Boş sayfaya baktıkça zihnimin boşaldığını hissettim. Yağmur gibi tepemden aşağı boşanan suyun altında, bütün satırlar da açığa düşmüştü ve şimdi bu satırları bu dünyadan olmayan biri okuyacakmış gibi hissetmeye çalışarak tekrar yazacağım.
Alanım, yeteneğim, ilgim hiçbir şeyim yok çünkü eğitim sistemi beni buna çevirdi, düşüncelerimin boşaldığını ve aynılaştığını hissediyorum. İnsanlar sürekli hayatım hakkında kararlar veriyor; öğretmenlerim, ailem, akrabalarım, insanların hepsi.
Ve hepsi karakterim hakkında kendilerince doğru tahminlerde bulunuyor; sessiz, içe dönük, çok kafaya takan, zeki, aptal, becerikli, yeteneksiz, sayısalcı, sözelci, isterse yapar ve nicesi...
Hiçbiri değilim, herhangi biriyim, hepsiyim. Çok gülerim, tamı tamına dört duvar, bir çıkıntı ve yıldız hayalli tavanıma eriştiğimde önce gülümser sonra çokça ağlarım. Aptalım, çok yalnızım, zekiyim, farklıyım, varlığımdan şüphe duyuyorum, taklitçiyim aslım yok, özgünüm, sosyalim, kaybolmuş gibiyim, evet varım, bu dünyaya ait değilim, beni almaları için her gece bekliyorum. Yalnızlığı sevdiğimden şüphe duyuyorum, insanların arasında ise korkak ve kaybolmuş hissediyorum.
Kaygılarım içinde boğulduğumu hissediyorum, onlardan bahsederken kendimi kaybedip gözyaşlarına boğuluyorum.
Çok yalnızım ve doğam gereği sevilmek istiyorum. Kızlar, erkekler; küçüklerim, büyüklerim herkes beni sevsin istiyorum ve kimsenin sevgisine inanmıyorum, yalnız bırakılmak istiyorum. Herkesi seviyorum ve kimseyi sevemiyorum.
Çok gencim aptalım ve çok yaşlı hissediyorum. Büyüdüğümü söylüyorlar yıllardır, çocuk olmadığımı. Ne zaman çocuk olduğumu sorguluyorum.
Olgun davranmamam gerektiğini, çocuk olduğumu söylüyorlar ve ben çelişkiler içinde kayboluyorum.
Bir karakterim bile yok, bir yüzüm yok.
Gerçek sevgi ve dostluğu