Evlilikleri ne kadar iyi olsa da, bir kadının kendini değerli bulması sadece kocasının ya da bir “erkeğin gözündeki değer” ile sınırlı görmemeli. Bu, tek başına değer ihtiyacını karşılamaya yetmez. Kadının, kocadan bağımsız olarak da kendini değerli görebilmesi gerekir. Bunun için, ona değer katacak başka yetenekleri geliştirmeli. “Olursa iyi olur, ama olmaması hayatın sonu değildir” diye düşünmek için kendine güvenini sağlayacak özellikleri olmalı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bolluk içinde yüzen toplumlarda ve zengin eyaletlerde, uzun süredir, artık uyanmaya başladığımız bir rüya görüyorduk: Bu, insanların sosyoekonomik durumunu iyileştirmemiz halinde her şeyin yoluna gireceği, insanların mutlu olacağı rüyasıydı. Karşımıza çıkan gerçek ise şudur: Yaşama savaşı şiddetini kaybedince, “Ne için yaşam?” sorusu gündeme gelmiştir.
Pek çok toplumda olduğu gibi, bizde de kadınların bu hayatta üslendikleri roller daha ziyade cinsiyetleri ile ilgili. Meşguliyetleri de, büyük ölçüde dişilikleri ve kadınlıkları ile sınırlandırılmış durumda. Bu ise, çoğu zaman yaratılıştan verilenlerin tümünü ifade etmemektedir.
Kişinin doğuştan getirdiği yeteneklerin uygulama alanına konulması engellenmişse, bu bir anlamda
“kadınlığına hapsedilmek”tir.
Erkekler eğitimleri, iş alanları, hobileri, sosyal etkinlikleri ile kendinde bulunan farklı yeteneklerini uygulama alanına koyar ve rahatlarlar. Bu sebeple de, hayatlarından, eşleri kadar şikayetçi olmazlar.
Kadınlar ise, kendilerine biçilen rolleri itibariyle, daha çok cinsiyetleri ile sınırlı bir hayat yaşadıkları için, içlerinde hep bir boşluk hissetmeye meyillidirler. Bu boşluk hissi anlamsızlığa, anlamsızlık da sürüp giden şikayetlere neden olur.