Mehmet Ali Mengüloğlu

Mehmet Ali Mengüloğlu
@alimenguloglu
Okumak, beyni anlamsız bir kargaşadan kurtarır.
Öğrenci
15 kütüphaneci puanı
562 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
Mahallenin cimri kasabı, göle düşmüş. Başlamış çırpınmaya. Hemen koşup köylüler: “Elini ver, elini ver!” diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış. Tam göz göre boğuluyormuş ki Hoca seslenmiş: “Yahu, o elini vermeyi bilmez. Elimi al diye bağırsanıza!”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yağmurlu bir günde Nasreddin Hoca pencereden dışarı bakarken komşusunun koşa koşa yağmurdan kaçtığını görür ve pencereyi açar: “Hey Ahmet Efendi, birde hacı olacaksın rahmetten kaçılır mı?” Zavallı adam eli mahkûm sırılsıklam olur. Ertesi gün komşusu Hoca yı yağmurdan kaçarken görür ve ona bir ders vermek ister: “Hoca Hoca dün bana diyordun bugün sen neden rahmetten kaçıyorsun?” Hoca hiç durmadan yoluna devam eder: “Ben rahmetten kaçmıyorum sadece Allah ın rahmetine basmamak için çabalıyorum.”
Çok akıllıca :)
Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış: “Hocam,” demiş, “ben bu adamdan davacıyım. Dükkânın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde somunla geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi.” Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp: “Doğru mu bunlar?” diye sormuş. “Evet,” demiş fakir adam. “Öyleyse para kesesini çıkar bakalım.” Zavallı fakir, kadı efendiye karşı gelememiş. İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca ya uzatmış. Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da: “Haydi” demiş “aldın işte alacağını.” Aşçı: “Nasıl olur?” diye şaşkınlığını belli etmiş. “Paramı vermediniz henüz.” Hoca cevap vermiş: “Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan paranın da sesini alır elbet!”
Arkadaşlarından biri Hoca ya sorar: “Hoca, dünya kaç metre?” Tam o sırada bir cenaze geçiyormuş yanlarından. Hoca onu göstererek: “Ona sor! Bak, ölçmüş biçmiş, gidiyor!..”
Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş: “Bey amca! Köye kaç saatte gidebilirim?” Hoca, bu soruya “Hele biraz yol al bakalım” demiş. Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış; ama farklı bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hoca nın: “Evlat, gel!” dediğini duymuş. Adam gelince de Hoca: “Sen tam üç saatte oraya varırsın,” demiş. Adam sinirli bir şekilde; “Be amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene,” deyince, Nasreddin Hoca: “Ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki.” demiş.
Liya Kitap·Kitabı okudu