• ❤️ Allah Dünya Semasına İndiğinde O'nunla Nasıl Muamele Etmelisin ?

    ❤️ Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gecenin üçte birinin manzarasını anlatırken şöyle buyurur:

    *"Rabbimiz tebareke ve teala her gece, gecenin üçte biri kaldığında dünya semasına iner ve şöyle buyurur: 'Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir şey istemişse onu vereyim, kim bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım.' Bu durum güneş doğana kadar devam eder..."*

    Peki, gecenin üçte birinin başladığını nasıl bileceğiz? Saatler şehirden şehre değiştiği gibi, yaz ve kış aylarında da değişiklik göstermektedir. Bunun çok basit bir yöntemi var.

    Kış aylarında olduğumuz için bu ayların hesabını yapmakta yarar var. Öncelikle akşam namazının giriş vaktini hesaplıyoruz... Diyelim ki 17:00. Sonra imsak vaktini ele alalım. O da 05:00 olsun. Gece toplam 12 saat. 12'yi 3'e bölünce sonuç 4 saat olarak kalmaktadır. Yani imsaktan önceki 4 saat gecenin son üçte biridir. Burada önemli olan saatler değişse de akşam ezanı ile imsak girişinin hesap edilmesidir.

    Söz konusu olan bu vakit, en faziletli vakittir. Zira o vakitte, günahından istiğfar eden nice kimse bağışlanır. Duası ertelenen nice kimsenin de o vakitte dua ettiği zaman Allah duasına icabet eder ve musibetlerden, sıkıntı ve hüzünlerden kurtulur.

    Nice abid kulların bu vakitte Allah'ın korkusu ile gözyaşları yanaklarından aşağıya süzülür... Gündüzün keşmekeşinin, insanlarla ihtilatın/karışmanın verdiği eziyetin ve karşılaşılan türlü musibetlerin bir nebze olsun dindiği; kem gözlerin ve bedenlerin ölüm haline büründüğü anda âlemlerin Rabbi ile buluşulduğu o şerefli vakit gelmiştir. Gün ışığında sahte ilahlara boyun bükmeyen, şehvetin ve malın önünde paspas olmayan bir başın; Aziz olan Allah'ın önünde eğilmesinin vakti gelmiştir.

    Yıldızlar çıkıp, göz kapakları ağırlaşıp, gözler uyuyup, bedenlerin yataklarındaki yerlerini parsellediği; Hayy ve Kayyum olan Allah'tan başka herkesin uyuduğu vakitte abdest al! En güzel elbiselerine bürün, kıbleye yönel ve 'Allahu Ekber' de! Ardından 'Muhakkak ben, dinime tam bağlanarak, o yeri ve gökleri yaratan Allah'a yöneldim. Ben müşriklerden değilim' de.

    Ne gariptir ki, insanoğlunun gecenin bu vakitlerinde kalkan bir uçağı olsa, onu asla kaçırmaz. Veya o saatlerde yayına girecek film, dizi veya futbol maçı olsa onu asla kaçırmamaya gayret eder. Onu, o saate kadar öyle bir sabır içerisinde bulursun ki, musibete dahi o kadar sabretmiyordur.

    Allah'ın nida ettiği, kullarını istiğfar ve icabet sofrasına çağırdığı o vakit... O vakti müşriklerin bohem hayatının içinde sabırla, özlemle beklediği film, dizi veya spor müsabakası için sabrettiği kadar sabredip, şevk ve heyecanla bekliyor muyuz? O saatte biri ile randevumuz olsa alarmın tek bir defa çalması dahi kâfi gelir değil mi? En çok hatırlanması gereken Allah iken en çok gafil olunan Allah subhanehu ve teâlâ... Ne acı değil mi?

    Kişi isteklerine, televizyon, internet, uyku, şehvet vb. lezzet aldığı şeylere direnir, bunların hepsini terk eder ve bu şerefli vakitte Rabbi'ne yönelir ve O'nun huzurunda durursa, Allah subhanehu ve teâlâ da onun terk ettiklerinden çok daha fazlasını verecek ve rahmet kapılarını açacaktır.

    Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
    *"Gecede öyle bir saat/zaman vardır ki, o saatte bir Müslüman dünya ve ahiret işlerinden hayır olarak ne isterse Allah ona verir. Bu her gece böyledir."*
    (Müslim)
  • SÜBHANALLAH, ELHAMDÜLİLLAH VE ALLAHU EKBER DEMENİN ANLAMI VE FAZİLETİ
    Tesbih neden çekilir? Tesbih neden 99 tane? Namaz kıldıktan sonra neden tesbih çekilir? Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu ekber ne demek? Namazlardan sonra 33’er defa çekilen Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu ekber zikrinin anlamı ve fazileti nedir?
    Her namazdan sonra okunduğunda günahları affettiren tesbihat...

    SÜBHANALLAH ANLAMI
    Sübhanallah; “Allah noksanlardan münezzehtir.” demektir. Sübhanallah tesbihi, Allah’ın zatında, sıfatında ve efalinde bütün kusurlardan ve noksanlıklardan uzak olduğunu ifade eder.

    ELHAMDÜLİLLAH ANLAMI
    Elhamdülillah; “Şükür Allah’adır, Allah’a şükürler olsun, hamd Allah’adır” gibi övgü ve saygı ifade eden bir söz öbeğidir.

    ALLAHU EKBER ANLAMI
    Allahuekber; “Allah en büyüktür” anlamında olup Allah’ın yüceliğini belirtmek için kullanılan, ezanın ve kāmetin de ilk cümlesini teşkil eden söz, tekbir demektir.

    NAMAZ TESBİHATININ FAZİLETİ
    Müslümanlar namazların sonunda tesbihat yaparken “Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu ekber” diyerek Allah’ı tesbih, senâ ve tâzim eder, arada getirdikleri olduğu salavatlarla da Hz. Muhammed’e (s.a.v.) muhabbet ve selâmlarını gönderirler. Böylece hem Allah’ın yardımını, hem de Peygamber Efendimiz’in şefaatini istemiş olurlar. Daha sonra yapmış olduğu duâ ile bir kul olarak âcizliğini, zayıflığını ve ihtiyaçlarını dile getirir, bütün bunları Allah’tan ister.

    SÜBHANALLAH, ELHAMDÜLİLLAH VE ALLAHU EKBER DEMENİN FAZİLETİ
    Bir gün, başta Ebû Zer (r.a.) olmak üzere muhacirlerin fakir olanları Peygamber Efendimiz’e gelerek şöyle dediler:

    “Yâ Resulallah, varlık sahipleri yüksek dereceleri ve dâimi nimetleri alıp gittiler. Çünkü onlar da bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor. Onlar sadaka veriyor, biz veremiyoruz. Onlar köle âzat ediyor, biz edemiyoruz.”

    Sahabîleri dinleyen Peygamberimiz, onların gönlünü şu müjdesiyle aldı:

    “Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha faziletli olamaz. Meğer ki, sizin yaptığınız gibi yapmış olsunlar. Her namazdan sonra ‘otuz üçer kere Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu ekber’ derseniz, tamamı 99 eder. Yüzün tamamında da, ‘Lâilaheillallahü vahdehu lâ şerika leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr’ derseniz, günahlarınız denizin köpüğü kadar da olsa, affolunur.” (Müslim, Mesacid: 146; Ebû Dâvud, Vitir: 2)
  • Elfâz`ın tekili olan lâfız; söz, sözcük ve ifade demektir. Küfür ve küfr ise "kefera" fiilinden mastar olup, sözlükte; bir şeyi örtmek anlamına gelir. Kalbindeki imanını örten kimseye de bu yüzden "münkir" veya "kâfir" * denilmiştir. Bir terim olarak, kişiyi küfre düşüren ve dinden çıkmasına sebep olan sözlere "elfaz-ı küfür" adı verilir.

    Bir mümini küfre düşüren sözler üçe ayrılır. Bunları: istihza; dinin esaslarından birini alaya almak; istihfâf; inanılması gereken ve zarurat-ı diniyye denilen prensipleri küçümsemek, hafife almak: bir islâmi hükmü açıkça inkâr etmek veya dince mukâddes olan şeylere küfretmek.

    Allahu Teâlâ`nın zatî, sıfatları, fiilleri, isimleri, emirleri, yasakları hakkında şaka yollu da olsa alay ederek konuşmak, bunları küçümseyici sözler söylemek ve Allah`a sövmek kişiyi dinden çıkarır (el-Fetâva`l-Hindiyye, II, 258). Âyette şöyle buyurulur: "Allah ile, O`nun âyetleriyle, O`nun Rasûlü ile alay mı ediyorsunuz? Boş yere özür dilemeye kalkışmayın. Siz imandan sonra küfre düştünüz" (et-Tevbe, 9/65 vd.)

    Peygamberlik müessesesi ve peygamberlikte alay etmek, onları küçük düşürücü sözler söylemek sövme sayılır. Bu yüzden diğer peygamberleri veya Hz. Peygamber`i küçük gören alay eden ve O`na ezâ veren dinden çıkar. Ayetlerde şöyle buyurulur: "Şüphe yok ki, Allah`a ve Resulu `ne eziyet verenlere Allah dünyada ve ahirette lânet etmiştir. Onlara çok küçük düşürücü bir azap da hazırlamıştır" (el-Ahzâb, 33/57). "Münafıklardan öyleleri vardır ki, peygamberi incitiyorlar ve, `O her söyleneni dinleyen bir kulaktır` diyorlar. De ki, `O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah`a da inanır, müminlere de. İman edenleriniz için bir rahmettir. Allah`ın Resulune eziyet verenlere ise acıklı bir azab vardır" (et-Tevbe, 9/61).

    Ebû Hanife ve tâbileri, İmam Şafii, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam Mâlik gibi İslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre, Hz. Peygamber`e söven kimse dinden çıkar ve öldürülmesi gerekir. Diğer peygamberlere söven de dinden çıkar ve öldürülür (İbn Teymiyye, es-Sârimü`l-Meslûl, Nşr. Muhammed Muhyiddin Abdülhamid, Mısır 1960, s.512, 565).

    Mukaddes kitaplara ve Kur`an-ı Kerim`e sövmek veya bunların aslını inkâr edici sözler söylemek küfürdür. Kur`an`la, bir sûresi veya ayetiyle alay etmek, onu küçümsemek küfürdür (Aliyyu`l-Kârı, Şerhu`l-Fıkh`ı-Ekber, Mısır 1323 h., s.151 vd.; el-Heytemî, ez-Zevâcir, I, 30). Kur`an`ın Allah kelâmı değil de beşer sözü olduğunu söylemek de küfürdür. Velid b. Muğîre (ö.1/622) Kur`an hakkında şöyle demişti: "Bu ancak sihirbazlardan öğrenilip nakledilen bir sihirdir. Şüphesiz bu bir insan sözüdür". Yüce Allah da Velid hakkında "Ben de O`nu muhakkak cehenneme sokacağım`` (Müddessir, 74/24 vd.) buyurmuştur.

    Meleklere sövmek, alay etmek, ayıplamak, onları küçük görmek küfürdür. Cebrâil (a.s.)`in vahyi getirirken hata ettiğini, Hz. Ali yerine yanlışlıkla Hz. Muhammed`e vahyi verdiğini söylemek de kişiyi dinden çıkartır (İbn Abidin, Reddu`l-Muhtâr, III, 292; el-Fetâva `l-Hindiyye, II, 266; Ahmet Saim Kılavuz, İman-Küfür sınırı, İstanbul 1982, s.132-133).

    Ashâb-ı Kirâm`ı tekfir ederek, onların mümin olmadığını söylemek küfürdür. Sahâbeyi küçümsemek, alay etmek ve onlara buğzetmek ise bid`at ve sapıklıktır. Diğer mü`minleri tekfir edenin dinden çıkması ile ilgili hadislerin vâhid haber kabılinden olması konuyu kelâmcılar arasında tartışmalı hale getirmiş, sahâbeyi tekfir edenin kâfir sayılması hükmü ise aşağıdaki delillere dayandırılmıştır.

    Ayetlerde ashâb-ı kirâm övülmüştür: "Müminler ağaç altında sana bey `at ettikleri zaman Allah onlardan razı olmuştur. Allah onların kalplerindekini bildi de, onlara huzur ve itminan verdi. Onları pek yakın bir fetih ve zaferle mükâfatlandırdı " (el-Fetih, 48/18). ``Muhâcirlerden ve ensârdan en ileri ve önce gelenlerle, iyilikte onlara tâbi olanlardan Allah razı olmuştur; onlar da Allah `tan hoşnut oldular, Allah onlara, altında ırmaklar akan cennetler hazırladı; Onlar orada ebedi kalırlar. İşte en büyük mutluluk da budur" (et-Tevbe, 9/100).

    Sahâbeyi öven pek çok hadis de vardır. "Ashâbıma sövmeyiniz. Nefsim kudret elinde olan Allah`a yemin ederim ki, sizden biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, onların iki avuç veya bir avuç miktarındaki bağışına ulaşamaz `` (Müslim, Fedâilu`s-Sahâbe, 54; Ebû Dâvûd, Sünnet, 11; Tirmizî, Menâkıb, 59; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 111, II). "On kişi var ki, cennettedir: Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman, Sa`d, Said ve Ebû Ubeyde" (Tirmizî, Menâkıb, 26). "Ümmetimin en hayırlısı aralarında bulunduğum bu nesildir. Sonra onları takip edenler, sonra onların ardından gelenlerdir" (Buhâri, Fedâilu`s-Sahâbe, I, Rikâk, 7). Sahâbeyi tekfir eden, bize Kur`ân-ı Kerîm`i tevâtüren nakleden bir nesli mahkum etmiş olmaktadır.

    Âlimlere ve fakihlere sebepsiz yere sövmenin dinden çıkaracağına dair çeşitli fetvâlar verilmiş ise de, kendileri ayet ve hadislerle övülen sahâbelere sövenin bile kâfir değil sapık ve bid`atçı sayıldığı düşünülürse bu kimselerin fısklarıyla başbaşa bırakılması daha uygun olur (Aliyyü`l-Kâri, a.g.e., 156-159; el-Fetâva`l-Hindiyye, II, 270 vd.; el-Heytemi, a.g.e., I, 31; İbn Âbidin, Reddu`l-Muhtar, III, 293, Mecmuatü`r-Resâil, I, 360).

    Hanefilerin çoğunluğu bir kimsenin sahabeye sövmeyi, onlarla alay etmeyi, onları küçümsemeyi helâl görüp bu fiilleri isleyecek olursa kâfir, helâl görmeden isleyecek olursa fâsık olacağını, söylemiştir. Ancak bazı Hanefi fakihleri, aynı sözler Hz. Ebû Bekir ve Ömer için söylenirse, söyleyenin dinden çıkacağını söylemişlerdir. Hanefilerden bir grup âlim ise, sahâbe büyüklerine sövenin siyaseten öldürülmesini câiz görür. İmam Mâlik, Hz. Peygamber`e sövenin öldürülmesi, ashâba sövenin ise te`dib amacıyla cezalandırılması gerektiği kanaatindedir. Ahmed b. Hanbel`e göre ise, sahâbeden birine söven kimse şiddetli bir şekilde dövülür (Aliyyu`l-Kâri, a.g.e., II, 410-411; İbn Abidin, Reddu`l-Muhtar, III, 293, Mecmuatü`r-Resâil, I, 359; İbn Teymiyye, es-Sarimu`l-Meslul, s.561).

    Söyleyeni dinden çıkaran küfür sözlerinin bu sonucu meydana getirmesi için hür bir irade ve ihtiyarla söylenmesi gerekir. Tehdit, zor ve baskı altında küfür sözlerini söyleyen kimse zorlama tam ise, yani öldürme, kesme, bedene zarar verme ve şiddetli dövme tehdidi varsa küfür sözü söyleyebilir. Ayette şöyle buyurulur: "Kalbi imanla dolu olduğu halde, küfre zorlanan müstesna olmak üzere, kim iman ettikten sonra, küfre sine açarsa Allah`tan onlara bir azap vardır" (Nahl, 16/106). Bu âyet, küfre zorlanan kimsenin dinden çıkmayacağını gösterir. Nitekim Mekke müşrikleri, Yâsir ile hanımı Sümeyye`yi İslâm`dan dönmeleri için zorlamış, işkence altında ikisini de öldürmüştür. Yâsir`in oğlu Ammâr`ı da bir kuyuya atarak işkence yapmışlar, Ammar işkenceye dayanamayarak, kalbi imanla dolu olduğu halde, diliyle İslâm`dan döndüğünü söylemiş ve canını kurtarmıştır. Haber Hz. Peygamber`e ulaşınca, kendisiyle görüşmüş ve yine işkenceye maruz kallısa aynı sözleri söylemesine ruhsat vermiştir. Yukarıdaki ayet-i kerîme bu olay üzerine inmiştir (İbnü`l-Esir, Üsdü`l-Gâbe, I V, 130 vd.)

    Önemli bir hatırlatma:

    Küfür sözlerini söylemenin dini açıdan tehlikeli olacağı ifade edilmiş ancak bu sözleri söyleyenlere kafir oldun denilmemiştir. Kötü sözlerden sakınmak için söylenen bu sözleri her söyleyene kafir demek de sakıncalıdır. Çünkü söz küfür görünse bile sahibini kafir yapmayabilir. Kalpten inkar etmedikçe kafir olunmaz. Bunu da bilemeyeceğimize göre her küfür sözü söyleyene de kafir denilmez.

    Buna göre insanları küfür sözlerden sakındırmak için bu açıklamaları yapmalı, ama bu szöleri söyleyenlere de "sen kafir oldun" denilmemelidir.
  • Ertesi gün öğle vaktiydi. Medine, gözyaşları içinde mescide yığılmıştı. Kimsenin yanındakine bir şey söylemediği, söyleyemediği, dokunmadığı, hatta bakamadığı bir zamandı. Bilal ezan okumaya başlamıştı :

    "Allahu Ekber!.. Allahu Ekber!.. Eşhedü en lâ İlâhe illallah... Eşhedü en lâ İlâhe illallah..
    Eşhedü enne Mu..."

    Bilal'e baktım. Herkesin baktığı gibi. Boğazı düğümlendi. Sesi titredi. Dudağını ısırdı... İnsanları çağırmalı, namaza davet etmeliydi. Yapamadı.. Devam edemedi.. Hıçkırmaya başladı...
  • mümin daha başlama tekbiri alırken Allah'ın huzurunda olduğunu bilmeli bütün dikkatini toplamalıdır

    günlük hayatta da böyledir kapısının zili çalan kimse kapıyı çalanın yüzüne bakar onu tanıyorsa kapıyı açar

    Allah da insanın yüzüne değil kalbine bakar eğer Allahu ekber diye tekbir alırken dünyayı elinin tersiyle geriye atabilmisse Cenabı Hakk onu huzuruna kabul eder ama daha ilk anda kendini ibadete veremememisse çaldığı kapı yüzüne kapanabilir
  • Sabırlı Salih (Hikâye)
    Sokaklarda bir çığlık yükseliyordu yağan yağmura galebe çalarcasına, mahalle aralarında sert sert bağıran bir ses vardı.
    -Salih Salih yapma! Diyordu bir kişi,
    -Ne olur Salih at elinde ki bıçağı!
    -Öldüreceğim hepinizi abi başta seni öldüreceğim hepinizden nefret ediyorum!
    -Ne oldu niye toplandınız yine Salih’in hasta sinir hastası olduğunu bilmiyor musunuz? Dedi abisi mahalleliye!
    Mahalleli dağıldı Salih bağırıyor ve sinirden ağlıyordu!
    Salih aşırı derecede bir sinir hastası idi küçük yaştan beri tedavi görüyordu yaşı yirmiye ulaşmasına rağmen sinirleri hiç geçmiyor günden güne daha kötüye gidiyor ailesine saldırıyor, abisine bıçak bile çekiyordu o dereceye gelmişti.
    -Annesi Salih için her namazda dua ediyor Allah’ım çocuğuma yardım et diyordu.
    -Salih bunalım içindeydi bazen saclarını yoluyor, bazen bağırıyor, bazen de ailesine zarar veriyordu.
    -Hiçbir arkadaşı yoktu yalnızdı bir cep telefonu vardı, cepten facebook’a girer sinir dolu yorumlar yazardı çoğu kez, hep Salih’i dışlarlar sayfadan atarlardı. Çünkü bilemezlerdi içinde bulunduğu ruh halini.
    Salih kendince ütopyalar oluşturuyor içinde bulunduğu çocukluğundan beri bu hastalığından kurtulmanın çarelerini arıyordu.
    Annesi arkadaş edinmesi için birçok kez mahallede ki gençlere ,
    —Salih’le arkadaş olun onu ziyaret edin ne olur oğlum diyor ve bunu söylerken gözyaşı döküyordu vefakâr anası.
    Oğlunun bu hali onu tedirgin ediyor mahallenin genç geçinen jöle saçlı diken saçlı küpeli erkekleri de Teyze senin oğlun deli sinir hastası bizim arkadaşımız olamaz diyorlardı kendi deliliklerine gidişatlarına bakmadan.
    Eğer bunları Salih duysa o çocukları sinirle pataklar ya da döverdi sinirli de olsa Az buçuk anasına saygısı vardı ona karşı kendini tutuyor. BAŞKASINA tahammül edemiyordu.
    Zira gençlik artık bozulmuş kafe ye oyun merkezlerine gider olmuş sigara ellerde acayip kıyafetler içinde Amerika’nın holigan takımına dönmüştü,.
    Müslüman gençlik Müslümanca bir hayat değil Batı medeniyeti tesiri altında yetişen bir köle haline gelmişti.
    Artık camiler 50 yaş üzeri insanların yeri olmuş genç yok olmuştu.
    ………
    Salih’in annesi birde cami hocasına gitmeye karar vermiş durumu anlatmış arkadaşı olmadığını ve oğlunun zor günler geçirdiğini söylemiş ona bir arkadaş bulması için Hoca’dan yardım istemişti.
    Hoca’da cami cemaatinden Mustafa adlı Salih’in yaşlarında bir genci anlatmış Salih’in annesine ,
    annesi de bu duruma sevinmiş namaz vakti sıralarıymış…
    -Mustafa’nın işi olmazsa bu saatte gelir. Hah bak geliyor teyzeciğim namazı kılalım bir konuş istersen!
    -Tamam, oğlum bekliyorum bende üst katta bayanlara ait yerde namazı eda edeyim. Namaz bitmiş herkes namazdan çıkmış cami hocası ve Mustafa muhabbet ederek cami kapısından çıkmışlar Salih’in annesi de arkalarından çıkmış.
    -Hoca: Mustafa, Teyze bu mahalleden seninle konuşmak istiyormuş mühim bir mevzu varmış.
    -Buyur teyzeciğim nedir mevzu dinliyorum sizi
    -Oğul benim senin yaslarda bir oğlum var sinir hastası her yere gitti her doktora gitti bir arkadaşı dahi yok sinirli deli diye yanına kimse yaklaşmadı herkes bıraktı gitti.
    Ona arkadaş olmanı istiyorum diyor ve gözyaşlarını o beyaz başörtülü nur yüzlü 55 yaşında olan anne, gözyaşlarını yazmasının ucuyla siliyor ve anlatıyordu.
    Bakırköy akıl ve sinir hastalıklarında yattığından tut her şeyi anlatmıştı, annesi Mustafa’ya.
    Mustafa şöyle dedi:
    -Teyzeciğim merak etme ben şu karşı mahalleden geliyorum Salih’e arkadaş olacağım bana adresi ver yarın geleyim.
    Dedi ve teyzeden izin isteyerek ayrıldı.
    …..
    -tık tık tık!
    -Kim o ?.
    -Benim teyze Dün konuşmuştuk, Mustafa.
    -Tamam, oğlum geç içeri.
    -Anne kim o deli kapıyı kıracak gibi vuruyor!!! Kim o diyorum ses versene !!!
    -Kimse değil Salih karşı mahalleden bir genç senin namaza gelmediğini kocaman adam olduğunu duymuş öyle gelmiş yani seni namaza çağırmaya gelmiş.
    -Gelsin içeri de görelim bakalım bu hocayı!!! Hah hah…
    -Selam aleyküm Salih kardeşim Ben Mustafa Karşı mahalleden seni görmek istedim zira ev yakın ama namazda göremiyorum seni hastasındır belki diye merak ettim ziyaretine geldim.
    Mustafa, Hatice teyzenin göz kapaklarını hafifçe aşağıya doğru tatlı bir şekilde kapattığını gördü devam et işareti mahiyetinde.
    -Tamam, tamam uzatma Mustafa Efendi zahmet etmişsin işte kapı orda güle güle hadi kış kış.
    -Sen şu kitabı al Salih oku olur mu?
    Bak bu kitapta Allah’ın kullarını çok sevdiği onun yolunda gidenlerin cennete gideceği yazıyor.
    Belki için açılır sen zaten iyisin maşallah maşallah sıhhat açısından yakışıklı ve dinç görünüyorsun her halinden iyi biri olduğun anlaşılıyor.
    -Sana ne halimden he vaaz bitti efendi hadi naş naş..
    – Aaa oğlum Salih misafir çocuk seni görmeye gelmiş bak ne güzel ilk defa senin yaşında ve seni görmeye gelen bir arkadaş sen ise onu kovuyorsun. Bir çay içmeden göndermem bu genci.
    -İyi be iyi…  Ne haliniz varsa görün diğer gelen gençleri de gördük bana deli diyenden tut sanki ben öcü imişim gibi koltuğun en ucuna oturup kalkışa hazır bir tayyare gibi tedirgin konuşan hot dediğim anda çekip kaçıp giden insanlar gibidir buda.
    -Salih Bey ben Müslüman’ım elhamdülillah sabır bizim dinimizin emridir. Düşen kişiye yardım etmek güzel sözler ile muamele dinimizin emridir. Biz sizi kırmak için değil Allah’ın rızasını gözetmek için geldik, O bizden Razi olur belki bu rızaya sizin sayenizde ulaşırız diye geldik, sizin gibi Müslüman gençler ile arkadaş kardeş olmak isterim sizin güzel sözlerinizden faydalanmak isterim.
    Anneniz sizin ne kadar iyi biri olduğunuzu anlattı sadece biraz sesinizi yüksek tutuyormuşsunuz hem bakın anneniz sizi çok seviyor.
    -Salih ilk defa böyle güzel sözler işitti bu Mustafa kim nereden geldi bu diye düşündü ve pür dikkat onu dinliyordu…
    İlk defa sinirden eser kalmamış yumuşamış muhabbetten emin olmak için, Mustafa’yı bazen azarlıyor bazen üzerine yürüyor ama Mustafa bunlara sabır ile karşılık veriyor onu asla ve asla üzmek istemiyordu.
    Aradan haftalar geçmiş olmasına rağmen Salih biraz sinirden uzak dini kitaplara kendini vermiş bir insan oluvermişti senelerdir. Doktorun yapamadığı tedaviyi Mustafa yapmıştı ona…
    Mustafa ahlaken çok düzgün efendi kendini İslami konularda yetiştirmeye çalışan sürekli kitap okuyan siyah saçlı 175 cm boyunda kahverengi gözlü saçları hafif dalgalı ve gömleğinin üzerinde örme yakasız süveter üzerinde bir palto gülünce dişleri gözüken okumayı seven yüzünde gamzesi olan nurani bir yüze sahip Allah ve Resul’üne kendini adayan üniv okuyan karakteri oturmuş bir gençti.
    …. Aradan bir ay geçmiş tüm zorluklara rağmen kargaşa ve Salih’in bazen sinirli davranışlarına rağmen sohbetler güzel geçiyor Salih’te artık namaza geliyor ve bu zaman içinde Mustafa ile kan can Müslüman’a yakışan bir kardeş olmuşlardı…
    Salih almadığı huzuru İslam’da bulmuştu artık nerede bir dini sağlam kaynaklı bir kitap görse okuyor Mustafa ile heyecanlı heyecanlı paylaşıyor bazen kızıyor ve gülümsüyor tabi doktorun verdiği ilaçları da kullanıyor..
    Mustafa’ya Salih’in annesi dua ediyor ikinci oğlum diyordu. Mustafa’nın annesi ile tanışmış oğlunun ne kadar mükemmel bir karakteri olduğunu annesine anlatmıştı.
    Artık Mustafa ile geziyorlar parklara gidiyorlar ellerinden kitap düşmüyor her yerde ilim konuşuyorlardı.
    BAZEN oluyor, Salih başı örtülü, erkekler ile parkta oturan tesettür değil kıyafeti tarz olan kızları görünce deliye dönüyor.
    -Tutma Mustafa beni öldüreceğim bunları bu dine zarar veren kişileri ne olur bırak Allah aşkına bırak… Diye bağırıyor Parka doğru bağırıyor Salih:
    Kaçmayın lan kaçmayın beni sinir hastası eden sizsiniz lan siz,  diyor ve sinir hastalarında olduğu gibi ağlıyor ve etrafa bağırıyor herkes ona hayretle bakıyor Mustafa Onu zorla tutuyor.
    Ve Sakin ol kardeşim Salih Sakin ol Bilirsin ki anlattığım hadisi Şeriflere ayetlere bir göz at.  Bak bu kitabın 50. Sayfasında da var öfke şeytandandır yazıyor sen şeytani güldüren olma Sen Allah Ve Resulünün ümmetisin hadi otur bu hadisi Şerif’in devamında öfkelenen kişinin ayakta iken oturmasını, öfkesi geçmiyorsa abdest almasını, oturuyor ise kalkıp orayı terk etmesini yazıyor. Hadi Salih Sen neler anlattın hadi kardeşim hadi otur…
    -Tamam, Mustafa oturuyorum sırf şeytani güldürmemek için oturuyorum ve artık bu hadisi şerifi dikkate alıyorum.
    -Hah şöyle bak bu kitabın 122. Sayfasında demin gördüğün kişileri yazıyor tesettürü sus sanan Allah için değil nefsi için örtüyü kurban eden kişileri Anlatıyor Peygamber efendimiz, aynen okuyorum bak.
    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Ömrün biraz uzarsa ellerinde sığırkuyruğu gibi bir şeyler taşıyan birtakım insanları çok geçmeden göreceksin. Onlar Allah’ın gadabına uğrayarak sabaha ererler, Allah’ın nefretine uğrayarak akşama ererler.” Resulullah bir başka rivayette de: “Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığırkuyruğu gibi bir şeyler taşıyıp onu insanlara vuran insanlar, giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allah’a itaatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Hâlbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur” buyurdular.
    Ravi :Ebu Hüreyre
    Kaynak :Müslim, Cennet 53, (2857), 52, (2128)
    BU Hadisi Şerif her şeyi anlatıyor Onlar Cennetin Kokusundan Mahrum kalacak bırak cennete girmeyi asla ve asla kokusunu duyamayacaklar tövbe edip pişman olanlar hariç bu hadisi Şerif Kütübü Siteden alma sahih bir kaynaktır yukarıda kaynağı verilmiş Müslim ‘de geçer başka bir hadisi Şerif kitabı olan Ebu Davut ve İbni Hibban’ın kitaplarında da  bu hadisi şeriflere yer vermiştir.
    Sen üzme kendini Kardeşim onların gözleri kör olmuş görmüyorlar sokaklar da öyle biliyorsun ama sakin olmak Müslüman’ın kimliğidir Salih .. Bu kimliği kaybedersen Kimliksiz yaşarsın kimliksiz yaşayan insanın nereye bağlı olduğu kim olduğu belli değildir.
    Ona deli de derler sinirli de ama sessiz ve sakin olursan bak işte bu Müslüman derler. BU KIMLIĞI KORU ÇÜNKÜ SEN MÜSLÜMANSIN…
    -ALLAH senden razı olsun Mustafa bana hakikati gösterdin anlattın bana yap demedin birlikte yapalım birlikte gidelim dedin. Ben demedin hiçbir zaman biz dedin Annem ve Cami hocasından razı olsun Allah…
     Sen gelmeden önce neredeyse abimi sinirden öldürecektim Şimdi öyle mutluyum ki Senin gibi din kardeşim var.
    Salih ve Mustafa gözyaşları ile bir birilerine sarıldılar.
    Hadi hava kararıyor herkes evine dedi Mustafa bir yandan gözyaşlarını siliyor bir yandan Salih’in düşünceli haline bakıyordu.
    Salih artık can sıkmak yok oldu mu can dostum can kardeşim…
    Al şu flaş belleği içinde güzel şeyler var bunu evde dinle…
    …..
    Herkes evine varmıştı Salih mp3’e Mustafa’nın verdiği şeyleri atmış dinliyordu. SEYTANIN HILELERI evliya radyo tiyatroları dini bilgiler, Peygamber Efendimiz ‘in hayatı vs. hepsi huzur verici bilgiler ve düşündürücü şeylerdi.
    Dudaklarından şu söz döküldü Aşk içinde Allah olunca dost oluyor arkadaş oluyor insana öfke de kalmıyor sinir de ALLAH’IM SANA ŞÜKÜRLER OLSUN ….
    ….
    Aradan 2 yıl geçmiş Mustafa ve Salih sıkı bir dost olmuş Salih düzelmiş camiye birlikte gidiyorlar her akşam evde sohbet ediyorlar ve bir amaç etrafında tavaf ediyorlar ALLAH RIZASI….
    TABI YA ALLAH RIZASI NE PARA NE PUL SİNİR BILE BU RIZA ILE YUMUŞAK BIR PAMUK OLUYOR….
    Artık onlar düzeldi Ya siz değerli okuyucular siz hala Allah’ın emirlerine sinirlenip namaz kılmıyor musunuz?
    Haşa! Haşa!
    ASİ GELMEK DEĞIL MI BUNLAR AÇIK GEZMEK NAMAZ KILMAMAK IBADETLERDE GEVSEK DAVRANMAK.
    Siniriniz kime sizi koruyan kollayan rahmet meleklerine mi? Yoksa kiramen katibin meleklerine mi??
    Kurana mı siniriniz, hadisi şerife mi???
    Bence hiçbirine değil siniriniz kendinize …
    NEFSİNİZİN SÖZÜNÜ DİNLİYORSUNUZDA ALLAHU EKBER DİYEN MÜEZZİNE KULAK VERMİYORSUNUZ…
    HAYDİ, SİNİRLERDEN SIYRILIP TÖVBE ETMEYE SECDEYE VE SEMAYA… SABIRA… ŞEFKATE… MERHAMETE…
    SABRI AYET VE HADİSİ ŞERİFLERLE BELİRTELİM Kİ PEKİŞSİN…
    Kur’an-ı kerimde sabrın önemi çok âyette bildiriliyor. Üç âyet meali şöyledir:
    (Sabredenlere, mükafatlar hesapsız verilir.) [Zümer 10]
    (Ey iman edenler, Allah’tan sabır ve namazla yardım isteyin. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bakara 153]
    (Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine, ülülazm Peygamberler gibi sabret!) [Ahkaf 35]
    Sabır hakkında hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
    (İmanı en üstün olan; sabırlı, cömert ve hoşgörülü olandır.)[Deylemi]
    (Hak teâlâ, sevdiği kulu dertlere müptela kılar, o da sabrederse, ondan razı olur.) [Deylemi]
    (Kötü komşunun eziyetlerine ölünceye kadar sabredeni Allahü teâlâ sever.) [Hakim]
    (Allahü teâlâ, sabredeni sever.) [Taberani]
    (En üstün ibadet sıkıntıya sabretmektir.) [Tirmizi]
    (En şiddetli bela sabrın az olmasıdır.) [Deylemi]
    (Yeminle söylüyorum, uğradığı zulme sabredenin Allahü teâlâ şerefini arttırır.) [Taberani]
    (Geçim sıkıntısına sabredeni Allahü teâlâ Firdevs Cennetine koyar.) [Ebuşşeyh]
    (Kıt kanaat geçinecek kadar az rızka sabredenlere müjdeler olsun.) [Deylemi]
    (İki gözünü kaybeden sabrederse Cennete gider.) [Hatib](Müminin silahı sabır ve duadır.) [Deylemi]
    (Allahü teâlâ buyurdu ki: Benim hükmüme razı olmayan ve verdiğim musibete sabretmeyen benden başka Rab arasın.)[Taberani]
    Yazan: Mustafa Kuş