”En derin korkumuz, yetersiz olmamız değildir. En derin korkumuz, ölçülemeyecek kadar güçlü olmamızdır. Bizi en çok korkutan şey karanlığımız değil, ışığımızdır. Kendimize "ben kim oluyorum da çok parlak, muhteşem, yetenekli, şaşırtıcı oluyorum?" diye sorarız. Aslında siz kimsiniz de bunların hiç biri DEĞİLSİNİZ? Siz, Tanrının çocuklarısınız. Küçük işlerle oyalanmanız dünyanın bir işine yaramaz. Etrafınızdakiler güvensiz hissetmesin diye kendinizi çekmenin hiçbir zekice tarafı yok. Biz, Tanrının içimizdeki pırıltısını açığa çıkarmak üzere dünyaya geldik. Bu pırıltı sadece bazılarımızda değil, her birimizde mevcuttur. Ve biz, ancak kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe, başkalarının da aynı şeyi yapmasına imkan sağlayabiliriz. Biz kendi korkularımızdan kurtulup özgürleştikçe, varlığımız başkalarını da özgürleştirir.”
(Nelson MANDELA)
- Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
“Bize ilk verilen uyarı “Oku!..” uyarısıdır. Okumamız gerekiyor arkadaşlar. Çok okumamız!.. Kütüphanelerde tozlanmış kitaplar görmek çok yazık. Kendimizi bulmanın tek yolu aramaktır. Aramayı sadece öğrenerek yapabiliriz. Dolayısıyla söyleyin bana, hiç bulunmamış bir ruh nasıl yaşayabilir? Ve unutmayın ki en büyük trajedi, yaşayıp da ruhun derinliğini keşfedememektir. Mevlânâ’ya ne olduğunu hatırlayın. Deliliğin eşiğinde yaşıyordu, cevaplar arıyordu; Allah’ın kapısını çalıyordu. Kapı açıldığında fark etti ki, kapıyı içeriden çalıyormuş.”
Enis Sipahi