Bağ kurmak, ait olmak, tamamlanmak, bir partner, bir aile, bir topluluk, hayatın anlamı, neşesi, amacı… Tüm bunlar ruhunun en derininde arzuladığı şeylerdi. İnançlarının hapishanesinden bunlara ulaşmak imkansızdı.
Geçmişin ne anlama geldiğini ya da geleceğin ne getireceğini de bilmiyordu. Sonuçta, geçmiş ve gelecek, kafamızda taşıdığımız düşüncelerden başka nedir ki? Olaylar meydana geldikçe ne anlama geldiklerini icat etmiş ya da kabul etmiş; hayatın içinde, bu anlamın doğruluğuna inanarak yürümüştü. Bir şeyin iyi ya da kötü, pişmanlık duyulacak ya da kutlanacak, ağlanacak ya da gülünecek olması onun seçtiği ya da öğretilen inançlara dayalıydı.