Bir eylemde bulunuruz. Tümüyle bu eylemin içinde olduğumuza inanırız, iyi niyetle. Ama ne yazık ki sonra bunun böyle olmadığının, yaptığımız eylemin, olduğumuz ya da olabileceğimiz birçok bizden yalnızca birine ait olduğunun ayrımına varırız, sonra talihsiz bir durumda, birden o eyleme yapışmış, kancalanmış, asılı kalmış gibi oluruz: demek istediğim, tümüyle o eylemin içinde olmadığımızın, bundan ötürü de bizi, bütün bir varoluş boyunca, sanki bu varlık tümüyle o tek eylem de özetlenmiş gibi, yalnızca o eyleme göre yargılamanın, bizi o eyleme bağlı, boynumuzdan ona asılı tutmanın yaman bir haksızlık olacağının ayrımına varırız.
‘’Ama ben aynı zamanda buyum, bu başkasıyım, bu başkasıyım!’’ diye bağırmaya başlarız.