sırası gelmişken söyleyeyim, yıldız parkı'nda uzun yürüyüşlere çıktığın akşamüstleri şehri altın rengine boyayan güneş boğaz'a doğru inerken, çınarların arasından sarkan huzmelerin içinde uzay bükülüyordu da başka bir zaman diliminde yürüyorduk ikimiz. dönemeçlerde yok oluyor, toprak yolun sonunda birdenbire ortaya çıkıyorduk. sen farkına varmadın hiç... geçtiğin bütün patikaların sensizliğini, parmak uçlarınla dallarına dokunuverdiğin defnenin sallantısını, şöyle bir göz ucuyla bakıverdiğin süs havuzundaki yosunların hücre hücre ilerleyişini gördükçe ölüp ölüp dirilmişliğim vardır benim.
gizil bir uyum var aranızda. şöyle yukarıdan bakınca yarattığınız geometrik bütünlüğü kolaylıkla görebiliyorum. senden dolanınca zevraki'ye, zevraki'den dolanınca sana varan kıvrımlı bir şekil oluşturuyorsunuz. uzayda devinen sarmal bir kabukta biriniz sedefli iç yüzeyi, diğeriniz kalkerli dış yüzeyisiniz birbirinizin.