Uzun zaman önce yönettiği meme kanserli hasta gruplarını düşündü. O üyeler gerçekten öleceklerini fark ettikten ve panik hissinin üstesinden gelmelerinin ardından, o altın dönemi çok sık ifade ederlerdi. Bazıları kanserle yaşamanın kendilerini daha bilge, daha kendini gerçekleştirmiş kıldığını, hayatlarındaki öncelikleri yeniden sıraladıklarını, daha güçlü olduklarını, artık değer vermedikleri şeylere hayır ve gerçekten önemli şeylere evet demeyi öğrendiklerini söylerlerdi. Ailelerini ve arkadaşlarını sevmek gibi, onların güzelliğini gözlemek gibi, mevsimlerin değişiminin tadını çıkarmak gibi… Ama ancak vücutları kanserle tanıştıktan yaşamayı öğrenmelerinin ne kadar kötü olduğundan yakınırdı çoğu.
İnsanlarla kurulan neredeyse bütün bağlar bir kirlenme, pislenmedir. Ait olmadığımız acınası, yaratıklarla dolu bir dünyaya indik. Daha iyi olan az sayıda insana saygı duymalı ve değer vermeliyiz ; gerisine de talimat vermek için dünyaya geldik, onlarla arkadaş olmak için değil.
Bütün hayatı boyunca ‘’gerçek bir insan’’ aradığından ama ‘’sefil bedbahtlar,sınırlı zekâlılar,kötü kalpliler ve kötü huylular’’ dışında kimseyi bulamadığından yakındı.