Mecburiyet sancıları. Zweig'ın isyan ettiği ve eserlerinde pek çok defa konu edindiği tanıdık bir zorunluluktur. Bazen genç bir adamın eline silah almamak istemesiyle verdiği mücadelede bazen ise bir doktorun yoğun duygularının peşinden giderken kendisini engelleyememesinde karşımıza çıkarır bu konuyu.
Ve o tanıdık mücadele bu sefer Erika'da tasvirleniyor. Eylemlerin sonuçlarından korkan bir kadın! Düşünce ve şüpheleri ile yoğrulmuş olası senaryolarla çevirili bir hayat. Ulaştığı çıkarımlar ve kendini yapmak zorunda hissettiği davranışlar.
Durum olaylarının anlatıldığı eserlere örnek teşkil eden bu öyküyü Çehov sevenlerin kaçırmamasını öneriyorum. Zira kendilerini tanıdık bir final beklemekte.
İyi günlerde okumanız dileğiyle.
Yalnız kaldığı zamanlarda kaderi artık içeri almadı. Çünkü hakikati zor ve ağır bir sınavdan geçerek öğrenmişti. En yüce huzura kavuşmak için derin, saf bir acıdan geçmek, çilenin dikenli yollarında yürümek gerekiyordu. Zor yollardan öğrendiği bu bilgiyi kullanmasını da bildi.
Evet yağmur bereketiyle yağar ama kirlenen çevreyi temizleyemezdi. Kendinden olan kağıdı, bir parçası olan poşedi sadece sağa sola taşıyabilirdi. Bir yere saklasa veya kaybetse dahi onları yine temizleyemeyecekti. Çünkü kirlenen çevrenin çerçöp ile alakası yoktu. Çevrede kirlenen sadece zihinlerdi ve yağmur onlara bir şey yapamazdı.
Aşk herkese uygun değildi; bazıları sadece beklemenin kutsal heyecanıyla hayat bulurlar, çünkü kavuşmanın sancılı mutluluğunu taşıyamayacak kadar zayıftır iradeleri.