İhanetin yarattığı ve hem aldatanin hem aldatilanin hayatına yayılan kederli gölgeyi, isterler ki aldatilan temizlesin, aldatanı vicdan azabından, suçluluktan, bir başkasını haksız yere üzmüş olmanın utancından kurtarsın; bunu elde edebilmek için aldattiklarinin önünde alçalmayi, kendilerini acindirmayi, gülünç şaklabanliklarla bir gülücük koparmaya uğraşmayı mubah sayarlar, ama ne yaparlarsa yapsınlar bu armağanı aldattiklarindan alamazlar; aldatilan, elinde kalan son silahı asla kendini aldatana gönül rızası ile teslim etmez.
Aldatanlar, aldatmakta yetinmezler; onlar, ihanete uğrayandan, bunun için uzulmemesini, kahırlanmamasını, dertlenmemesini, sevdiğinin bir başkasıyla yaşadığı hazzın üstüne kendi acılarının gölgesinin vurmasına izin vermemesini de isteyecek kadar bencilleşirler.
Kendi duygularında, isteklerinde, sevgilerinde çok masum ve çok haklı olan bu iki insan, bir araya geldiklerinde, sisli bir karanlıkta karşılaşan iki katile dönüşüyorlar, kendi mutluluğunu yaşatmak isteyen, öbürünün mutluluğunu öldürmek zorunda kalıyordu.
İhanet, bir akrebin çevresine dizilen ateş gibi onu, ihanete uğramamış herkesten ayırıp yalnizlaştırıyordu. Bu başka hiçbir yalnızlığa benzemeyen, yalnızca ihanete uğrayanların bildiği bit kimsesizlik, icine başka hiçbir canlının giremediği bir ıssızlıktı.