
    “…Komünizme karşı olmak, bu takdirde millet hayatına ve millet davasına karşı olmak manasına gelecektir. Her zerresi acılarla sızlayan millet vücudundaki yaraları cesaretli bir ameliyatla tedavi etmek zorundayız. Millet dertlerini bir tarafta bırakarak komünizmi boğazlayacağız diye yapılan çırpınmalar, vehim avcılığından ileri gidemez. Komünizm salgınının genç neslin hayatında süratle ilerleyişi ve bu olayın sebepleri üzerine dikkatle eğilmemiz icap ediyor. Gençliğin kalbine yaklaşıp da onu dikkatle yoklamayan sade kin tohum serpip tehdit silahı kullananların gençliğe ve bu vatanın istikbaline ihanet ettiklerine kaniyim. Evvela kapitalisti esaretten sıyrılalım sonra ilmi ve objektif metotlarla tarafsız gözleyişle vicdanların üzerine eğilelim. Nihayet kalbimizi Allah’a teslim ederek kin ile hatadan kurtuluş dileyelim. Ancak böylelikle komünizmi şahlandıran ve genç kalplere bu davayı dolduran sebepleri anlayabileceğiz. Sebepler bulunduktan sonra dertlerin tedavisi mümkün oalcaktır. Zira hastalığın sebebi ortaya koyulmadan tedavisine imkan yoktur.
    Komünizmi son neslin kalbine aşılayan olaylar nelerdir ve bunların giderilmesi nasıl mümkün olacaktır?
    Evvela insana kıymet vermemiz lazımdır. Kur’an’ın insanı eşref-i mahlukat sayan hükmüne hörmetten başka kurtarıcı yolumuz yoktur. İnsana nasıl hörmet edilir? Ulu atamız Yavuz Sultan Selim’in İbn-i Kemal’in şahsında ilimle faziletin kemaline hörmeti gibi; Fatih’in hakime ve adalete, bir kelimeyle Hakk’a hürmeti gibi. Bir kısım çalışan insanlar, ailesinin bir aylık geçimi için sadece iki-üç yüz lira aylık alırlarken özel yüksek okulun ilim kisvesi taşıyan aç gözlü muhterisinin bir saatlik ders karşılığında yüz elli, iki yüz lira ücret aldığı yerde insana hörmet sözünün manası kalır mı? Devletli doğan ve bütün ömürlerince devlet devşirenlerin hastanelerde birer hükümdar gibi olduğunu gören nasırlı ellerin hastane kapılarında sürünerek can verdiği toprakta hörmet fidanı hiç yeşerir mi? Millet mektebine millet çocukları alınmazken kolejlere ve çeşitli yabancı kültür yuvalarına zengin çocukları doldurulur da yine de Kur’an ahkamı hörmet görüyor mu denir? S 31-32

    Kur’an’ın hörmet görmemesi üzerine uzun uzun fikirlerini anlatan Nurettin Topçu bu devirde Kur’an’ın ancak isketletinin kaldığını söylüyor. Bu manayı ihtiva eden daha birçok çıkarımını okurken kitabı neredeyse yarım bırakacaktım. Ancak öfkemin sebebini öğrenmeden, argümanlarımın altını doldurmadan bunun kaçıp gitmek olduğunu hissettim ve yaptığımın yanlış olduğu kanısına vardım. Aslında yapmak istediğim şey, sorunun tespitini kitapla birlikte yapmak ve soruna çareler aramaktı. İskeleti kalan Kur’an ahkamı kastının devrin komün sistemine boyun eğişini, bel büktürdüğünü anlatarak aslında düşman kesilmemiz gereken Komünizm’i ve Siyonizm’i işaret ediyordu. Anamalcığın esas memleketi olmayan Türkiye’de hızla sirayet eden Komünizm belasının yegane çaresi; ahlak. Ahlak, Allah’ın ahkamlarını yerine getirerek, millet iradesiyle birlik oluşturarak mümkündür.
    Yeni Nizamın Ana Hatları
    Aradığımız nizamın ana meselelerini bir biri içerisine konmuş, dört daire halinde isimlendirmiştir. Bu daireler, dine dayanan ahlak otoritesi ve yüksek adalet kuvvetiyle ilk öğretim, iş ve mülkiyet, sağlık ve yol meselelerini içerisine alıyordu Bunların yeni nizamın ana meselleri halinde bize ilham edeni tarih ve toprak fikirleri olmuştur. Filhakika, cemiyet halinde yaşayan insan ve bugünün millet ferdi, düşüncesinin şümulü bakımından kendi tarihinin yaşında demektir. Bir Anadolu çocuğu uzviyetiyle otuz veya kırk yaşında olsa bile, kasiyle dokuz yüz yaşındadır. Çünkü tarih, yarattığı müesselerle kendi yaşamış olduğu hadiselerin ruh vemmanasını bize miras bırakmıştır ve bizi onlarla düşündürmektedir. Malazgirt, Niğbolu ve Plevne’den önce düşmana daima denk kuvvetlerle hücum etmek aklın icabı olmuş olsa bile bizim için Alparslan’la Yıldırım’ın ve Gazi Osman Paşa’nın yaptığı gibi saldırışlar bu harplerden sonra aklın icabı olmuştur.
    Geniş manalarda ele alacağımız bu davaların en başında gelen kültür ve ahlak meselesi, bütün öğretim işlerini ve sanat çalışmalarını içerisine alacaktır.
    Adalet davası, fertler arasındaki her türlü mukavele meselelerini, mülkiyet, maaş, miras ve her türlü kazanç şekillerini halle çalışacaktır. Üçüncü meseleyi teşkil eden çalışma davası, ekonomi, sağlık, yol ve sair emek şekilli ele alacaktır.

    Topçu’nun en çok üstünde durduğu konulardan birinin yol olması beni bir hayretlere düşürdü. Maalesef aklıma hemen bir seçmen kitlesinin “yol yabdı” demesi geliyor ve istemeden onu bir partiyle özdeşleştirip uzaklaşıyorum. Yolun bir medeniyet işareti olduğunu anlatan Nurettin Topçu düzgün yolların aslında düzgün bir altyapıya da işaret ettiğini söylüyor.
    Mektep
    Hayatı mektebe sokmak, henüz talim ve terbiye görmemiş askerin harbe sokulması gibi elim netice everir. Mektebin muvaffakiyetini sıfıra indirir, onun çalışmasını soysuzlaştırır. Misal ve ibreti Amerika’dan değil kendimizden alacağız: Yeniçeri ocağı dünyanın hayran olduğu bir askerlik mektebi idi. Bu ocakta askerlik talimlerinden başka hiçbir şey yapılmazdı;yapılması şiddetle yasaktı. Kanuni Sultan Süleyman, sefere giderken, kırılan gümüş üzengisini, bir asker tamir etti diye bu hareketi şiddetle karşılamış, “ocağa esnaf karışmış” diyerek askeri ordudan kovmuş ve kumandanları cezalandırmıştır. 57-58
    Maarifte inkılapların yapıldığı son devir, mekteplerin sayısını çoğalttı, tahsili yükseltmedi; öğretimi hayata karıştırdı; ilmi sevdirmedi, talebeyi esnafa yaklaştırdı hakikatı kurtarmadı; okuyup yazmayı çoğunluğa öğretti; halkı münevvere bağlayamadı.
    Bugün disiplinsiz ve gayelerinden şuursuz, fonksiyonsuz mektebin medeni bir cemiyeti kımıldatmaya ve ilerlemeye kabiliyetli zekalar yetiştiremeyeceği tabiidir ve yetiştiremediği de meydandadır. Bugün muallim bir tekrarlama ve ezberletme memuru, müfettiş arkadaşının ricası veya makamının ihbariyle iyi ve kötü rapor yazma memuru ve bütün maarif cihazı ise mümkün olduğu kadar fazla diploma dağıtma memurluğu olduktan sonra memleketin her tarafında dağıtılan diplomaların da ilim ve hakikat belgeleri değil, belki resmi koltuk satın almaya elverişli banknotlar olduğunu takdir etmek güç bir şey değildir. 60-61

    Ve elbette benim en çok ilgimi çeken bölüm bu başlık oldu. Mektepten kastının evvela ilk okul olduğunu ve bunun içi ilk okul öğretmenliğinin bir yapıtaşı olduğunu ifade eden Topçu’ya göre hayat ve mektep iç içe olmaması gereken bir yer değil. İlerlemecilik felsefesine tamamiyle zıt bir fikir sunuyor. Bu fikrin tarihi kaynağını Kanuni zamanına dayandırıyor. Vakti gelmişken söylemekte fayda var, asla tek felsefeyle eğitimin ilerleyeceğine inanmıyorum. Her yere göre; her bölge ve kültür anlayışına uygun olarak yerli ve yabancı birtakım yaklaşımları kendimize kaynak olarak alabilir ve ilerleyebilir fikrindeyim ancak burada Nurettin Topçu hocam, bunun için Amerika’ya değil kendimize, bizim milli sistemize bakalım, bu sisteme tüm dünya hayrandı ve başarılı sonuçlar verdi, diyor. Acaba gerçekten haklı olabilir mi? Sürekli yamalı bohça gibi değişip duran eğitim sistemimizde bir de bunu denemeli miyiz? Sınıf içinde hiç değilse bir ilk okul öğretmeni olarak çocuklara bu anlayışla mı yaklaşmalıyım? Bana yol rehberliği yaban Topçu, tüm bunları söylerken oldukça kesin çizgiler çizerek aslında sağa sola sapmamı engellemiş.

    Bizim XIX. Yüzyılda Garp taklidi olarak kurulan üniversitemiz (Darülfünun) bu karakterden tammiyle mahrum, sun’i bir tesistir. Garptan ölü fikirler aktarmak için bir nevi gümrük binası olsun diye meydana getirilmiştir. S 64
    İlk Osmanlı darülfünunu ise şimdiki ismiyle İstanbul Üniversitesidir ve daha o zaman bile yetersiz görülen eğitimiyle Nurettin Topçu’nun dikkatini çekmiş olana bu darülfünun, Sultan Abdülaziz döneminde kurulmuştur ve aslında şimdinin sığ eğitiminden oldukça uzakta olduğu gibi Garp’tan da çok şeyi kopya etmiş, adapte bile etmemiştir.
    Yavuz, Zenbillli Ali Efendi’den korkuyordu.
    Yavuz ki Sina Çölü’nü Efendimiz (s.a.v.) rehberliğinde aşan, herkes tarafından hiddetiyle bilinmesiyle Yavuz lakabıyla anılan şanlı hükümdar… Birinden korkuyordu. Hayır, böyle söylemek daha doğrusu böyle anlamak yanlış olur. Yavuz, ilmin kudretinden korkuyordu. Alime de ilme de büyük bir saygı duyuyordu. İlmin keskinliğini ve buyrukçuluğunu idrak etmiş ve buna göre hareket etmiştir.

    Din Hayatı
    Sözde Ehl-i Sünnetçilerde, ruhtan sıyrılan şekil ve hareketle bütün bir taklit sistemi ortaya çıkardılar. Buna dini pozitivizm diyebiliriz. Bu sistemi, aşk içinde ibadeti hal edinenlerin ruhçuluğuan ( spritüalizm) karşı koymak doğru olur. Bu aşka ulaşamayan kısır ve cılız ruhların ancak pozitivist şeraitçilerle eğlenmesini bilen zekaları, Bektaşilik ve emsali gibi sapkınlık yollarını meydana çıkarmıştır. Pozitivist şeraitçiler, Hazreti Peygamber’in hareketleriyle çehresinin şekillerini taklide çalıştılar. Halbuki onda taklit edilecek olan iradesi, aşkı, ilhamı, bir kelime ile ruhi alemi idi. S 91

    Ahlak Yaralarımız
    Bir yandan yanlış anlaşılmış bir demokrasi prensibi yüzünden, öbür taraftan esasen fertlerde ruhi kudretin zayıflamasiyle müesselerde otoritenin gevşemiş olması, ahlakı zatıbasız ve kontrolsüz bıraktı. Bugün aileler gibi okul ve devlet kuvveti bile örflere ve ahlaka yapılan tecavüzler karşısında aciz bulunuyor. Sırasiyle dini otoritenin tarihi otoritenin hukuki otoritenin yıkılması sonunda ahlaki otoritesi mecalsiz bırakarak çökertti. S141
    Tarih şuurunun yıkılışı milli iradeyi kökünden baltaladı. Biliyorsunuz ki millet de fert gibidir. Çocukluğu ve gençliği erginliği ve kemali vardır. Yaşadıkça olgunlaşır. Oscar Wilde’ın dediği gibi “ruh vücutta ihtiyar doğar, vücut ruhu geliştirmek için ihtiyarlar. Eflatun, Sokrat’ın gençliğidir.” Milli tarihimiz gençlik çağlarını geçirdikten sonra erginliğini de idrak etmiştir. Yeni ve olgun bir gençliğe ulaşmak istiyoruz. Bu millet bu nesillerle Mevlanaların erginliğinden Fatihlerin ve Akiflerin gençliğini çıkardı. Daima yenilenen gençlikler çıkaracağımıza inanıyoruz. Milliyetçiliğimiz kırk günlük çocuk değil, en azından bin yıllık bir olgunlaşmadır. Ruh ve ahlakımızın kaynakları ise hemen on dört asır önceki Hira dağından gelen vahye uzanmaktadır. S143
    Evvelkiler kadar acı bir hadise dilimizin hançerlenmesidir. Dilin içtimai müessese olduğu ve bütün içtimai müesseseler gibi tarih içinde evrimlendiğini bilmeyenler, onu sun’i ve keyfi bir ayıklamaya tabi tuttular. S143
    Yarım asra yakın zamandan beri öğretimde yapılan inkılaplar ruhtan maddeye ahlaktan tekniğe geçiş gayesini gütmektedir. İlkçağda Yunan tefekkür ve felsefesinin kurucusu olan Sokrat fizikten ahlaka geçmek suretiyle insanlığın tarihinde büyük inkılabını yapmıştı. XX. Asırda bizim tekniğin kucağına sığınmak için tekrar maddeye dönüşümüz hiç şüphesiz geriliktir. Bu geriliğin fikir hayatımıza bugün tamamen sinmiş bulunan bir misalini anlatmak istiyorum:
    Maddeci inancı zihinlere hakkiyle sindirmek için tam otuz iki sene evvel liselerin felsefe müfredat bahislerinden Allah meselesi çıkarıldı. Ertesi sene Allah’ı araştırmaya sürüklediği ve maddeden uzaklaştırdığı için ruh bahsi de çıkarıldı. Daha sonra insanı duygularının üstüne çıkararak düşündüren ve böylelikle inkılapların sindirilmesine engel olan bütün metafizik kaldırıldı. Sokrat’ta Bergson’a kadar insanlığın tüm ikibinbeşyüz yıl ruhi olgunlaşması içinde yaşattığı ilahi inkılaplarla birlikte birkaç yıl içinde devrildi ve yerlere serildi. “Yok!” deyip de bu fikri faciaya karşı koyan tek ses bile çıkmadı.
    Bugünkü öğretim programları da esas itibariyle maddenin dünyasını tanıtıcı ve ruh terbiyesinden uzaklaştırıcıdır. Önceleri programda ayrı bir yer tutan ahlak dersi şimdi felsefenin içinde yer alan bir bahis halinde okutuluyor. S 147
    İş sahasının vatandan dışarıya sirayet etmesi, işçinin milli ahlakını gevşetti. Bir taraftan sendikaların milletlerarası zihniyete bağlanma istidadı, öbür taraftan Almanya ve Avustralya’ya işçi gönderilmesi milli ahlakımızı tehlikeye koyabilecek bir hadisedir ve gözden kaçırılmaması gerekir. S149
    Kadınlarımızın kendilerine özel çalışma zemini henüz tastamam bulmuş olmamaları da milli ahlakımızda sarsıntı yaratmaktadır. Neden kadın en fazla daktilodur, küçük işçidir? Bunun açık ve meşru bir sebebi bilinmiyor. Biz kadınlığın, bilhassa hastabakıcılık ve ilkokul öğretmenliği gibi çocuklarımızın en fazla şefkate muhtaç olduğu önemli işlerde görevlenmelerini temenni ediyoruz. S149

    İlk okul öğretmenliğini yalnız kadın öğretmenler yapsa aslında bu sorun çözülür. Erkek hastalar için erkek hastabakıcı ve kadın hastalar için kadın hastabakıcı oldukça mantığa uygun geliyor. Günümüzde hastabakıcılar böyle değil elbette ve işte buna gerileme deniyor. İşte bu medeniyetten uzaklaşmak ahlakı unutmak, göz ardı etmektir.

    Bir Alman Yahudisi olan Einstein gelerek fizik dünyada izafiliğin hakim olduğu fikrini müdafaa etti. Onca zaman, mekan ve kütle gibi fiziğin dayandığı prensipler izafidir; bunlar kendi kendine var olan yani mutlak kavramlar değildirler. Başka şeylere göre değişirler. Einstein’ın bu görüşü içinde önemle yer alan zaman kavramının mutlak olduğunu iddia eden filozof Bergson, Einstein’ın izafiyet görüşüne itiraz etti. Ona göre gerçek zamanı insanda ruh hallerinin birbiri ardına sıralanarak akışından doğmaktadır. Ruh olaylarının gerçek oluşu gibi o da gerçektir. Ancak eşyada değil insandadır. Einstein insan ruhunu sonsuzluğa doğru götüren sürenin gerçeğini inkar etmekle sonsuzluk kavramını ortadan kaldırıyordu. Ebediliğin ve enedi hayatın da manası kalmıyordu. Görülüyor ki Spinoza’dan Einstein’a kadar gelen başlıca Yahudi filozof ve bilginlerinden her biri, hakikat binası, kurma iddiası ile ebedi hakikatler binasından bir parça koparmışlardır. Spinoza “Kainat Allah’tan ibarettir Bunlardan ikisi bir ve aynı şeydir” derken hür ve yaratıcı ola ; alemin dışında ve onu aşkın olan Allah inancını red etmiş oluyor. Marx cemiyet olaylarının doğurucusu ve her zaman madde olmuştur demekle ruhun kuıvvetini ve onun yaratıcılığını inkar ediyor. Freud, bütün ruh hallerimizin doğuşunu şuur- dışında gizlenen cinsi isteklerle iştihalara irca ederek, insan ruhunun sefaletlerle reziletlerin çocuğu olduğunu söylüyor…

    Son olarak eklemek istediğim birtakım önemli bilgiler de var.

    Nurettin Topçu’nun milliyetçilik anlayışı; Nurettin Topçu büyük bir düşünürdür. Türkiye’nin önemli fikir adamlarından olan Cemil Meriç’le benzer çizgilerde yer alırlar. Her ikisi de milletin, milliyetin, okumanın ve İslam’ın aynı zamanda Marksist görüşün üzerinde dururlar. Hatta eklemekte fayda var –taziz ederek- Cemil Meriç belki Nurettin Topçu kadar fikirlerini keskin ifade edememiştir. Bundan evvel Cemil Meriç’in Bu Ülke isimli kitabını incelediğimde de şu ifadeyi kullanmıştım: “Cemil Meriç, İslam’ın özünü çok iyi anlamış ancak yeterince bu özden bahsedememiştir.” İşte bu eksikliği gideren ve özden sık sık söz eden vurgulayan kişi Nurettin Topçu’dur. Memleketin sorunlarını, memleketçe, insanca ve bir Müslümanca tahkik etmiş, tenkid etmiş ve çareler bulmuştur. Nurettin Topçu’nun milliyetçilik anlayışı Turancılık anlayışına denk gelmez. Onun milliyetçilik anlayışı aynı ülke aynı dava üzerinde birleşmiş bir cemiyeti ifade eder. Bahsettiği bayrak; İslam ve Türklüğün harmanıdır. Türklük, onun için İslam olmadan bir hiçtir. Benim de zannımı değiştirmiş ve onu faşist kimliğinden sıyıran hatta aklayıp paklayan asıl olgu ve hakikat İslam’dır. Bunun üzerine, denebilir ki Nurettin Topçu; hakikatli bir dava adamıdır. Maarifin davasıdır, takdis ettiği İslam’ın davasıdır; Siyon ve Mason cemiyetlerinin ve irticanın ifsad etme gayretlerini yerle bir etmek için tek çıkar yolun peşinde olan hakiki bir düşünürdür. Ümmetçilik anlayışını destekleyen bir savunucu olarak karşımıza çıkmıştır. Komünizmin Çin’de ve Rusya’da görülen iki farklı tezahürü vardır ve Topçu Çin’in Komünizmine değil, Rusya’nın Komünizmine düşmandır. Çünkü Rusya’nın komün anlayışı ahlakı, dini ve cemiyet hayatını hiçe saymıştır. Ruhu çekip çıkararak maddeyle meşgul olmuştur. İslam özünde gördüğü ideolojiyi ise Sosyalizm ile anlatan ve eşitlikçi bir yapı sunan, cemiyet ve ruhi yönleri ön plana alan; ferdiyetçiliğin maddesel yönünü traşlayarak, törpüleyerek karşımıza çıkarmıştır. İslam bize ideal bir Sosyalizm anlayışını vaad etmiştir.
  • Şüphesiz kadın, erkeğe nispetle daha naif ve nazik, daha hassas ve kırılgan bir tabiata sahiptir. Ancak bunlar birer kusur ve eksiklik değil, yaratılış özellikleridir. Hatta kadını kadın yapan, onu cins-i latif kılan hususiyetlerdir. Ne var ki kadının doğasıyla ilgili bu özellikler bazı ayetlerin tefsirinde birer nakisa(eksiklik) olarak zikredilmiştir. Mesela Fahreddin er-Razi, Allah'ın kudret ve lütfunun bir göstergesi olarak insanların erkek-dişi olarak çift yaratıldığı ve çift yaratmadaki maksadın iki karşıt cinsin birbiriyle huzur ve dinginlik bulması şeklinde açıklandığı Rum:21'nci ayetin tefsirinde, "Bu ayet kadınların yaratılışının tıpkı hayvanlar, bitkiler ve sair faydalı şeylerin yaratılmasıyla aynı olduğunun delilidir. Dahası bu ayet, "Allah yeryüzündeki her şeyi sizin için yarattı."(Bakara:29) mealindeki ayetle aynı manaya işaret eder. Bu demektir ki kadınlar kulluk ve mükellefiyet için yaratılmamıştır. " şeklinde bir ifade serdettikten sonra şunları eklemiştir:

    "Kadınların yaratılması biz erkeklere lütfedilen bir nimettir. Onlar biz erkekler için yaratılmıştır. Kadınların bizim için yaratılması ve mükellef kılınması, onlara biz erkeklerin mükellefiyeti gibi bir mükellefiyet yüklendiğine değil , [Allah'ın] bize yönelik nimetini tamamına erdirmeyi göstermeye yöneliktir. Bu hem nakil/ nass , hem hüküm/ hikmet hem de mana/ illet açısından böyledir. Nakli delili, bu ve benzeri mealdeki ayetlerdir. Hükme /hikmete gelince, kadın cinsi erkeğin mükellef kılındığı birçok şeyle mükellef kılınmamıştır. Bu konudaki illet de şudur: Kadın , yaratılış itibariyle zayıf, cılız ve aynı zamanda ahmaktır. Bu yüzden kadın çocuğa benzer. Çocuk mükellef tutulmaz. Binaenaleyh , kadının mükellefiyete ehil olmaması gerekir. Ancak şu da var ki onlar mükellef kılınmasaydı Allah'ın biz erkeklere yönelik nimeti tamamlanmış olmazdı. Sonuçta mükellef kılındılar ki her bir kadın azaptan korksun ve kocasına itaat edip haramdan sakınsın . Kadınlar bu şekilde mükellef kılınmasaydı kesinlikle fesat zuhur ederdi."

    Orta Çağ Avrupasındaki "Kadının ruhu var mı yok mu?" tartışmasına damgasını vuran zihniyeti hatırlatan bu ilginç yorumun özeti şudur: Kadın aslında bir insan değil, tek başına gerçek insanı temsil eden erkeğin istifadesi için yaratılmış olan hayvanlar, bitkiler ve sair faydalı şeyler gibi bir metadan ibarettir. Kadının görece mükellefiyeti ise erkeklerin bu metadan ağız tadıyla faydalanması içindir.

    Bazı klasik tefsirlerde, müşrik Arapların kız çocuk sahibi olmaktan nefret ettiklerini, bununla birlikte erkek çocukları kendilerine, hor-hakir görüp insan yerine koymadıkları kız çocuklarını da Allah'a layık görmekten utanıp sıkılmadıklarını anlatan Zuhruf:15 - 17'nci ayetlerin ardından gelen ve gerçekte müşrik zihniyeti tasvir eden, "Demek şimdi ben, süs-püs içinde büyütülecek/ büyüyecek, büyüdüğü zaman da kendini savunmaktan bile aciz olacak bir kız çocuk sahibi oldum! diye söylenir durur. " mealindeki ayette kız çocuğuna atfedilen özellikler müfessirlerin çoğunluğu tarafından Allah'ın tavsifi olarak kabul edilmiş ve dolayısıyla bu ayet de erkeğin faik(üstün), kadının dun(aşağıda olan) olduğu kabulüne mesnet kılınmıştır. Mesela Fahreddin er- Razi bu ayetin tefsirinde şunları zikretmiştir:

    “Ayetteki "süs-püs içinde büyütülecek/büyüyecek" (eve men yüneeşşeü fi'l-hilyeti) ifadesinde , kızların/kadınların eksikliğine dikkat çekilmek istenmiştir. Zira süs-püs içinde büyütülen kimse, zatı itibariyle eksik olur. Çünkü onun zatında böyle bir eksiklik olmasaydı, süslerle kendini tezyin etmeye ihtiyaç duymazdı. Allah kızların/ kadınların noksan hallerini bir diğer şekilde beyan etmek üzere , "Kendini savunmaktan aciz" buyurmuştur. Bu ilahi beyanda kastedilen mana, kız/kadın cinsinin münakaşa ve münazaraya girmek durumunda kaldığında kendi meram ve maksadını ifade edemeyip acze düşmesidir. Bu acziyetin sebebi, kız/kadın cinsinin dil becerisine sahip olmaması, aklının kıt ve aynı zamanda tabiatı gereği aptal/ ahmak olmasıdır. Bu yüzden, "Kadın , hüccetini ortaya koymak isteğiyle konuştuğunda, çoğu zaman kendi aleyhine hüccet olacak şeyleri söyler. " denilir. İşte bütün bunlar, kadının tam manasıyla eksik olduğunu gösterir. Hal böyleyken , kızları Allah'a izafe edip O'nun çocukları olduğunu söylemek akıl karı mıdır?!”

    Fahreddin er-Razi'ye göre Allah'a -haşa- bir çocuk izafe etmek söz konusu olsa, o çocuğun erkek olması gerekir. Çünkü erkek, kadından mutlak üstündür. Yok eğer biz kalkıp, "Allah kız çocukları kendisine evlat edindi , erkek çocukları da kullarına verdi." dersek, bu söz, "Kulun durumu Allah'ın durumundan daha üstün ve mükemmeldir. " anlamına gelir. Ancak böyle bir düşünce aklın bedahetiyle merduttur. Öte yandan, bu ayet süslenmenin kadınlar için mubah, erkekler için haram olduğuna delalet eder. Çünkü Allah süslenmeyi ayıp ve noksanlığı mucip bir hususiyet olarak göstermiştir. Erkeğin süslenip püslenmeye çalışması, kendini rezil-rüsva etmesiyle eşdeğerdir. Oysa rezillik Müslüman erkek için haramdır. Çünkü Rasullullah , "Mü'minin kendisini rezil-rüsva etmesi caiz değildir. " buyurmuştur. Erkeğin süsü , Allah'a taat yolunda sabretmek ve takva ziynetiyle süslenmektir.

    Kısaca, halk arasında "Kadından Müslüman olmaz; bilakis kadın Müslümana lazımdır." sözüyle birebir örtüşen bu anlayış diğer birçok müfessir tarafından da benimsenmiştir. İbn Adil (ö.880/ 1476'dan sonra) ve Hatib eş-Şirbini (ö.977/ 1570) gibi bazı müfessirler Zuhrüf 18'nci ayetin tefsirinde, Fahreddin er-Razi'nin görüşlerini özetleyerek nakletmiş , Beyzavi, İbn Cüzey, Nesefi, Ebü Hayyan , Ebüssuüd , İbn Acibe, Alüsi gibi diğer birçok müfessir ise kadının akıl ve/ veya fikir noksanlığından söz etmişlerdir. Sonuçta müfessirlerin hemen hepsi söz konusu ayette kadına atfedilen süs-püs içinde yetişme ve kendini savunmadan acze düşme ifadelerini Allah'a izafe ederek kadının bizzat Allah tarafından eksik bir varlık olarak görüldüğü neticesine ulaşmış ve bu eksikliği de akıl , fikir noksanlığına bağlamıştır. Halbuki siyak-sibak dikkate alındığında, ayette kadına atfedilen özelliklerin Allah tarafından değil, kız çocuk sahibi olduğunu duyunca öfkelenip yutkunan müşriğe ait olduğu ve/veya müşriklerin kızlar/kadınlar hakkındaki tasavvurunun ifade olunduğu fark edilir. Ayrıca “evemen yüneşşeü fi' l-hilyeti” ifadesinde kızların/ kadınların değil , müşrikler tarafından süslenen putların kastedilmiş olması da muhtemeldir. Nitekim İbn Zeyd ve Dahhak gibi bazı müfessirlerin yorumu da bu yöndedir.
  • Kitaplarımı satışa çıkartıyorum, talep edenler listeden seçip mesaj yoluyla bana ulaşabilir.

    JOHN STEİNBECK-AL MİDİLLİ
    ALFRED ADLER-YAŞAMA SANATI
    JACK LONDON-DENİZİN ÇAĞRISI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-ONİKİNCİ GECE
    THOMAS MANN-EFENDİ VE KÖPEĞİ
    PLATON-SOKRATES’İN SAVUNMASI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-ROMEO VE JULİET
    WİLLİAM SHAKESPEARE-OTHELLO
    WİLLİAM SHAKESPEARE-KRAL LEAR
    THOMAS MANN-BÜYÜLÜ DAĞ
    ALFRED ADLER-YAŞAMSAL SORUNLAR
    JOHN STEİNBECK-BİTMEYEN KAVGA
    AHMET İNAM-DENEYEN FELSEFE
    ALFRED ADLER-İNSANI TANIMA SANATI
    PLATON-DEVLET
    KRİSHNAMURTİ-KARTALIN UÇUŞU
    DOBROLYUBOV-OBLOMOVLUK NEDİR?
    CENGİZ GÜLEÇ-USTACA YAŞAMAK VE OTANTİK VAROLUŞ
    FRİEDRİCH NİETZSCHE-ŞEN BİLİM(ŞİİRLER)
    PANAİT İSTRATİ-BARAGANIN DİKENLERİ
    GOETHE-YARAT EY SANATÇI
    HERMANN HESSE-ÖLDÜRMEYECEKSİN(09.10.2016)
    KRİSHNAMURTİ-ZİHNİN UYANIŞI
    DİNO BUZZATİ-KLİNİK BİR VAK’A
    JEAN-PAUL SARTRE-SÖZCÜKLER
    PANAİT İSTRATİ-ARKADAŞ
    ALFRED ADLER-NEVROZ SORUNLARI
    JACK LONDON-UÇURUM İNSANLARI
    PLATON-EUTHYPHRON
    PLATON-KRİTON
    CERVANTES-DON KİŞOT
    THOMAS MANN-MARİO VE SİHİRBAZ
    WİLLİAM SHAKESPEARE-BİR YAZ GECESİ RÜYASI
    CARL GUSTAV JUNG-İNSAN RUHUNA YÖNELİŞ
    WİLLİAM SHAKESPEARE-VENEDİK TACİRİ
    ANDRE GİDE-TOHUM ÖLMEZSE
    ERİCH FROOM-ÖZGÜRLÜKTEN KAÇIŞ
    WİLLİAM SHAKESPEARE-ATİNALI TİMON
    THOMAS MANN-LOTTE WEİMAR’DA
    THOMAS MANN-ZOR SAAT
    CAHİT ZARİFOĞLU-MOTORLUKUŞ
    CARL SAGAN-KOZMOS
    JACK LONDON-DEMİR ÖKÇE
    TARIK TUFAN-ŞANZELİZE DÜĞÜN SALONU
    ARTHUR SCHOPENHAUER-OKUMAK, YAZMAK VE YAŞAMAK ÜZERİNE
    ANDRE GİDE-AYRI YOL
    ANDRE GİDE-ISABELLE
    ARTHUR SCHOPENHAUER-SEÇKİNLİK VE SIRADANLIK ÜZERİNE
    ANDRE GİDE-THESEUS
    ANDRE GİDE-KADINLAR OKULU
    ANTON ÇEHOV-MARTI
    ARTHUR SCHOPENHAUER-GÜZELİN METAFİZİĞİ
    MAKSİM GORKİ-AYAKTAKIMI ARASINDA
    PANAİT İSTRATİ-PERLMUTTER AİLESİ
    ARTHUR SCHOPENHAUER-HAYATIN ANLAMI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-MACBETH
    PANAİT İSTRATİ-KODİN
    WİLLİAM SHAKESPEARE-YANLIŞLIKLAR KOMEDYASI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-YOK YERE YAYGARA
    WİLLİAM SHAKESPEARE-WINDSOR’IN ŞEN KADINLARI
    ERİCH FROOM-YENİ BİR İNSAN YENİ BİR TOPLUM
    JEAN-PAUL SARTRE-EDEBİYAT NEDİR?
    ARTHUR SCHOPENHAUER-OKUMAYA VE OKUMUŞLARA DAİR
    FRİEDA FORDHAM-JUNG PSİKOLOJİSİNİN ANA HATLARI
    HAKAN GÜNDAY-DAHA
    CARL GUSTAV JUNG-DÖRT ARKETİP
    THOMAS MANN-MAJESTELERİ KRAL
    ERİCH FROOM-SAHİP OLMAK YA DA OLMAK
    ALFRED ADLER-YAŞAMIN ANLAM VE AMACI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-JULİUS CAESAR
    WİLLİAM SHAKESPEARE-CORİOLANUS
    WİLLİAM SHAKESPEARE-HUYSUZ KIZ
    ARTHUR SCHOPENHAUER-BİLMEK VE İSTEMEK
    ERİCH FROOM-KENDİNİ SAVUNAN İNSAN
    JEAN-PAUL SARTRE-ÖZNELLİK NEDİR?
    ARTHUR SCHOPENHAUER-DİN ÜZERİNE
    ARTHUR SCHOPENHAUER-ÖLÜMÜN ANLAMI
    GOETHE-FAUST
    ALFRED ADLER-BİREYSEL PSİKOLOJİ
    ARTHUR SCHOPENHAUER-BİLİM VE BİLGELİK
    EMİNE GÖĞSU-İBNİ SİNA FELSEFESİ’NDE AŞK(CUMHURİYET ÜNİ. Y.L TEZİ)
    UĞUR KOŞAR-YÜZLEŞME
    ARTHUR SCHOPENHAUER-AŞKA VE KADINLARA DAİR(AŞKIN METAFİZİĞİ)
    MELİSA BARAN-FARABİ VE İBNİ SİNA’DA FELSEFE TERİMİ VE MAHİYETİ(ANKARA ÜNİ Y.L TEZİ)
    PLATON-PROTAGORAS
    PLATON-LAKHES
    ERİK HORNUNG-MISIR TARİHİ
    PLATON-ALKİBİADES 1-2
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-KAFA KÂĞIDI
    HAKAN GÜNDAY-AZ
    JEAN VERCOUTTER-ESKİ MISIR
    PLATON-MENON
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-AYNADAKİ YALAN
    SOPHİE DESPLANCQUES-ANTİK MISIR
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-O VE BEN
    ERİCH FROOM-TANRILAR GİBİ OLACAKSINIZ
    PLATON-MİNOS&EPİNOMİS
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-HİKAYELERİM
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-BİR ADAM YARATMAK
    WİLLİAM SHAKESPEARE-YETER Kİ SONU İYİ BİTSİN
    WİLLİAM SHAKESPEARE-ANTONIUS VE KLEOPATRA
    ERİCH FROOM-MARX’IN İNSAN ANLAYIŞI
    WİLLİAM SHAKESPEARE-IV. HENRY
    FERİDÜDDİN ATTAR-MANTIKUT-TAYR
    HAKAN GÜNDAY-ZİYAN
    SOREN KIERKEGAARD-KİŞİLİĞİN GELİŞİMİNDE ETİK-ESTETİK DENGESİ
    HAKAN GÜNDAY-MALAFA
    HAYAT NUR ARTIRAN-AŞK BİR DAVAYA BENZER(MESNEVİ SOHBETLERİ)
    HAKAN GÜNDAY-ZARGANA
    WİLLİAM SHAKESPEARE-HAMLET
    HAKAN GÜNDAY-PİÇ
    CEZMİ ERSÖZ-ŞİZOFREN AŞKA MEKTUP
    NECİB MAHFUZ-MİRAMAR
    NECİB MAHFUZ-ZAMAN VE MEKÂN
    NECİB MAHFUZ-KARNAK KAFE
    NECİB MAHFUZ-ZAMANIN HÜKMÜ
    YUVAL NOAH HARIRI-HOMO SAPIENS
    NECİB MAHFUZ-KUŞTİMAR KAHVEHANESİ
    SOREN KIERKEGAARD-KORKU VE TİTREME
    NECİB MAHFUZ-YAĞMURDA AŞK
    MARCEL PROUST-SWANN’LARIN TARAFI(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NECİB MAHFUZ-SARAY GEZİSİ
    NECİB MAHFUZ-ŞEVK SARAYI
    NECİB MAHFUZ-BAŞKANIN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ GÜN
    NECİB MAHFUZ-ŞEKER SOKAĞI
    TOBY WILKINSON-ESKİ MISIR
    NECİB MAHFUZ-KAHİRE MODERN
    NECİB MAHFUZ-CEBELAVİ SOKAĞI’NIN ÇOCUKLARI
    YUVAL NOAH HARIRI-HOMO DEUS
    NECİB MAHFUZ-HIRSIZ VE KÖPEKLER
    NECİB MAHFUZ-DÜĞÜN EVİ
    NECİB MAHFUZ-EZİLENLER
    NURETTİN TOPÇU-AHLÂK
    MARCEL PROUST-GUERMANTES TARAFI(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NURETTİN TOPÇU-VAROLUŞ FELSEFESİ-HAREKET FELSEFESİ
    VİCTOR HUGO-BİR İDAM MAHKÛMUNUN SON GÜNÜ
    MARCEL PROUST-ÇİÇEK AÇMIŞ GENÇ KIZLARIN GÖLGESİNDE(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-REİS BEY
    NURETTİN TOPÇU-VAR OLMAK
    TEVFİK EL-HAKİM-SANAT ÜZERİNE
    TEVFİK EL-HAKİM-ASÂ İLE SOHBETLER
    MARCEL PROUST-SODOM VE GOMORRA(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NURETTİN TOPÇU-REHA
    NURETTİN TOPÇU-TAŞRALI
    NURETTİN TOPÇU-BERGSON
    MARCEL PROUST-MAHPUS(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    HERMANN HESSE-KLEİN VE WAGNER
    HERMAN MELVİLLE-MOBY DICK
    MARCEL PROUST-ALBERTİNE KAYIP(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    PERİHAN SADIKOĞLU-ANTİK MISIR SANATI VE TARİHSEL AKIŞTAN GÜNÜMÜZE ETKİLERİ
    NURETTİN TOPÇU-MEHMET ÂKİF
    MARCEL PROUST-YAKALANAN ZAMAN(KAYIP ZAMANIN İZİNDE)
    NURETTİN TOPÇU-İSLAM VE İNSAN-MEVLANA VE TASAVVUF
    NURETTİN TOPÇU-BÜYÜK FETİH
    NURETTİN TOPÇU-İSYAN AHLÂKI
    SPİNOZA-ETİKA
    NURETTİN TOPÇU-KÜLTÜR VE MEDENİYET
    DESCARTES-RUHUN TUTKULARI
    NURETTİN TOPÇU-AHLÂK NİZAMI
    NURETTİN TOPÇU-MİLLET MİSTİKLERİ
    SPİNOZA-MEKTUPLAR
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-TOHUM
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-TOHUM
    NURETTİN TOPÇU-PSİKOLOJİ
    VİRGİNİA WOOLF-MRS. DALLOWAY
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-KÜNYE
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-PARMAKSIZ SALİH
    VİRGİNİA WOOLF-DENİZ FENERİ
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-SİYAH PELERİNLİ ADAM
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-SABIR TAŞI
    HAYATİ İNANÇ-CAN VEREN PERVANELER
    HAYATİ İNANÇ-CAN VEREN PERVANELER(2)
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-AHŞAP KONAK
    NURETTİN TOPÇU-SOSYOLOJİ
    NECİP FAZIL KISAKÜREK-PÜF NOKTASI
    STEPHEN ERİC BRONNER-BİR AHLAKÇININ PORTRESİ(ALBERT CAMUS)
    NURETTİN TOPÇU-FELSEFE
    NURETTİN TOPÇU-MANTIK
    PEYAMİ SAFA-YALNIZIZ
    NURETTİN TOPÇU-TÜRKİYE’NİN MAARİF DAVASI
    PEYAMİ SAFA-MATMAZEL NORALİYA’NIN KOLTUĞU
    STEVEN NADLER-SPİNOZA: BİR YAŞAM
    SPİNOZA-ANLAMA YETİSİNİN DÜZELTİLMESİ ÜZERİNE İNCELEME
    AYŞE ÖZEL-ESTETİK VE TEMEL KURAMLARI
    SITKI MEHMET ERİNÇ-RESMİN ELEŞTİRİSİ ÜZERİNE
    CHARLES RAMOND-SPİNOZA SÖZLÜĞÜ
    MAURİCE MERLEAU PONTY-GÖZ VE TİN
    ÇETİN BALANUYE-SPİNOZA
    NURETTİN TOPÇU-AMERİKAN MEKTUPLARI, DÜŞÜNEN ADAM ARANIZDA
    DİEGO TAİTAN-SPİNOZA. DÜNYA SEVGİSİ
    MİHAİL LERMONTOV-ZAMANIMIZIN BİR KAHRAMANI
    ÖMER NACİ SOYKAN-ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ
    JOSEPH CONRAD-KARANLIĞIN YÜREĞİ
    MEHMET RİFAT-MARCEL PROUST YA DA BİR ROMAN YARATMAK
    MARTIN HEIDEGGER-SANAT ESERİNİN KÖKENİ
    NURETTİN TOPÇU-YARINKİ TÜRKİYE
    ÖZKAN EROĞLU-BİR RESME NASIL BAKMALIYIZ?
    SPİNOZA-KISA İNCELEME
    DESCARTES-MEDİTASYONLAR
    DESCARTES-AKLIN YÖNETİMİ İÇİN KURALLAR
    IRWIN D. YALOM-SPİNOZA PROBLEMİ(NAZİ SUBAYININ PARADOKSU)
    ÇETİN BALANUYE-SPİNOZA’NIN SEVİNCİ NEREDEN GELİYOR?
    SPİNOZA-DESCARTES FELSEFESİNİN İLKELERİ VE METAFİZİK DÜŞÜNCELER
    DESCARTES-YÖNTEM ÜZERİNE KONUŞMA
    IMMANUEL KANT-GÜZELLİK VE YÜCELİK DUYGULARI ÜZERİNE GÖZLEMLER
    JALE NEJDET ERZEN-ÇOĞUL ESTETİK
    DESCARTES-FELSEFENİN İLKELERİ
    DESCARTES-AHLÂK ÜZERİNE MEKTUPLAR
    ALAİN BADİOU-BAŞKA BİR ESTETİK
    TÜLİN BUMİN-TARTIŞILAN MODERNLİK: DESCARTES VE SPİNOZA
    PETER DE BOLLA-SANAT VE ESTETİK
    ERASMUS-DELİLİĞE ÖVGÜ
    ALAİN DE BOTTON-FELSEFENİN TESELLİSİ
    AVNER ZİSS-ESTETİK
    KOLEKTİF-MARX’TAN SPİNOZA’YA SPİNOZA’DAN MARX’A GÜNCEL MÜDAHALELER
    VİNCENT VAN GOGH-THEO’YA MEKTUPLAR
    MORİS FRANSEZ-SPİNOZA’NIN TAO’SU
    AHMET HAMDİ TANPINAR-MAHUR BESTE
    MATHİAS ROUX-SOKRATES YEŞİL SAHALARDA
    REYDA ERGÜN,CEMAL BÂLİ AKAL-KİMLİK BEDENİN HAPİSHANESİDİR
    AHMET HAMDİ TANPINAR-BEŞ ŞEHİR
    HADI RIZK-SPİNOZA’YI ANLAMAK
    PONTUS HULTEN-VERMEER VE SPİNOZA
    AHMET HAMDİ TANPINAR-AYNADAKİ KADIN
    ALAİN DE BOTTON-PROUST YAŞAMIMIZI NASIL DEĞİŞTİREBİLİR
    H.ÖMER ÖZDEN-İBN-İ SİNA-DESCARTES METAFİZİĞİ
    MUSA KAZIM ARICAN-SPİNOZA FELSEFESİ ÜZERİNE YAZILAR
    RÜDIGER SAFRANSKİ-SCHOPENHAUER
    ARTHUR SCHOPENHAUER-AKIL SAĞLIĞI
    NURETTİN TOPÇU-İRADENİN DAVASI DEVLET VE DEMOKRASİ
    AHMET HAMDİ TANPINAR-SAHNENİN DIŞINDAKİLER
    BERTRAND RUSSELL-BATI FELSEFESİ TARİHİ I
    BERTRAND RUSSELL-BATI FELSEFESİ TARİHİ II
    BERTRAND RUSSELL-BATI FELSEFESİ TARİHİ III
    TURAN ALPTEKİN-AHMET HAMDİ TANPINAR
    AHMET HAMDİ TANPINAR-HEP AYNI BOŞLUK
    VİCTOR HUGO-93 İHTİLALİ
    GİORGİO VASARİ-SANATÇILARIN HAYAT HİKAYELERİ
    CHARLES DICKENS-İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ
    ROBERT MUSİL-NİTELİKSİZ ADAM I
    ROBERT MUSİL-NİTELİKSİZ ADAM II
    MEVDUDİ-TEFHİMU’L KUR’AN I
    IRVING STONE-YAŞAMA TUTKUSU
    ALİ ŞERİATİ-İSLAMBİLİM I
    ALİ ŞERİATİ-İSLAMBİLİM II
    ALİ ŞERİATİ-İSLAMBİLİM III
    YESHİM TERNAR-REMBRANDT’IN MODELİ
    HENRİ BERGSON-GÜLME(KOMİĞİN ANLAMI ÜZERİNE DENEME)
    HENRİ BERGSON-YARATICI TEKÂMÜL
    IRVING STONE-IZTIRAP VE COŞKU I
    IRVING STONE-IZTIRAP VE COŞKU II
    CHARLES DICKENS-BÜYÜK UMUTLAR
    ALİ ŞERİATİ-İNSAN
    ALİ ŞERİATİ-YALNIZLIK SÖZLERİ I
    ALİ ŞERİATİ-YALNIZLIK SÖZLERİ II
    GILLES DELEUZE-BERGSONCULUK
    SIENKIEWICZ-QUO VADİS?
    H.HALUK ERDEM-KARL JASPERS FELSEFESİNE GİRİŞ
    ALİ ŞERİATİ-YENİ ÇAĞ’IN ÖZELLİKLERİ
    ALİ ŞERİATİ- İSLAM NEDİR MUHAMMED KİMDİR
    ALİ ŞERİATİ-DUA
    VİCTOR HUGO-MARION DE LORME
    ALİ ŞERİATİ-İSLAM VE SINIFSAL YAPI
    ALİ ŞERİATİ-DİNLER TARİHİ I
    ALİ ŞERİATİ-DİNLER TARİHİ II
    ALİ ŞERİATİ-EBUZER
    ALİ ŞERİATİ-SANAT
    ALİ ŞERİATİ-ÖZE DÖNÜŞ
    ALİ ŞERİATİ-DÜNYAGÖRÜŞÜ VE İDEOLOJİ
    ALİ ŞERİATİ-MEDENİYET TARİHİ I
    ALİ ŞERİATİ-MEDENİYET TARİHİ II
    TAHA HÜSEYİN-GÜNLERİN KİTABI
    ALİ ŞERİATİ-İBRAHİM’LE BULUŞMA
    TAHA HÜSEYİN-VADEDİLEN GÜNLER
    ALİ ŞERİATİ-DİNE KARŞI DİN(ANNE BABA BİZ SUÇLUYUZ)
    ALİ ŞERİATİ-HAC
    ALİ ŞERİATİ-BİZ VE İKBAL
    GENE R. GARTHWAITE-İRAN TARİHİ
    ALİ ŞERİATİ-İSLAM’I TANIMA METODU
    SÂDIK HİDÂYET-KÖR BAYKUŞ
    ALİ ŞERİATİ-ALİ
    SÂDIK HİDÂYET-DİRİ GÖMÜLEN
    ALİ ŞERİATİ-KENDİNİ DEVRİMCİ YETİŞTİRMEK
    SÂDIK HİDÂYET-ÜÇ DAMLA KAN
    ALİ ŞERİATİ-ALİ ŞİASI SAFEVİ ŞİASI
    SÂDIK HİDÂYET-HACI AGA
    ALİ ŞERİATİ-AŞİNA YÜZLERLE(AİLESİNE VE DOSTLARINA MEKTUPLAR)
    SÂDIK HİDÂYET-AYLAK KÖPEK
    ALİ ŞERİATİ-KADIN(FATIMA FATIMADIR)
    ALİ ŞERİATİ-ÇÖLE İNİŞ(HUBUT-KEVİR)
    ALİ ŞERİATİ-MUHTELİF ESERLER I
    ALİ ŞERİATİ-MUHTELİF ESERLER II
    SÂDIK HİDÂYET-HİDÂYETNAME
    ALİ ŞERİATİ-MEKTUPLAR
    SÂDIK HİDÂYET-ALACAKARANLIK
    ALİ ŞERİATİ-KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ
    ALİ ŞERİATİ-İRAN VE İSLAM
    SÂDIK HİDÂYET-HAYYAM’IN TERÂNELERİ
    SÂDIK HİDÂYET-VEJETARYENLİĞİN YARARLARI
    ALİ ŞERİATİ-ÂDEM’İN VÂRİSİ HÜSEYİN(ŞEHADET)
    ALİ ŞERİATİ-KENDİSİ OLMAYAN İNSAN(İNSANIN DÖRT ZİNDANI)
    FRANTZ FANON-SİYAH DERİ BEYAZ MASKELER
    ETİENNE BALİBAR-SPİNOZA VE SİYASET
    CEMAL BÂLİ AKAL-VAROLMA DİRENCİ VE ÖZERKLİK(BİR HAK KURAMI İÇİN SPİNOZA’YLA)
    FRANTZ FANON-YERYÜZÜNÜN LANETLİLERİ
    HÜSEYİN YORULMAZ-BİR NESLİN AĞABEYİ ERDEM BAYAZIT
    ŞEFİK CAN-KONULARINA GÖRE AÇIKLAMALI MESNEVİ TERCÜMESİ I
    ERDEM BAYAZIT-İPEK YOLUNDAN AFGANİSTAN’A
    JULIO CORTAZAR-SEKSEK
    CHARLES DICKENS-OLIVER TWIST
    JIM AL-KHALILI-PARADOKS(BİLİMİN EN BÜYÜK DOKUZ BİLMECESİ)
    MURAT TURNA-ERDEM BAYAZIT VE ŞİİRİ
    ERDEM BAYAZIT-ŞİİRLER
    RASİM ÖZDENÖREN-HASTALAR VE IŞIKLAR
    RASİM ÖZDENÖREN-GÜL YETİŞTİREN ADAM
    RASİM ÖZDENÖREN-ÇÖZÜLME
    RASİM ÖZDENÖREN-ÇOK SESLİ BİR ÖLÜM
    RASİM ÖZDENÖREN-ÇARPILMIŞLAR
    BURÇAK ÇEREZCİOĞLU-MAVİ SAÇLI KIZ
    ŞEFİK CAN-KONULARINA GÖRE AÇIKLAMALI MESNEVİ TERCÜMESİ II
    IRVING STONE-İNSAN RUHUNUN DERİNLİKLERİNDE FREUD I
    KARL JASPERS-FELSEFE KONUŞMALARI-FELSEFEYE GİRİŞ
    LEVENT BAYRAKTAR-BERGSON
  • “Ne çok şey borçluyuz Siyonist Hıristiyan Trump’a.

    Kendi adıma çok teşekkür ediyorum : Hay sen çok yaşa Trump, Şaron gibi öleme!

    Adam daha ne yapsın; tarihin koridorlarında eski zaman güzellemesi ile mutlu, günümüzün dayatmaları karşısında ezik ve sinik, dünya sevgisi ve ölüm korkusuyla titrek, narkozlu uykulardaki Müslümanları sarsıp kendine getirmek için çırpınıyor.” (Yaşasın Trump! 14.12.2017)

    Herkes düşünsün!

    Liberali, sağcısı, solcusu, muhafazakârı, kemalisti, ulusalcısı… En çok da “Zulüm 1453’de başladı” diyenler.

    İçimizden hatırı sayılır oranda kitleleri devşirdiler. Bu ülkenin canlarını, bu ülkenin değerlerine karşı siyasal ve kültürel Truva atları olarak sahaya sürdüler. Etnik, mezhebi, ideolojik iç çatışmalar armağan ettiler. Dayattıkları ulus devlet formatı, hep ayrışma, güvensizlik, düşmanlık tohumları ekilmesine sebep oldu.

    Saldırgan, sapkın, kudurgan, haydut ve putperest Batı medeniyetinin doğu kolu Rusya’nın işgallerini gördük. Yüzbinlerce şehit verdik, Sarıkamış ve diğer doğu topraklarımızda.

    1915’de “Çanakkale geçilmez!” dedik. Filistin’den Şam, Bağdat, Hicaz’a; Afrika’dan Bosna, Üsküp, Prizren, Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan, Batı Trakya’ya; Kafkaslardan Türk Cumhuriyetler, Diyarbekir, Van, Gaziantep, Urfa, Gaziantep’e, yüzbinlerce Osmanlı toplumunun yiğit çocuklarını şehit vererek… Batı medeniyetinin batı kolu İngiltere ve Fransa’nın işgal girişimlerine göğüs gerdik…

    Çanakkale geçildi!

    1920’de batılı emperyalistler ellerini kollarını sallayarak İstanbul’u işgal ettiler.

    İşgalci Batı güçlerinin ideolojisini, kültürünü amentü haline getiren bir devlet yapılanması çıktı karşımıza.

    O halde bunca kanı niye döktük? Yüzbinlerce şehidi ve yaralıyı niye verdik?

    Anayasadan medeni kanuna, ceza kanunundan ticaret kanununa değin tüm hukuk müktesebatını işgalci, sömürgeci Batıdan aldık.

    Kıyafet başta olmak üzere kültürel tüm verilerimizi, davranış biçimlerimizi değiştirdik. Batı toplumları kertenkele deliğine girse biz de girer olduk.

    Camilere kiliseler gibi sıralar, oturaklar koymayı konuştuk. Yeni kıble Batı olmuştu.

    Ama yine de memnun olmadılar, güvenmediler. Yahudiler, Hıristiyanlar hiç dostumuz olmadı, kıyamete kadar da olmayacaklar.

    “Coğrafya kaderdir” denir. Ateist, liberal, ulusalcı, Kemalist, demokrat olmak fark etmez; Batının gözünde hepsi yine de Müslümandır.

    Dindar, laik Türkiye toplumu olarak neler yapmalıyız?

    Liberaller, Amerikancılar, Avrupacılar! Hâlâ kurtuluşu Batıda mı arayacağız?

    Bize ait değerlere şüpheyle hatta nefretle bakarken Batı’dan gelen her şeyi kutsamaya devam edebilir miyiz?

    Evet… Mahkûm edildiğimiz mağaranın dışına çıkarak, Araf tepesinde, tarihe yön veren Batı’nın kalbimize şırınga ettiği gerçekliklerin sahte olabileceğini düşünerek işe başlayabiliriz.

    Gözlerimizi hakikatin ışığına alıştırarak, modern gözbağcılığın gösterisine dur diyebiliriz.

    Batının merhametten, insanlıktan yoksun çocukları nereye gittilerse toprakları koloni, insanlarını köle yaptılar.

    Amerika yerlilerini düşün: Toprakları çalınan, özgürlükleri elinden alınan. % 90 ‘ı yok edilmiş yerli kardeşlerimizi.

    Afrika’ya bak: Kaynaklarını talan etmeye, insanlık onurunu ayaklar altına almaya koşmalarına. Büyük zulümlerle, hayvan avlar gibi topladıkları insanlarını köleleştirerek Amerika’ya götürmelerine. Renklerinden hakaret kelimeleri üretmelerine, “zenci” demelerine. Köklerinden koparılmış siyah kardeşlerimize…

    Asya’ya dön yüzünü: Muazzam yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ülkelerine akıtmak için insan avına çıktıklarını… İşgallerini sağlamlaştırmak için kitleler arasına fitne ve fesat tohumları ektiklerini. Şirketler kurarak ülkelerin kaynaklarını sömürdüklerini, demografik yapıları değiştirdiklerini gör…

    Hatırla: İki dünya savaşı çıkardıklarını, en az 110 milyonun insanın ölümüne sebep olduklarını. Suçsuz insanların üzerine, şehirlere atom bombası attıklarını.

    En az bir milyon Ruandalıyı Suriyeliyi katlettiklerini, 2 milyona yakın Iraklının yok edildiğini…

    İnsanlığın vicdanını, merhamet duygularını lekelediklerini. Irkçı ve faşist olduklarını. Hitler’i, Mussolini’yi, Lenin’i, Stalin’i, Mao’yu dünyaya belâ ettiklerini. Beyaz’ın efendi diğerlerinin hizmetçi olduğuna inandıklarını.

    Afganistan, Irak, Suriye ve Yemen’de yeni silahlarını denediklerini itiraf eden Amerika’yı, Rusya’yı, İngiltere’yi, Fransa’yı ve diğerlerini…

    Gelelim bize.

    Güçlü bir öze dönüş rüzgârına ihtiyacımız var. Tarihimiz ve tecrübelerimiz bize derinlik ve direnç sağlayacaktır.

    Hep beraber özeleştiri yapmalıyız. 200 yıllık Batılılaşma maceramızın ne getirip götürdüğüne dair.

    Teknolojik üstünlük ve getirdiği zenginlik, dünyanın başına belâ edilmiştir. İnsan ruhunun bu denli çölleştiği, insanın değersizleştiği, küçüldüğü günümüzde; şiddet, sapkınlık, ailenin yara alması, psişik ve nevrotik hastalıkların çığ gibi artması, intiharların yaygınlık kazanması görmezden gelinemez.

    Küresel kapitalizmin patronlarına, din bezirgânlarına, Batı’nın anayasal güce kavuşturduğu ideolojik prangaya karşı sağlıklı, yapısal bir tavır geliştirmeliyiz.

    Önce neye inanacağımızı belirlemek zorundayız: Putlaştırılmış akla ve Şeytan’a mı, sonsuz merhamet sahibi, bağışlayıcı yüce Yaratıcıya mı?

    İman ve aklın yollarını ayıranlara aldırış etmeden değer ve nesne üretmeliyiz.

    Adâlet hiçbir bahane göstermeden hedefimiz olmalı. Ehliyet ve liyakat en önemli ölçü kabul edilmeli, hiçbir partizanlık bu hazineyi değersizleştirememeli.

    Küresel kapitalizme kaynaklarımızı, ulusal/küresel medyaya değerlerimizi yağmalatmayacak rasyonel adımlar atmalıyız.

    Zevk ve sefa içinde, hız ve hazzın kölesi olarak tüketim toplumunun ruhsuz ve amaçsız parçası olmaya hayır diyebilmeliyiz. Lükse, israfa karşı tutarlı ve kararlı bir duruş sergilemeliyiz. İlkelerle büyür, sade bir hayatla geleceği inşa eder; lüks ve konforla batarsınız.

    Üretmeden tüketme peşinde koşmak, küresel kapitalizmin kölesi olmaktır.

    Dünyada en az tasarruf yapan ülkeler arasındayız. Tasarruf, dış güçlerin operasyonları önünde güçlü bir settir.

    Haydut Batı güçten anlamaktadır. Savunma sanayini daha da güçlendirmeli, dışa bağımlılığımızı en aza indirgemeliyiz. Teknolojik eksikliği de olsa silâhlarımızı, araç ve gereçlerimizi kendimiz üretmeliyiz. Yerli yazılımlar hayatî önem arz etmektedir.

    Kadınlarımızı kapitalizmin oyuncağı olmaktan kurtarmalıyız.

    İman, ahlâk, ilim ve davranış bütünlüğünü yakalamalıyız.

    Bütün ilimlerin bir arada verildiği eğitim sistemi; ateizm, deizm, nihilizm dalgalarını kıracaktır.

    Bağımsızlığımızın yolu; iman, ahlâk, akıl, plân, proje bütünlüğünden geçiyor.

    İşte o zaman ülkemizi her türlü saldırıdan koruyabilir, yeniden insanlığın vicdanı, ezilenlerin sesi olabiliriz.

     

    11.08.2018, Kardelen, Ankara

    Mehmet Yavuz AY
  • Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. (OSCAR WILDE)
    Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler. (Wieslaw Brudzinski)
    Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. (Rus Atasözü )
    Rüzgara tüküren, kendi yüzüne tükürür. (İtalyan atasözü )
    Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma. (İsrail atasözü )
    Evlilik bir kale gibidir. Dışardakiler oraya girmek için, içerdekiler de çıkmak için uğraşır dururlar. (Çin atasözü )

    Boş bir çuvalın dik durması zordur. (Benjamin Franklin)
    Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (F.Schiller)
    Bir yengece, doğru yürümesini asla öğretemezsiniz. (Aristophanes)
    Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur. (La Fontaine)
    İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başlari havadadır, doldukça eğilirler. (Montaigne)
    Mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek, ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir. (Montesquie)
    Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur. (Desiderius Erasmus)
    Eğer bir örs isen kendini sabit tut, eğer bir çekiç isen zamanında vur. (G.Herbert)

    Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. (John Lyly)
    İnsanlar kötülüğü arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için aparlar. (J.S.MILL)
    Başlayan herşey biter. (SENECA)
    Biten herşey yeniden başlar.Hiç bir şey yok olamaz. (BAHADIR)
    Sinir köpeklerin özelliğidir. (BAHADIR)
    Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim. (B.SHAW)
    Az anlamak, ters anlamaktan iyidir. (A.FRANCE)
    Zayıfın kini, dostluğu kadar tehlikeli değildir. (V.DRAGUES)
    İstemek, “İstiyorum” demek değil, harekete geçmektir. (A.MAURROIS)

    İnsanların yaptığı sahteparalar kadar paraların yaptığı sahte insanlar vardır. (S.J.HARRIS)
    İnsanin hırsız olup olmadığı, suç ortağından sorulmaz ki! (C.MARLOWE)
    Birçok insan mutluluğu burnunun üstünde unutuğu gözlük gibi etrafta arar. (DROZ)
    Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider. (C.BRUNO)
    Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol. (DALE CARNEGIE)
    Dev eserleri taşlar değil, onları işleyenler meydana getirir. (J.T.MOTLEY)
    Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik. (M.L.KING)
    Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz. (ARAP ATASÖZÜ )
    Bana “Ben sana zarar verebilirim, tekme atabilirim” dersen bil ki insana değil, eşşek ve ata uygun bir özellikle övünüyorsun. (EPIKTETOS)
    Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur. (İTALYAN ATASÖZÜ )
    Nice kötü insanlar vardır ki hiç iyi yanları olmasa daha az tehlikeli olurlardi. (L.ROCHEFOUCAULD)
    Sonuçları değil, baslangıçları değiştirmek gerekir. (ALAIN)
    Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğinki ise robot. (E.FROMM)

    Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki cemiyetin üstüne çıkalım. (NECIP FAZIL KISAKÜREK)
    Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak birşeydir. (A.CAMUS)
    Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsan. Niye bugünden başlamıyorsun? (EPIKTETOS)
    Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok… Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok… (mevlana)
    Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır. (Golti)
    Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerliyebiliyor. (James B.Conont )
    Küçük seylere gereğinden çok önem verenler,elinden büyük iş gelmeyenlerdir. (Eflatun)
    Yumuşak olma ezilirsin , sert olma kırılırsın. (VICTOR HUGO)
    İnsanların umudunu kırma.. Belki de sahip olduğu tek şey odur.
    Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır. (Confucius)
    Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. (Benjamin Franklin)
    Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil aynı zamanda aranan kişi olmaktır. (Foster Wood)
    Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir. (John Christian)
    Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı hemde gelecek treni görür. (J.Harris)

    Acı
    ■ İşi Çok Olanların Gözyaşları İçin Vakitleri Yoktur. LORD BYRON
    ■ Acı Çekmek, Ölmekten Daha Çok Cesaret İster. NAPOLEON
    ■ Tatlı Şeyler, Sonu İyi Biten Acılardır. AESKHYLOS
    ■ Hiçbir Şey, Acıdan Daha Hızlı Gelemez. BAİLEY
    ■ Dünkü Acılar, Bugünkü Sevinçlerin Kaynağını Oluşturur. POLLOK
    ■ Acı, Acıyı Bastırır. TÜRK ATASÖZÜ

    Açlık
    ■ Açlık, Kılıçtan Bile Keskindir. BEAUMONT İLE FLETCHER
    ■ Açlık, Dünyanın En Güzel Salçasıdır. CERVANTES
    ■ Aç Tavuk Düşünde Darı Ambarı Görür. TÜRK ATASÖZÜ

    Akrabalar
    ■ Akrabalarının Sevmediği İnsanı Kimse Sevmez. PLAUTUS
    ■ En Kötü Nefret, Akrabaların Nefretidir. TACITUS
    ■ Akrabalar, Ne Yaşamasını Nede Ölecek Zamanı Bilen İnsanlardır. OSCAR WILDE

    Alçakgönüllülük
    ■ Övülmek İsterseniz,Alçak Gönüllülüğü Yem Olarak Kullanabilirsiniz. CHESTERFİELD
    ■ Gerçekten Alçak Gönüllü Olan Bir İnsan, Kendisinden Hiç Söz Etmeyen İnsandır. LA BRUYERE
    ■ İnsan Gururu Yüzünden De Alçak Gönüllü Olabilir. MANTAİGNE
    ■ İnsan Yüzü Kızaran Hayvandır. MARK TWAİN
    ■ Bir Adamın Gerçekten Büyük Olup Olmadığını, Onun Alçak Gönüllülüğünden Anlayabilirsiniz.
    ■ Senden İyilere Yerini Vermesini Bil. KEBLE

    Aptallık
    ■ Her Aptal Onu Beğenen Başka Bir Aptal Bulur. BOİLEAU
    ■ Gençler, Yaşlıların Aptal Olduklarını Sanırlar, Ama Yaşlılar Gençlerin Aptal Olduklarını Bilirler.
    ■ Bilgili Bir Aptal, Bilgisiz Bir Aptaldan Daha Aptaldır. MOLİERE
    ■ Büyük Tehlike, Yarı Aptallarla Yarı Akıllıların Arasında Yatar. GEOTHE
    ■ Eğer Hiç Aptal Görmek İstemiyorsanız, Gözlüklerinizi Kırın. RABELAİS
    ■ İnsanlar Aptal Olarak Yaşayabilirler; Ama Aptal Olarak Ölemezler. YOUNG
    ■ Aptal Ata Binmiş, Bey Oldum Sanmış. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Kendini Akıllı Sanan Herkes Aptaldır. VOLTAİRE
    ■ Yaşamanın Tadını Çıkarmaktan Korkana Aptal Derim. ALBERT CAMUS

    Aşk
    ■ İlk Ve Son Aşkımız Kendimize Karşı Olandır. BOVEE
    ■ Aşk, Masraflarla Çevrilmiş Bir Duygu Okyanusudur. LORD DEWAR
    ■ Gençlerin İstekleri: Aşk, Para, Sağlık. Yaşlıların İstekleri: Sağlık, Para, Aşk. Erkekler Aşka Aşık Olarak Başlarlar,Kadınlara Aşık Olarak Bitirirler; Kadınlarda Erkeklere Aşık Olarak Başlar, Aşka Aşık Olarak Bitirirler. REMY DE GOURMONT
    ■ Aşk Fransa’da Bir Komedi, İngiltere’de Bir Trajedi,İ Talya’da Bir Opera, Almanya’da Bir Melodramdır. MARGUERİTE BLESSİNGTON
    ■ Aşk, Deniz Meltemleri Gibidir; Sesini Duyarız, Nereden Nereye Gittiğini Kestiremeyiz. BORNE
    ■ Aşkın Gözü Kördür. PROPERTİUS
    ■ Aşk, Yüreklerden Gökyüzüne Kadar Uzanan Ateşten Bir Merdivendir. E.GEİBEL
    ■ Aşk, Yepyeni Kalabilen Eski Bir Masaldır. H.HEİNE
    ■ Aşkın Gelişi, Aklın Gidişidir. ANTOİNE BRET
    ■ Beni Az, Ama Uzun Sev. MARLOWE
    ■ Aşk, Geceyi Bile Gün Işığına Boğabilir. A. SALLE
    ■ Sevmeyi Bilmeyen, Ölmeyi De Bilmez. ANONİM
    ■ Aşk, Sürekli Bir Mutluluktur. GEORGE SAND
    ■ En Tatlı Gelen Sevinç Ve En Kötü Gelen Acı Aşktır. BAİLEY

    Babalar
    ■ Baba Bilgisiyle Adam Olunmaz. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Baba Malı Tükenir. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Babalar, Doğanın Yarattığı Bankerlerdir. FRANSIZ ATASÖZÜ

    Bağışlamak
    ■ Bir Düşmanı Bağışlamak, Bir Dostu Bağışlamaktan Daha Kolaydır. MME.DOROTHEE DELUZY
    ■ Başkalarını Hep Bağışla; Kendini Hiç Bağışlama. SYRUS
    ■ Sevdiklerimiz, Bizi Aldattıkları Zaman Onları Bağışlarız. Aslında En Az Bağışlanması Gereken Kişiler Onlardır.

    Basın
    ■ Basın, Milletin Müşterek Sesidir. ATATÜRK
    ■ Meclis, Konuşma Ve Basın Hürriyetlerini Kısan Kanunlar Yapamaz. ABD ANAYASASI.
    ■ Basın Hürriyeti Kalkarsa, Vicdan, Eğitim, Konuşma Hürriyetleri De Kalkar. F.D.ROOSEVELT
    ■ Basın Hürriyeti, Öteki Hürriyetlerin Emniyet Sübabıdır; Diktatör Hükümetlerden Başka Hiçbir Kuvvet Onu Kısamaz.GEORGE MASON
    ■ Bizi İdare Edenler, Hükümetler Ve Gazetelerdir. WENDEL PHİLLİPS
    ■ Gazetesiz Bir Hükümet İdaresine, Hükümetsiz Bir Gazete İdaresini Tercih Ederim. JEFFERSON
    ■ İyi Bir Başyazıda İnsanlara Kendi Düşüncelerinizi Değil, Onların Düşüncelerini Verebilirsiniz.
    ■ Hürriyetimiz, Basın Hürriyetine Dayanır; Basın Hürriyetide Kaybolmadan Kısılmaz. A.BRİSBANE
    ■ Üç Gazete, Beni Yüz Sancaktan Daha Çok Korkutur. NAPOLEON

    Başarı
    ■ Hiçbir Başarı Kazanamayanlar İçin En Tatlı Şey, Başarıdır. EMİLY DİCKİNSON
    ■ Dünyada Başarı Kazanmanın İki Yolu Vardır: Kendi Aklından Faydalanmak, Başkalarının Akılsızlığından Faydalanmak. BRUYERE
    ■ Dünyada Başarı Kazanabilmek İçin Aptal Görünmeli, Akıllı Olmalıdır. MONTESQUİEU

    Bekarlık
    ■ Bekar Bir Adam, Son Saniyede Daha İyisini Bulan Kadınların Bir Hatırasıdır. ANONİM
    ■ Topluma En Büyük Eserleri, Çocuksuz Adamların Evlenmemiş Olanları Vermişlerdir. BACON
    ■ Bekar Gözüyle Kız Alınmaz. TÜRK ATASÖZÜ

    Bencillik
    ■ Sevgililerin Birbirilerinden Hiç Bıkmamalarının Sebebi, Hep Kendilerinden Söz Etmeleridir.
    ■ Herkesin Sizden İyi Bir Şekilde Söz Etmesini Mi İstiyorsunuz? Öyleyse Kendinizi Övmeyin.PASCAL

    Bilgi
    ■ Gençken Bilgi Ağacını Dikmesek, Yaşlandığımız Zaman Gölgesine Sığınacak Bir Yerimiz Olmayacaktır. S.R.CHAMFORT
    ■ Bilgi, Sevgiyle Zekanın Anasıdır. A.W.HARE
    ■ Bütün Bildiğim, Bir Şey Bilmediğimdir. SOKRATES
    ■ Bazı Şeyleri Yarım Bileceğine, Bir Şey Bilme Daha İyi. NİETZSCHE
    ■ İnsanın, Cahil Olduğunu Bilmesi Bilgiye Atılmış İlk Adımdır. DİSRAELİ
    ■ Dünyada En Zor Şey, İnsanın Kendini Bilmesidir. THALES
    ■ Bildiklerini Saatin Gibi Kullan; Kendine Sakla. Herkesin Ortasında Sık Sık Çıkarıp Caka Satma. CHESTERFİELD
    ■ Başkalarını Bilen Kimse Bilgili, Kendini Bilen Kimse Akıllıdır. LAO-TSZE
    ■ Ne Olacağımızı Değil, Ne Olduğumuzu Biliriz. SHAKESPEARE
    ■ Bazı İnsanlar Koca Evreni Bilirler De Kendilerini Bilmezler. LA FONTAİNE
    ■ Çok Bilenin,Derdi De Çok Olur. LESSİNG

    Boş İnançlar
    ■ Boş İnançlar, Cılız Akıllıların Dinleridir. BURKE
    ■ Boş İnançlarda, Tanrıya Karşı Duygusuz Bir Korku Vardır. CİCERO

    Ceza/Cezaevi
    ■ Suçluları Asmak Onları İyileştiremez Ki. VOLTAİRE
    ■ En Büyük Cezaevi Taş Duvarların, Demir Parmaklıkların Değil, İnsan Kafasının İçidir. LOVELACE
    ■ Haklıların Mahkum Edildiği Bir Ülkede, Bütün Doğruların Yeri Cezaevidir. THOREAU

    Cumhuriyet
    ■ Cumhuriyetler Zenginlikten, Diktatörlerde Yoksulluk Yüzünden Yıkılırlar. MONTESQUİEU

    Çocuklar
    ■ Çocuklar İyi Yapmanın En İyi Yolu Onları Sevindirmektir. OSCAR WILDE
    ■ Çocukları Eleştirmecilerden Çok, Örneklere İhtiyacı Vardır. JOUBERT
    ■ Bir Çocuk Sütle Ve Övgüyle Beslenir.LAMB
    ■ Çocuk Mantığın Uykusudur. ROUSSEAU
    ■ Mutlu Çocuk! Beşik Ne Büyük Geliyor Sana; Büyü De Bakalım Dünyaya Sığabilecek Misin?
    ■ Çocuklar Uyuya Uyuya Büyür, İhtiyarlar Uyuya Uyuya Ölür. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Çocukları Duymayınız, Görünüz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Davranışlar
    ■ Erkekler Yasaları, Kadınlar Davranışları Şekillendirir. DE SEGUR
    ■ Davranışlar Herkesin Kendini Seyrettiği Bir Aynadır. TERENCE

    Dedikodu
    ■ Dünyada, Kendi Hakkında Konuşulmaktan Daha Kötü Bir Şey Vardır; Kendi Hakkında Konuşulmamak.OSCAR WILDE

    Değişme
    ■ Irmaktan Geçerken At Değiştirilmez.TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Her Gün Değişiyoruz; Düşüncelerimizle Eserlerimiz Nasıl Aynı Kalabilir? CARLYLE
    ■ Yüksek Bir Mevkiye Yerleşen Alçak Bir Kişiden Daha Kötü Bir Şey Olamaz. CLAUDİANUS

    Demokrasi
    ■ Demokrasi, Halkın Halk Tarafından Halk İçin İradesidir.LİNCOLN
    ■ Demokrasinin Kusurları, Yine Demokrasiyle Kapatılır. ALFRED E.SMİTH
    ■ Demokrasi Demek, ”Sende Benim Kadar İyisin” Demektir. THEODORE PARKER

    Deney
    ■ Deneyler, En İyi Öğretmenlerdir. Yalnız Okul Masrafları Biraz Çoktur. CARLYLE
    ■ Başkalarının Deneylerinden Yararlanmayı Bilecek Kadar Akıllı Kimse Var Mı Şu Dünyada.

    Diktatörlük
    ■ Nasıl Güneş Batmadan Akşam Olmazsa; Basının Elinden Özgürlüğü Alınmadan Da Diktatörlük Olmaz. COLTON
    ■ Bir Ulusu Tek Kişinin İdare Edebileceğine İnanırım, Şu Şartla: O Adam Ayaklarında Çizme, Elinde Kırbaç, O Ulus Sırtında Semerle Doğarsa.
    ALGERNON SİDNEY
    ■ İyi Bir Anayasa, En İyi Diktatörlükten Kat Kat İyidir. MACAULAY

    Dil
    ■ Kendi Dilini Tam Olarak Bilmeyen, Başka Dili De Öğrenemez. G. BERNARD SHAV
    ■ Kuşlar Ayaklarıyla, İnsanlar Dilleriyle Yakalanırlar. THOMAS FULLER
    ■ Dil Sürçeceğine Ayak Sürçsün Daha İyi. HERBERT
    ■ Dilsiz Olmak, Çok Söylemekten Yeğdir. TÜRK ATASÖZÜ

    Dilenciler
    ■ Ölü Bir İmparator Olmaktansa, Yaşayan Bir Dilenci Olmak Daha İyidir. LA FONTAİNE
    ■ Bir Dilenciyi At Sırtına Koy Da Bak, Nasıl Dört Nala Sürüyor. BURTON
    ■ Dilencilerin Seçmeye Hakkı Yoktur. BEAUMONT İLE FLETCHER

    Doktrinin
    ■ Doktrinin Derisi Soğukluktur, Ama İçi Tıka Basa Samanla Doludur. HENRY W.BEECHER DOSTST
    ■ Üç Gerçek Dost Vardır: Yaşlı Bir Eş, Yaşlı Bir Köpek, Hazır Para. FRANKLIN
    ■ Dostu Olmayanın Düşmanı Da Olmaz. TENNYSON

    Düşman
    ■ İnsanın En Büyük Düşmanı Kendisidir. CİCERO
    ■ Bir Tek Düşmanı Olan, Her Yerde Onunla Karşılaşır. EMERSON
    ■ Tanrı’ya Ettiğim Dua Pek Kısadır: ”Tanrım, Düşmanlarımı Gülünç Duruma Düşür. ”VOLTAİRE
    ■ Düşmanın Eline Kılıç Verilmez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanın Karınca Gibi İse Sen Onu Fil Gibi San. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanım Dost Olacağına, Düşman Olsun Daha İyi. BİAS
    ■ Uyuyan Köpeği Uyandırmaya Gelmez. ALLESSANDRO ALLEGRİ
    ■ Unutma Ki, Ağzında Bal Olan Arının Kuyruğunda Da İğnesi Vardır. LYLY

    Düşünce
    ■ Fikirler Cebir Ve Şiddetle, Top Ve Tüfekle Asla Öldürülemez. ATATÜRK
    ■ Büyük İşler Gibi, Büyük Düşüncelerinde Davula İhtiyaçları Yoktur. BAİLEY
    ■ Uyuyan Düşünce, Bir Daha Uyumaz. CARLYLE
    ■ Düşünceler İyi Ve Cesur Olanların Beyinlerinde, Kollarında Gelişmelidir; Yoksa Rüya Olmaktan İleri Gidemezler. EMERSON
    ■ Hiçbir Ordu, Zamanı Gelmiş Bir Düşünceye Karşı Koyamaz. VİCTOR HUGO
    ■ Düşüncelerini Değiştirmeyenler Sadece Aptallarla Ölülerdir. LOWELL
    ■ Düşünüyorum, Öyleyse Varım. DESCARTES
    ■ Düşünmeden Öğrenmek, Vakit Kaybetmektir. KONFİÇYUZ
    ■ Herkes Düşüncelerinde Yanılabilir. Ama Aptallar Bir Türlü Yanıldıklarını Anlayamazlar. CİCERO
    ■ Soylu Düşünceleri Olan Kişiler Yalnız Değildirler. SİR PHİLİP SİDNEY
    ■ Büyük Düşünceler, Yürekten Doğar. VAUVENARGUES
    ■ İnsan, Savaşmadığı Düşüncelerini Değiştiremez. THOMAS MANN
    ■ Düşünce Rüzgar, Bilgi, Yelken, İnsanlık Bir Kayığın Kendisidir. A.W.HARE
    ■ Ölümsüz Olarak Bildiğim Tek Şey, Düşüncedir. MEREDİTH
    ■ Acayip Şeyler, Acayip Düşüncelerden Doğar. SHELLEY
    ■ Düşüncelerle Karşılaşınca, Zayıflar Korkar, Aptallar Karşı Gelir, Akıllılar Karar Verir. J.ROLAND
    ■ Alçakgönüllü Yüreklerde Yaşayan Düşünceler, Yüksek Düşüncelerdir. MONTAİGNE

    Gece
    ■ Gecenin Kara Pelerini Herkesi Aynı Şekilde Örter. DU BARTAS
    ■ Sabah Yaklaştıkça, Gece Kararır. LONGFELLOW
    ■ Gece, Kadınlarla Yıldızları Güzel Gösterir. LORD BYRON
    ■ Gecenin Binlerce Gözü Vardır. W.BOURDİLLON

    Geçmiş
    ■ Geleceğin En İyi Peygamberi Geçmiştir. JOHN SHERMAN
    ■ Geçmişi Hatırlamayanlar, Onu Bir Kere Daha Yaşamak Zorunda Kalırlar. GEORGE SANTAYANA
    ■ Geçmiş, Bir Kova Külden Başka Bir Şey Değildir. CARL SANDBURG

    Gelecek
    ■ Dünyada Her Şey Yıkılsa Bile, Gelecek Yerinde Durur. BOVEE
    ■ Geleceği Hiç Düşünmem; Ansızın Geliverir. ALBERT EİNSTEİN
    ■ Bu Günü Görmek.Geleceği Görmekten Daha Kolaydır. FRANKLİN
    ■ Geleceği Satın Alabilecek Tek Şey, Bugündür. SAMUEL JOHNSON

    Gençlik
    ■ Geçlik, İnsanın Başına Hayatta Bir Kere Gelir. LONGFELLOW
    ■ Gençliğimizin Rüyalarından Ayrılmalıyız. SCHİLLER
    ■ Ne Kadar Uzun Yaşarsanız Yaşayın; İlk Yirmi Yıl Ömrünüzün En Uzun Yarısıdır. SOUTHEY
    ■ Gençlikte, Güzellikte Akıl Arama! HOMEROS

    Gözler
    ■ Gözler Kendilerine, Kulaklar Başkalarına İnanırlar. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ İnsan, Gözleri Kapalı Olduğu Zaman Da Görebilir. COLERİDGE
    ■ Bütün Mesele, Ruhları Görebilecek Gözler Edinmektir. LORD BYRON
    ■ Gözler İnsan Ruhunun Penceresidir. DU BARTAS

    Gözyaşları
    ■ Gözyaşları, Acının Sessiz Sözleridir. VOLTAİRE
    ■ Gözyaşları, İnsan Ruhuna Yağan Yaz Yağmurlarıdır. ALFRED AUSTİN
    ■ En Çabuk Kuruyan Şey, Gözyaşıdır. CİCERO

    Gurur
    ■ Gururla Zayıflık, İkiz Kardeştirler. LOWELL
    ■ Küçük İnsanların Büyük Gururları Vardır. VOLTAİRE
    ■ Bütün Büyük Yanlışlıkların Altında Gurur Yatar. RUSKIN
    Kadın
    ■ Bir Kadın Sevgisine Ulaşmak İçin Geçilen Yolların En Kısası”Acındırmak”Tır. B.I.FLETCHER
    ■ Kadını Güzel Yapan Tanrı; Sevimli Yapanda Şeytandır. VİCTOR HUGO
    ■ Kadınların Aşkları Suya Yazılmış İnançlarıda Kuma Çizilmiştir. AYTOUN
    ■ Kadınların Üzüntüsü Yaz Fırtınası Gibidir; Şiddetli Ama Kısa Olur. JOANNA BAİLLİE
    ■ Kadın İnsanın Gölgesi Gibidir; Kovalarsanız Kaçar, Kaçarsanız Kovalar. CHAMFORT
    ■ Erkekler, Kadınlara İstediklerini Söylerler; Kadınlar, Erkeklere İstediklerini Yaparlar. DE SEGUR
    ■ Kadınların Çoğu, Resimleri Kadar Genç Değildir.SİR MAX BEERBOHM
    ■ Kadınlar, Gururlarını Kurtaran Yalanlardan Hoşlanırlar. G.F.ATHERTON
    ■ Kadınların Ellerine Düşeceğine Kucaklarına Düş. BİERCE
    ■ Kadınların En Büyük Suçları Erkeklere Benzemek İstemeleridir. DE MAİSTRE
    ■ Kadının Namusunu Erkeklere Karşı Koruması, Ününü Kadınlara Karşı Korumasından Çok Daha Kolaydır. ROCHEBRUNE
    ■ Kadının Kötüsü Kadar Kötü, İyisi Kadar Da İyi Bir Yaratık Yoktur. EURİPİDES
    ■ Bir Kedinin Dokuz Canı, Bir Kadının Da Dokuz Kedi Kadar Canı Vardır. FULLER

    Kalem
    ■ Kalem, Kılıçtan Daha Güçlüdür. BULWER-LYTTON
    ■ Kalem, Acemi Avcıların Elinde Hedefini Şaşıran Bir Ok Da Olabilir. BARACCİO
    ■ Dünyayı Yönetenler Kalem, Mürekkep Ve Kağıttır. JAMES HOWELL

    Kan
    ■ Kan Dökenin Kanı Temiz Kalmaz. BARACCİO

    Kandırma
    ■ İnsanı Kendisi Kadar Kimse Kandıramaz.GREVİLLE

    Evlilik
    ■ Bütün Bildiklerini Karısına Söyleyen Koca, Az Şey Biliyor Demektir. THOMAS FULLER
    ■ Karılar; Gençlerin Sevgilisi, Orta Yaşlıların Arkadaşları, Yaşlılarında Dadısıdır. BACON
    ■ Kötü Kızdan İyi Karı Olmaz. FRANKLIN
    ■ Bütün Kocalar Aynıdır, Yüzleri Değişik Olmazsa Birbirinden Ayırt Edemezsiniz. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Sağır, İyi Bir Karıda Kör Olmalıdır. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Geceleyin İlk Uyuyan, Sabahleyin De Son Kalkan Kişi Olmamalıdır. BALZAC

    Komşu
    ■ Arkadaşsız Ederiz, Ama Komşusuz Edemeyiz. THOMAS FULLER
    ■ Komşunun Tarlası Daha Verimli, Komşunun Sütü Daha Çok Görünür. OVİDİUS

    Konuk
    ■ Misafir Misafiri İstemez; Ev Sahibi Hiçbirini İstemez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Hiçbir Konuk Üç Günden Fazla Çekilmez. PLAUTUS
    ■ Fırtınanın Kapınıza Attığı Konuklara İyi Davranın. HORATİUS

    Konuşmak
    ■ Konuşmak, Öğrenmeye Yol Açar; Ama Dehanın Okulu Yalnızlıktır. GİBBON
    ■ Sessizlik De Bir Çeşit Konuşma Sanatıdır. HAZZLİTT
    ■ İnsan Ne Kadar Az Düşünürse, O Kadar Çok Konuşur. MONTESQUIE
    ■ Her İnsanın Düşündüğünü Söylemeye, Her Dinleyenin De Ona Karşı Çıkmaya Hakkı Vardır. SAMUEL JOHSON
    ■ Söylediklerini Kabul Etmeyebilirim; Ama Söyleme Hakkını Ölünceye Kadar Desteklerim. VOLTAİRE
    ■ Konuşma, İnsanın Aklını Kullanma Sanatıdır. EFLATUN
    ■ Çok Konuştukça, Düşünce Ölür. HALİL CİBRAN

    Kötülük
    ■ Biri Sana Kötülük Ederse Unut, Ama Sen Birine Kötülük Edersen Hiç Unutma. HALİL CİBRAN
    ■ Kötü Olaylar, Kötü Sebeplerden Doğar. ARİSTOPHANES
    ■ Çamur Atma; Hedefini Şaşırır, Kirli Ellerinle Kalıverirsin. JOSEPH PARKER
    ■ Kötü Kazanabilir.Ama Üstün Gelemez. JOSEPH ROUX
    ■ Kötülüğün İçine Kolayca Girilir, Ama Güçlükle Çıkılır. MME.DE.MAİNTENON.
    ■ En Çok, Kendine Yapacağın Kötülüklerden Kork. PESTALLOZİ
    ■ Kimse Bir Birinden Kötü Olamaz. JUVENAL
    ■ Kötülükle Ancak Kötülük Uyuşabilir. LİVY

    Moda
    ■ Modadan Ayrılmayan Bir Kadın, Kendine Aşık Olmuş Bir Kadındır. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Moda Öyle Dayanılmaz, Öyle Çirkin Bir Şey Ki, Altı Ayda Bir Değiştirmek Zorunda Kalırız. O.WILDE

    Mutluluk
    ■ Bana Bir Mutluluk Söyleyin Ki, Acı Karşılığında Elde Edilmiş Olmasın. MARGERET OLİPHANT
    ■ Herkes Mutluluktan Bahseder, Ama Pek Az Kimse Bilir Onu. MME.JEANNE P.ROLAND.
    ■ Herkes Kendi Mutluluğunun Demircisidir. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ Talihli Olanların Horozları Bile Yumurtlamaya Başlar. RUS ATASÖZÜ
    ■ Mutluluk, Sağlamlığı Yaratır. C.W.CURTİS
    ■ Mutluluk, Paylaşılmak İçin Yaratılmıştır. CORNEİLLE
    ■ Mutluluk, Bizi Zorlayan Kadere Karşı Kazanılan Zaferlerin En Büyüğüdür. ALBERT CAMUS
    ■ İnsanlar İçin En İdeal Düzen, Onların Mutlu Olduğu Düzendir. ALBERT CAMUS
    ■ Başkalarının Mutluluğundan Kendine Pay Çıkaran İnsan, En Mutlu İnsandır. GEOTHE

    Namus
    ■ Namuslu Davranmak En İyi Siyasettir. CERVANTES
    ■ Namuslu Bir Adam, Tanrı’nın En Soylu Eseridir. ALEXANDER POPE

    Nükte
    ■ Keskin Nükteler De ,Keskin Bıçaklar Gibi Sık Sık Sahiplerinin Parmaklarını Keser. ARROWSMİTH
    ■ Nükte, Konuşmanın Yemeği Değil, Tuzudur. HAZZALİT
    ■ Bir Gram Nükte, Bir Kilo Acıya Bedeldir. RİCHARD BAXTER
    Öğrenmek
    ■ Herkes Öğrenmek İster; Kimsede Karşılığını Vermeye Kalkışmaz.JUVENAL
    ■ Öğrenmenin Üç Kaynağı Vardır; Çok Görmek, Çok Acı Çekmek, Çok Çalışmaktır. CATHERALL
    ■ İnsan, Kendi Yanlışlarından Çok Şey Öğrenebilir. FREUDE

    Öğüt
    ■ Verilen Öğütlerden Yalnız Akıllılar Yararlanır. SYRUS
    ■ Hiçbir Zaman Kimseye Savaşa Gitmeyi Ya Da Evlenmeyi Öğütleme. İSPANYOL ATASÖZÜ
    ■ Konuşacak Zamanı Bil; Krallara Öğüt Vermek Tehlikelerin En Büyüğüdür. HERRİCK
    ■ Sakın Bir Toplulukta Öğüt Vermeye Kalkma. ARAP ATASÖZÜ
    ■ Sersemler Bile Ara Sıra İyi Öğütler Verir. BOİLEAU
    ■ Ne Öğüt Verirsen Ver, Yalnız Kısa Olsun. HORİTUS
    ■ Öğüt, Geçer Akçelerin En Küçüğüdür. BİERCE
    ■ Aklı Az Olanın Verdiği Öğüt Çok Olur. BOİLEAU
    ■ En İyi Öğüdü Ancak Kendine Verebilirsin. CİCERO
    ■ En İyi Öğüt Verenler Kadınlardır. CELDERON
    ■ Salım Limanda Olanlar, Rahat Öğüt Verirler. SCHİLLER

    Övgü
    ■ Akıllı Erkeği Arkasından, Kadını Da Yüzüne Karşı Öv. GAL ATASÖZÜ
    ■ Bütün Seslerin En Tatlısı Övgüdür. KSENOPHON
    ■ Beni Daha Az Övseydin, Seni Daha Çok Överdim. LOUİS XIV

    Özür
    ■ Özür, Yalandan Daha Korkunç, Daha Kötüdür; Üstü Örtülmüş Bir Yalandır Çünkü. ALEXANDER POPE
    ■ Akıllı Bir Kimse, Hiçbir Zaman Özür Dilemek Zorunda Kalmaz. EMERSON

    Para
    ■ Para İyi Bir Uşak, Kötü Bir Efendidir. BACON
    ■ Paranın Değerini Öğrenmek İsterseniz, Borç Almaya Çalışın. FRANKLIN
    ■ Varlığında Bu Kadar Gururlandığın Paran, Senin Dcğumunu Değiştiremez Ki. HORATİUSUS
    ■ Para Konuşunca, Doğruluk Susar.

    Rus Atasözü
    ■ Para Arttıkça, Para Sevgisi De Artar.JUVENAL
    ■ Para Önden Gidip İnsana Bütün Yolları Açar. SHAKESPEARE
    ■ Çoğu Kötülüğün Başı, Para Sevgisidir. ANONİM

    Partiler
    ■ Ülkenin Yararlı Olan, Partisine De Yararlı Olur. R.B.HAYES
    ■ Siyasi Partiler Birbirini Kontrol Etmek İçin Kurulurlar. HENRY CLAY
    ■ Partiler, Düzenli Düşüncelerdir. DİSRAELİ

    Pazarlık
    ■ Pazarlık Etmek İçin, En Az İki Kişi Olması Gereklidir. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Kimsenin Kazançlı Olmadığı Pazarlık, Kötü Bir Pazarlıktır. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Az Samimiyet Tehlikeli, Çok Samimiyet De, Çok Tehlikelidir. OSCAR WİLDE
    ■ Samimiyetin Dili Yoktur. O, Gözlerden Anlaşılır. ATATÜRK
    ■ Samimiyeti Yitirmek, Gücünü Yitirmektir. BOVEE

    Sanat
    ■ Sanatsız Kalan Bir Milletin Hayat Damarlarından Biri Kopmuş Demektir. ATATÜRK
    ■ Sanat Ne Kadar Uzun Tanrım, Hayat Ne Kadar Kısa.! GOETHE
    ■ Sanatı Duyan İnsanlarla, Sanatı Anlayan İnsanlar Çoktur; Ama Sanatı Hem Duyan, Hem De Anlayan İnsan Pek Azdır . G.S. HİLARD
    ■ Sanatçıya İki Göz Yetmez. LAMARTINE
    ■ Sanatlar, Hürriyet Tarafından Emzirilince Büyürler. SCHİLLER
    ■ Sanatın Düşmanı Bilgisizliktir. BEN JOHNSON

    Savaş
    ■ Harp Zorunlu Ve Kaçınılmaz Olmalıdır. Milletin Hayatı Tehlikeyle Karşı Karşıya Kalmadıkça Harp Bir Cinayettir. ATATÜRK
    ■ Savaşta Bütün Gecikmeler Tehlikelidir. DRYDEN
    ■ Savaşı Bilmeyen, Barışı Da Bilmez. JAPON ATASÖZÜ
    ■ Savaş, Bulduğu Ülkeyi Bir Daha Bırakmaz. BURKE
    ■ Savaşta Yasalar Susar. CİCERO
    ■ Kötü Bir Barış, Savaştan Daha Berbattır. TACİTUS
    ■ Akıllılar Dövüşmeden Önce Kazanırlar, Cahiller Kazanmak İçin Dövüşürler. ZHUGE LİANG

    Sır
    ■ Başkaları Senin Sırrını Açıklamasını İstemiyorsan, Sen Kendi Sırrını Açıklama. SENACA
    ■ Bir İnsan Sarhoş Olunca Ya Da Aşık Olunca Sır Tutamaz. ANTİPHANES

    Siyaset
    ■ Her Siyasi Parti, Kendi Yalanını Yutarken Ölür. JOHN ARBUTHNOT
    ■ Bir Siyasetçi Gelecek Seçimi, Bir Devlet Adamı Gelecek Kuşağı Düşünür. JAMES F.CLARKE
    ■ Devlet Adamı Koyunu Kırpar; Siyasetçi Koyunun Derisini Yüzer. AUSTİN O’MALLEY
    ■ Çağdaş Siyasi Toplum, ”İnsanları Umutsuzluğa Düşürme Makinesi” Dir. ALBERT CAMUS
    ■ Muhalefetin Görevi, Muhalefet Etmektir. RANDOLPH CHURCHİLL
    ■ Siyasetle Ahlakı Ayıranlar, İkisine De Bir Şey Anlamamışlar Demektir. JOHN MORLEY

    Sonuç
    ■ Küçük Bir Kıvılcım, Yangına Sebep Olur. DANTE
    ■ Koca Selleri Meydana Getirenler, Küçük Dereciklerdir. SHAKESPEARE

    Süslenmek
    ■ Çok Süslenenlere Bakın; Hepside Gizlenmek İstiyordur. ARİSTO
    ■ Hiç Giyinmeyen Bir Güzel, En İyi Biçimde Giyinmiş Demektir. PHİNEAS FLETCHER
    ■ Aynaya Bakacağına, Üstündeki Elbiselere Bak. BARACCİO

    Şeref
    ■ Her Aşık, Şairdir. EFLATUN
    ■ Şairlerin Yalan Söylemek İçin Ehliyetleri Vardır. PLİNİUS
    ■ Şiir Şeytanın Şarabıdır. ST AUGUSTINE
    ■ Şiir, Güzelliğin Ülkesinde Yaşayan Gerçektir. GİLFİLLAN
    TARAFSIZLIK
    ■ Yürek Hiçbir Zaman Tarafsız Değildir. SHAFESBURY
    ■ Tarafsızlık, Bir İlke Olarak Sürüp Giderse, Zayıflık Olur. KOSSUTH
    ■ Tarafsızlık, Geri Tepen Bir Armağandır. BARACCİO

    Tarım
    ■ Gerçek Çiftçi, Ürününü Göremeyeceğini Bildiği Halde, Toprağını Eken Adamdır. CİCERO

    Tarih
    ■ Tarih, Olmayan Olayların, O Olayların Geçtiği Yerde Bulunmayan Kişiler Tarafından Yazılışıdır.
    ■ Tarih İnsanların, Düşlerin En Aydınlık Olanların Gerçekleştirmek İçin Giriştikleri Umutsuz Bir Çabadan Başka Bir Şey Değildir,ALBERT CAMUS

    Tartışma
    ■ Herkes Benim Düşünceme Katılırsa, Yanılmış Olmaktan Korkarım. OSCAR WILDE
    ■ Akıllılar, Sebepler Konusunda Tartışır; Aptallar Da Karar Verir. ANARCHASİS
    ■ Güçlü, Acı Kelimeler Zayıf Bir Sebebe Dayanır. VİCTOR HUGO
    ■ Sakın Sofrada Tartışmaya Kalkmayın; Nasıl Olsa Aç Olmayan Kazanacaktır. WHATELY
    ■ Tartışırken, Doğruluk Hep Kaybolur. SYRUS
    ■ Tartışmalarda Yapılan Benzetmeler, Aşkta Söylenen Şarkılara Benzerler. Hiçbir Şeyi Kanıtlamazlar. PRİOR

    Tutsaklık
    ■ Bir Tutsağın Boynuna Geçirdiğiniz Zincirin Öteki Ucu, Kendi Boynunuza Takılıverir. EMERSON
    ■ Bir Ulus; Yarısı Hür, Yarısı Tutsak Olursa Yaşayamaz. LİNCOLN
    ■ Zayıfların Haklarını Korumak İçin Konuşmayanlar, Tutsaklardır. LOWELL

    Ulus
    ■ Ulusların Çoğu Çocuklara Benzerler. Büyüdükçe Huylarını Değiştiremez Olursunuz. ROUSSEAU
    ■ İnsanlar Gibi Uluslar Da Deneylerle Güçlenirler. S.SMİLES
    ■ Bir Ulusun Değeri, O Ulusu Meydana Getiren Bireylerin Değeriyle Ölçülür. JOHN STUART MİLL

    Umut
    ■ Umut, Yoksulun Ekmeğidir. THALES
    ■ Hastalar İçin Hayat Oldukça, Umut Da Vardır. CİCERO
    ■ Umut Olmadan, Umut Edilen Ele Geçirilemez. LİESHERAK
    ■ Umut, Çalışkanların Rüyasıdır. PLİNİUS
    ■ Kadınların Umudu Gün Işığında Örülmüştür; Bir Gölge, Onları Karartır. GEORGE ELİOT
    ■ Umut,Genç Tutkuların Dadısıdır. BİCKERSTAFF

    Umutsuzluk
    ■ Yaşayanlar İçin Umut Her Zaman Vardır. Umutsuzluk, Ölüler İçindir. THEOKRİTOS
    ■ Umutsuzluk, Sersemlerin Elde Ettiği Bir Sonuçtur. DİSRAELİ

    Ülkü
    ■ Bir İnsanı Bulunduğu Mevkiyle Değil, Göz Koyduğu Mevkiyle Ölçmek Gerekir. TOLSTOY
    ■ Ülkü, Dünyayı Yaşatan Bir Güçtür. J.G. HOLLAND
    ■ Ülkülerimiz Bizden Daha Temizdirler. A.B. ALCOTT

    Ün
    ■ Öldükten Sonra Unutulmak İstemiyorsanız Ya Okumaya Değer Şeyler Yazın Yada Yazılmaya Değer Şeyler Yapın. FRANKLIN
    ■ Ansızın Yükseliveren Kişiler Pek Beğenilirler. Ama Toprağa Hızla Basın Bir Kere, Tozun, Samanların, Tüylerin Yükseldiğini Göreceksiniz. HARE

    Üzüntü
    ■ Zamanın Azaltamadığı, Yumuşatamadığı Üzüntü Yoktur. CİCERO
    ■ Üzüntü Bir İlaçtır. WİLLİAM COWPER
    ■ Ağır Bulutlar Gibi, Ağır Yüreklerde Sularını Akıtınca Rahatlarlar. RİVAROL

    Vermek
    ■ Malını Veren Az Vermiş Sayılır. İnsanın Kendisini Vermesi Gerekir. HALİL CİBRAN
    ■ Yalnız Verilene Bakma; Verene De Bak. SECENA
    ■ Büyük Armağan Veren, Büyük Armağan Umar. MARTİAL
    ■ Hediye Atın Dişlerine Bakılmaz. ST.JEROME

    Vicdan
    ■ Temiz Bir Vicdan Kadar Yumuşak Hiçbir Yastık Yoktur. FRANSIZ ATASÖZÜ
    ■ Kendi Yüreğinden Korktuğum Kadar Ne Papadan,Ne De Papazlardan Korkuyorum. LUTHER

    Yaş
    ■ En İyi Yananlar, Eski Odunlar; En Güvenilen Kimseler, Eski Dostlar; En Rahat Okunanlar Da,Eski Yazarlardır. BACON
    ■ Yirmi Yaşında Yakışıklı, Otuz Yaşında Güçlü, Kırk Yaşında Zengin, Elli Yaşında Akıllı Olmayan İnsan Hiçbir Zaman Yakışıklı, Güçlü, Zengin Ve Akıllı Olamaz. HERBERT
    ■ Yirmi Yaşında İstek, Otuz Yaşında Zeka, Kırk Yaşında Akıl Önemlidir. FRANKLIN
    ■ Çizgiler, Yüreklerimizde Değil, Yalnız Alınlarımızda Belirir. Çünkü İnsanın Ruhu Hiçbir Zaman Yaşlanmaz. JAMES A.GARFİELD
    ■ Gençlikte Günler Kısa, Yıllar Uzun; Yaşlılıkta Da Günler Uzun, Yıllar Kısadır. PANİN
    ■ İnsanın Kırk Yaşına Kadar Geçen Yılları Bir Kitap, Geri Kalan Yılları Da O Kitabın Eleştirmesidir. SCHOPENHAUER
    ■ Yaşlılar Her Şeye İnanırlar; Orta Yaşlılar Her Şeyden Kuşkulanırlar; Gençler De Her Şeyi Bilirler.
    ■ Herkesi Bıktırıncaya Kadar Yaşayan, Çok Yaşamış Demektir. H.GEOGE BOHN
    ■ Yaş Da Sevgi Gibidir; Saklanamaz. THOMAS DEKKER
    ■ Kalbin Yaşı Yoktur. EUGENE IONESCO
    ■ Eğlence, Gençlikte Günah, Yaşlılıkta Çılgınlıktır. SAMUEL DANİEL
    ■ Pek Az Kimse Yaşlanmasını Bilir. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Yaşlanmak İsteriz.Ama Yaşlılıktan Korkarız; Bu Hayatı Ne Kadar Sevip, Ölümden Nasıl Kaçmak İstediğimizi Gösterir. LA BRUYERE
    ■ Hiçbir Akıllı Adam, Daha Genç Olmayı İstememiştir. JONATHAN SWİFT
    ■ Yaşlanmadan Önce İyi Yaşamak; Yaşlandıktan Sonra Da İyi Ölmek İstedim. SENECA
    ■ Kimse, Yaşlı Bir Adam Kadar Sevemez. SOFOKLES
    ■ Yaşlılık Ölümden Çok Daha Korkunçtur. JUVENAL
    ■ Yaşlılar İçin, Öğretmenimin Zamanı Hiç Geçmez. AESKHYLOS
    ■ Kadınlarla Müziğin Yaşı Yoktur. GOLDSMİTH

    Yemek
    ■ İnsanın Kalbine Giden Yol, Midesinden Geçer. SARAH P .PARTON
    ■ Bana Ne Yediğini Söyle, Nasıl Bir Adam Olduğunu Söyleyeyim Sana. BRİLLAT SAVARİN
    ■ Yaşamak İçin Yemelisin, Yemek İçin Yaşamalısın. CİCERO

    Yemin
    ■ Yeminine Bakıp İnsana İnanma; İnsana Bakıp Yeminine İnan. AESKHYLOS
    ■ Çok Yalan Söyleyenin Ettiği Yemin De Çok Olur. ALFİERİ
    Yengi/Yenilgi
    ■Kendi Kendine Yenmek, Zaferlerin En Büyüğüdür. EFLATUN
    ■Yenilgi, Eğitimden Başka Bir Şey Değildir. WENDELL PHİLİPS
    ■Yenilgi, Bir Umutsuzluk Kaynağı Değil, Taze Bir Başlangıç Olmalıdır. SOUTH

    Yolculuk
    ■Başka Ülkeleri Ne Kadar Çok Görürsem, Kendi Ülkemi O Kadar Çok Severim. MME.DE STAEL
    ■Yolculuk Ederken Gözlerini Yanına Almayı Unutma. A.B. ALCOTT

    Yönetim
    ■İşin İçine Çok Aşçı Girdi Mi, Çorbanın Tadı Tuzu Kalmaz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Zaman
    ■Zamanı Sıkıştırmaya Kalkma; Hayatı Meydana Getiren Şey Zamandır. FRANKLİN
    ■Zaman, Tutsaklar İçin Yaratılmıştır. JOHN B.BUCKSTONE
    ■Vakitsiz Açan Gül, Tez Solar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zamanın Mahvetmeyeceği Bir Şey Yoktur. HORATİUS

    Zenginlik
    ■İnsanın Hayatını Düzenleyen Akıl Değil, Zenginliktir. CİCERO
    ■Yalnız Akıllar Zenginliklerini Kullanabilir. EURİPİDES
    ■Zenginin Malı, Züğürdün Çenesini Yorar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zenginlik İnsanı Ya Destekler Ya Da Yönetir. HORATİUS
    ■Hayat Kısadır.İnsan Zenginliğini Kullanmaya Ne Kadar Erken Başlarsa O Kadar İyidir. SAMUEL JOHNSON
    ■Zenginliğin Zevkleri Yoksulların Gözyaşlarıyla Satın Alınır. THOMAS FULLER
    ■Madem Ki Bu Zenginlikler Senin, Neden Öteki Dünyaya Götürmüyorsun? FRANKLİN
    ■Zengin Adamlarda Sağduyuya Pek Rastlanmaz. JUVENAL
    ■Yoksullara Pek Cömert Davranan Zenginlere Güvenme. PLAUTUS
    ■Dünyada Okuduğum En Güzel Kitap Nedir Diye Sordular. “Annem” Adlı Kitaptır Dedim A.LINCOLN.