Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eşinin ısrarları üzerine memleketinden kalkıp taşı toprağı altın denilen şehre; İstanbul'a gelmiş olan Abduk'un temiz hikayesi ile karşılaşıyorsunuz. Kitap boyunca bol bol yoksulluğu sorguladığınız kimi zaman yüzde ufak bir tebessümle kimi zaman boğazınızda bir yumru ile tek nefeste okuyacağınız bir kitap.
Aslında insanın varoluşunu beraberinde getirdiği sıkıntıyı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Baba Neyzen'i Hüseyin Avni Dede'yi bolca hatırlayacağımız onlarla sohbet etme fırsatı bulduğumuz hiçliği, varlığı, yokluğu sıkça konuşup anlayabileceğimiz bir kitap.
İnsanlar, özetle sahtekâr birer pazarlamacıydı. En güzel ürünler tezgahın üstünde, vitrinde; görürsün canın çeker, şundan birkaç kilo alayım da evde yeriz dersin, alırsın da... Eve gidince poşeti açarsın, malların biri iyiyse dördü bozuktur, çürüktür. İnsanlar da böyleydi işte. İnsanlar da çürük meyve gibiydi. Kimsenin tadı yoktu. Kimse gerçek yüzüyle çıkmıyordu sahneye ya da bir başkasının karşısına; herkes mutlu, herkes sevecen, herkes insan canlısı, herkes her şeyi paylaşıyor ama içine girmeye gör; çürük meyve gibi bozar insanın ağzının tadını. Madem insanlar bu kadar güzeldi de bu kadar kötülüğün sebebi neydi?
Toprağın özel mülk olmasıyla başlayan eşitsizlik; toprak sahipleri, efendi köle ilişkisi...
Şükür yalanı ortaya atıldı.
Kölelere şükretmek öğretilmişti.
Şükürle birlikte yoksulluk doğmuştu