Savaş, kıtlık ya da salgın hastalık sonucu yaşamlarını yitiren şehitlerin ruhları için istekle dua ederken görürdüm onları. Başlarını yere eğip, korku ve etin dolgunlaştırdığı popolarını kaldırarak secdeye varırlardı. "Yurtseverlik" sözcüğünü her andıklarında, aslında Allah'tan korkmadıklarını, kafalarındaki yurtseverlik kavramının yoksulun, zenginin toprağını,onların kendi topraklarını savunmak için ölmesi gerektiği anlamına geldiğini hemen anlardım,çünkü yoksulun toprağı yoktu.
Tam düşecekken beni kaldıran gözler değildi bunlar. İçlerinde güneş ya da ay ışığı oynaşıyormuş gibi olan, baktığım zaman akın daha ak, karanın daha kara olduğu, kapkara iki yuvarlağı çevreleyen apak halkalar değildi bunlar.
Bu kadının gözlerine hiç ışık değmemiş gibiydi, günün en parlak olduğu zaman bile...