Dâr-ı bekâya irtihal eylemiş kişilerin ardından yazılan kitapların son sayfalarına ve son satırlarına vâsıl olunca, kitabın kapağını kapatıp masaya, koltuğa vs. koyarken aldığım, içimde beklettiğim ve usul usul verdiğim derin nefeste, kitabın başından sonuna gelmiş olmanın yorgunluğu yanısıra bir ölümün kederi ve başkasının ölümünde kendi ölümüme dair çıkardığım pay ile bir hüzün bulurum. Yine öyle oldu, kitabın arka kapağını kapatıp masaya bırakırken, bir arka kapağın kitaba dair son duygunun hüznünü mühürlediğini fark ettim. Sonu ölümdü ya, sanki ben de öldüm, sanki tabutun içinde yalnız ben vardım...halbuki kaç kişi benden önce göçmüş olacaktı o tabutun içinde...
***
Nevmekan Sahilde kaç bin kitap var bilmiyorum. Bundan birkaç yıl önce altı kitap aldım rastgele farklı raflardan. Birincisini bitirdim. İkincisini okurken, ilk okuduğum kitabın ismini buldum satırlar arasında. Tesadüf olarak niteleyemem bunu. Olasılıklar arasında/içinde kaybolmak değil, Kahhar bir iradeye teslim olmaktı sanki.
Muzaffer Özak Efendi'yi biliyordum ama Sader Efendi'yi ilk defa Dergâh Yayınlarından çıkan "Geydim Hırkayı" isimli kitaptan öğreniyordum. Sonra YouTube'dan yönettiği zikirleri ve meşkleri izledim Safer Efendi'nin. Hala telefonumda Muzaffer Ozak ve Safer Efendilerin meşkleri yüklüdür açar açar dinlerim. Hayyul Kayyum Allahhh...
***
Ayşe Şasa ismini sanırım ilk olarak lise yıllarında Beşir Ayvazoğlu'nun Defterimde Kırk Suret isimli kitabında okumuştum. Yıllar sonra "Bir Ruh Macerası" ile tanışacaktım. Popüler kitap alerjime rağmen bu kitabı kütüphaneden alıp okudum. Neden bu kadar popülerdi bu kitap? Bu soruyu cevaplamanın vakti değil benim için. Aklımı yitirmek gibi bir hevesin varlığını hissettiğim demlerde bu soruyu önemsiz görüyorum. Aklını yitirmenin sorumlulukları bir