Ne zaman yok eden bir kavim olduk Ve sonra bu yaşamda özlem duyacak kadar beni üzebilecek ne kaldı ki? Victor Hugo İnsan oğlunun canavarlığına ağaçlar bile şahit oldu kesile kesile oksijen yok oluyor bebekleri öldürdük hayvanların soyunu tükettik o kadar üzüldük ağladıkki en sonunda alıştık üzülecek hiç bir şey kalmadı peki özlem duyacağımız ne kaldı oysaki o sıcak insanlar kerpiçten evler zenginliği cebinde taşıyan insanlar ne çok şey anlatırdı şimdi sadece asmalarının yıkıldığını bahçelerinin tahrip edildiğini göz yaşları ile anlatıyor Ahmet kayanın şarkısındada dediği gibi binlerce fidan ektik halkın çölüne su vermediler eğildi insanların bir zamanlar asmaları bahçeleri vardı hem serinlik kaynağı hem de nefsin arınmasına vesile insanın asıl memleketi ibadet ettiği şehridir müminin ibadeti 24 saattir bir şehre ibadet gözü ile bakmaz iseniz hiç bir fidan dikemez asma ve meyve bahçelerini yeşertemezsiniz oysa ne güzeldir asma bahçeleri kimisi üzüm verir kimisi o asma bahçelerince sarılan eski anadolu evleri temiz insanların hâla kirlenmediğini anlatır gibidirler sessiz konuşan dilsiz duyuran ağaçlar efendimiz SAV elinizde bir fidan varsa dikin diyen biz ümmetin evlatları ne zaman ağaçları kesip yok eden bir kavim olduk oysaki bir zamanlar asma fidanını ekip onun hasadını toplayan ve altındaki çardaklarda muhabbet eden insanlardık
Duygu ve Düşünce
Vah bize... biz gidi sefiller ...
Dostoyevski'nin Suç ve Ceza kitabın da insanlığın yüzüne tuttuğu en sert ayna şudur: İnsan, yalnızca aç kaldığında değil; görülmediğinde, yok sayıldığında da yavaş yavaş ölür. Yoksulluk ağır bir kıştır; bir lokma ekmek, uzanan bir el insanı yeniden hayata bağlayabilir. Ama sefalet bambaşka bir şeydir. Sefalet, insanın toplumun ortasında yaşarken bile görünmez hâle gelmesidir. Kimsenin sesini duymadığı, acısını fark etmediği bir yalnızlıktır. Çünkü yoksulun bedeni üşür, sefilin ise ruhu... İnsanlığın en acı çelişkilerinden biri de budur: Muhtaç olana merhamet gösterilir, fakat ihtiyaç derinleşip göz ardı edilemeyecek bir hâl aldığında aynı insan dışlanır. Sefil kişi artık bir birey değil, kalabalığın içinde fazlalık sayılan bir gölgeye dönüşür. Dostoyevski'nin yüzyıllar önce işaret ettiği bu yara hâlâ kapanmış değildir. Belki de bugün daha derindir. Çünkü artık görünmezliği sıradanlaştırdık; insanların sessiz çöküşlerine alıştık. Sefalet, yalnızca ekonomik bir çıkmaz değil, modern dünyanın birçok insanın üzerine yapıştırdığı ağır bir kimlik hâline geldi. Ve hâlâ kulaklarımızda yankılanan o acı söz: Vah bize... Vah biz gidi sefiller..
İnsan ve Hayat
Reklam
Sol taraftan vurulmaya alıştık da, sırttan vurulmak daha bir başka.
buraya da alıştık artık günlüğümüz gibi yazmaya..🫣
Şuan da 1K da herşey yolunda gibi umarım yeni güncelleme yapmaz alıştık biraz daha...
1000Kitap
Olursa olur olmazsa zaten alıştık
Reklam
Reklam