Alexus Thibault Un Drallag’dı. Tanrı Bıçağını yapan büyücü. Ghcnt Kabilesinden bir Doğudiyarlı. Üç yüz yaşında bir adam.
18 yaşındaki Suzy Liberman'ın Hatıra Defterinden...
"İnsanlar birbirinin kardeşi ve dünya fanidir.Bu kadar ulvi ve asil ahlâk prensipleri yanında bizimkisi ne kadar adi,ne kadar çirkin,ne kadar kaba kalıyor.Fakat gel de bunu,bizim eve gelen çatal sakallı,çirkin yüzlü hahama anlat.Haddin varsa tek itiraz et.İnsanı parçalarlar."
Alıntı
Reklam
Şimdi çok ileri gitti
Finn'in sorusu hiçbirine değildi. Alexus'la konuşuyordu. Alexus çadırının kenarında, birkaç adım ötede durmuş soğuk havayı soluyordu. Ağaçların tepelerinden süzülen ilk ışık demeti kolunun üzerinde duran jilet gibi keskin kılıca vuruyordu. Omuzlarını oynatarak esnerken kasları gerildi ama bir süre sonra dövüş pozisyonundan sıyrıldı. Bağları çözülmüş pantolonu kalçalarından sarkıyordu. Håla gömleksizdi, birçok rün izi ve tırnaklarımın bıraktığı taze pembe çizikler yükselen ışıkta ortaya çıkıyordu. "Thibault!" Joran, Alexus'un seçilmiş ismini haykırarak vurgularken ondan bir komut bekledi. "Raina," dedi Alexus bakışlarını Finn'den ayırmadan. O tek kelimede dile getirilmemiş düzinelerce soru duyabiliyordum. "Onlara saldırı pozisyonundan geri çekilmelerini söyle," diye işaret ettim. "Bu Finn." Son kısmı neden açıklama gereği duyduğumdan emin değildim. Belli ki ziyaretçimizin kim olduğunu çoktan çözmüştü, yoksa kılıcını asla indirmezdi. "Her şey yolunda." Alexus bıçağının ucunu yere sapladı. "Kendisi Helena'nın kardeşi." Joran da diğerleri de silahlarını indirdi. Doğruca Rhonin'e baktım, çenemi Nephele'in çadırına doğru sallayıp Hel'in adını işaret ettim. Arkadaşımı uyandırmasını istediğimi anlayarak o tarafa yöneldi. Havadaki gerginliği hissedebiliyordum ve her şeyin normalde dönmesi için onun yardımına ihtiyacım vardı. Finn kız kardeşinin adını bile duymamış gibi etrafımda dolanıyordu, sanki aramızdaki görünmez bağı görebiliyormuş gibi önce Alexus'a ve sonra tekrar bana baktı. Tanıdık, mide bulandırıcı bir his midemde dönüp duruyordu. En eski arkadaşımın kafası karışmış gibiydi; gözlerini hızlıca kırpıştırıyor, sanki karmaşık bir yapbozun parçalarını ne kadar birleştirmeye çalışırsa çalışsın hiçbiri yerine oturmuyor gibi. Finn'in beni Alexus'un çadırından çıkarken
Sayfa 102 - Raina Bloodgood·Kitabı okudu
"Ona göz kulak ol," dedi Alexus, Kuzey Tanrısı'na. "Eğer bir sorun çıkarsa onu hemen buraya geri getir." "Ben nefes aldığım sürece ona hiçbir zarar gelmeyecek," diye yanıtladı Neri. Uzanıp elimi tuttu ve beni kendine çekti. Yüzüm bu samimi hareketle kızardı; özellikle de ellerimi ensesine dolayıp beni gövdesine yaslayarak odada başka kimse yokmuş gibi dudaklarını kulağıma bastırdığında. "Beni eve uçur, küçük kuş," diye fısıldadı. Donmuş kalbimin etrafındaki buzlar erirken dediğini yaptım.
Sayfa 250·Kitabı okudu
"Dün gece olanlar hiç yaşanmamış gibi bu toprakları terk edip kuzeye doğru yola çıkacağına inanmayan tek kişi ben değilim herhålde," dedim, onu zorlamak için sesimi bilerek yükselterek. "İdeal senaryo bu ama hepimiz biliyoruz ki sevgilin gibi zamanda dolaşmanın bir yolunu bulmak için zihnini didik didik ediyorsun fakat bunu başarsan bile onu bulmanın hiçbir yolu yok." Ellerini iki yanına indirip uzun parmaklarını sıkarak yumruk hâline getirdiğinde bu işi bu kadar kolay hallettiğim için gülümsedim. "Yaşayanların diyarından ölüler diyarına geçtim," dedi bıçak kadar keskin, sert bir sesle. "Sadece ruhların gezdiği yerlerde yürüdüm. Bunu onun için yaptığımı şimdi anlıyorum. Onu arıyordum. Sanırım zihnim bunu idrak edemezken bile ben hep onu arıyordum. Davranışlarım başka bir nedene bağlansa bile ruhum bunu biliyordu. Onu vadide bulacağımı biliyordu, bu yüzden oraya gittim. Vadide eninde sonunda bir cadı olacağını biliyordu, bu yüzden cadıları topladım. Bir parçam onu, büyüyüp bir zamanlar tanıdığım, gecenin ve ateşin ortasında, gözlerinde öfke ve elinde tırpanla duran kadına dönüşene kadar tanımadı. Bir parçam o gece Gümüş Kovuk'ta onun için canini verirdi. Onu korumak ve güvende tutmak için her şeyi yapardı. Prens'ten bana geri dönmesi ve Gölge Dünya'nın pençesinden kurtulması için. Bu yüzden onu bulamayacağımı söylemeye nasıl cüret edersin? Herhangi bir şeyin beni ondan ayrı tutacağını düşünmeye nasıl cüret edersin?" Oda ölüm sessizliğine gömüldü, Alexus bana öfkeyle bakarken herkes hareketsiz kaldı. Elini masaya yasladı ve bana öyle bir bakış attı ki elinde olsa beni kül ederdi. "Üç yüz yıl önce," diye devam etti. "Raina'ya karşı beslediğim aşk, her ne kadar derinlere gömülmüş olsa bile, en güçlü içgüdüm oldu. O yanım, bedeli ne olursa oldun ölümsüzlüğü arıyordu. Bu
Sayfa 96·Kitabı okudu
Alexus kapıdan çıkarak koridora geçti ama Neri bana uzun uzun baktı. Düşüncelerimi duymaya çalıştığını hissedebiliyordum fakat kaşlarımı kaldırıp ona sırıtmakla yetindim. Sırıtışıma karşılık verdi ve "Ye yoksa geri dönüp ben yediririm," dedi. Sesimin elimden geldiğince alaycı çıkması için kendimi zorladım. "Dene de görelim." "Bunu söyleyip duruyorsun. Dene ve gör laflarını davetiye olarak gördüğümü bil. Reddetmeyeceğim bir davetiye." Göz kırptı ve dudaklarındaki kötücül sırıtışla döndü ama sonrasında tekrar bana baktı. "Ah, şimdi uslu bir kız ol ve yerinden kalkma. Dinlenmen gerekiyor." Sahte bir gülümseme takındım. "Beni biliyorsun. Uslu Kız benim göbek adım." "Keşke farklı düşünebilseydim ama gerçeği biliyorum. O yüzden uslu dur." "Kurt-adam-tanrı olabilirsin ama şunu unutma, benim tanrım değilsin." Sırıtışı genişledi. "Göreceğiz."
Sayfa 88·Kitabı okudu
Reklam
Reklam