Kitap bitince boşluğa düşeceğimi okurken farkettiğim için biraz tasarruflu okudum fakat bu kadar etkilenmeyi beklemiyordum.
Kitap iki kanalda yürüyor.
-Schopenhauer’in hayat hikayesi,trajik aile ilişkileri ve fikirleri üzerindeki etkileri.
- Bir yıl ömrü kalmış kanserli bir terapistin ölümle yüzleşmesiyle,tedavisinde başarısız olduğu eski hastasını;insanlara bağlanmaktan korkan,kadınları sadece cinsel dürtülerini tatmin etmek için kullanıp tüm hayat enerjisini(!) bu saplantıdan alan bir seks bağımlısı,felsefe düşkünü Philip Slate’i terapi grubuna dahil etmesi ve takibinde gelişenler.
Bugünü yaşama arzusunun en sağlam zırhlarımızı kırıp yıllar sonra dahi olsa günyüzüne çıkışı.Felsefe ve psikoloji hamurunda özenle yoğrulmuş bir başyapıt!
Okuyunuz,okutturunuz efendim.
.
Başka seçeneğimiz yok, diyordu artık, hepimiz yaşamaya mahkûmuz ve mümkün olduğunca az acıyla nasıl yaşamamız gerektiğini düşünmeliyiz. Mutluluğu her zaman olumsuz bir durumun ya da hocanın yokluğu olarak görüyordu.(Bu konuda Schopenhauer,Aristotales’in düstürüna çok değer veriyordu:’’Sağduyulular zevke değil acısızlığa ulaşmaya çabalarlar.’’)
Bir insan ve diğeri arasındaki gerçekten uygun hitap şekli ‘’Efendim’’ ya da ‘’Bayım’’ yerine ‘’acı çeken yoldaşım’’ olmalıdır.Bu, kulağa ne kadar garip gelse de gerçeklere uygundur.,diğer insanı doğru bir ışık altına oturtur ve bizden en gerekli şeyin,herkesin ihtiyaç duyduğu ve bu nedenle de birbirine borçlu olduğu,komşusuna göstereceği hoşgörü,sabır,tahammül ve sevgi olduğunu bize hatırlatır.