Ruhun bu bedende deneyimlemek istedikleri deneyimleyebilmek için sana güveniyor. Deneyimleyemediğinde çok sıkılıyor. O yüzden yüreğin sıkışmaya başlıyor uyku kaçış oluyor. Sonuçta uyku da ölümün bir provası. Sen yatağındayken, ruhun nerede sanıyorsun Belki bir gün bunları da konuşuruz. Tekâmülünün yolculuğuna katıldıkça ölümün yükü azalır. Ölümün yükü azaldıkça yaşamın değeri artar. Yaşamın değeri arttıkça, dokunduğun her şeyin anlamı derinleşir. Anlam derinleştikçe tekâmülün hızlanır, yükselir. Bu döngüdeyken ölüm için endişelenecek negatif enerjin, zamanın da kalmaz. Eğer endişelenir, tekâmülünden vazgeçersen önce ruh ve zihin hastalanır. Ruh ve zihin hastalanınca da bedenin hasta olur. Bu da bedenin ölüm sürecini hızlandırır. Bu silsiledeki netliği görüyor musun? Lütfen görmeye çalış. Çünkü neredeyse her hastalık önce zihinde, ruhta başlıyor, sonra bedende yansımalarını buluyor.
Ebeveyn ergen ilişkisinde son zamanlarda o kadar çok iletişim sorunu ifade ediliyor ki... Aileler cocuklarıyla iletişim kuramamaktan, çocukların vurdumduymazligindan, hayata ilgisizliğinden şikayetçi. Gençlik dönemlerinde sorunlar daha da derinleşiyor. Artık neredeyse her beş yıl bir jenerasyon. Hızla değişen dünya, sosyal yapı ve teknoloji... Bugün insan kaynakları eklerindeki iş ilanlarının yarısından fazlası on yıl önce yoktu. Aileler hâlâ çocuklarının doktor, avukat, mühendis olmasını diliyor.
Bugün hayat internet ortamında akıyor. Ebeveynler bilgisayar başında vakit geçirdiğinde sinirleniyor. Hepsinden öte yaşama, insana bakış hızla değişiyor. Ebeveynler kendi yaşanmışlıklarını, korkularını çocuklarına taşıyor. Artık, kendi doğrularının önemli bir bölümünün değiştiğinin, kendi doğrularının da belki doğru olmadığını fark edemiyor.
Nasıl kendini yaşayamadıkça yaşamın hep eksik kalıyorsa, sen ya da karşındakinin törpülendiği bir ilişki. de de bir şeyler hep eksik kalacak. Atmosferdeki ozon tabakası gibi, her gün biraz daha büyüyen bir kaçak, yırtık olacak. Kendinden vazgeçmişliğin, kendine ihaneti, karşındakine güvensizliğe dönecek. İki yarımdan bir tam olmaya çalışmak değil, iki tam elmadan birlikte, yan yana iki elma yaratmaktır gerçek ilişki. Sen tamamlanmadan, ilişkin de tam olamaz. Karşındakini sen tam yapamazsın. Döner dolaşır, özüne döner. Senin olmasını istediğin insan olmayı çok istese de, olmadığı bir şey olamaz. Bazı ilişkiler böyle birer.