Tarihin hiçbir döneminde beden bu kadar görünür olmamıştı ve belki de hiçbir dönemde bu kadar metalaşmamıştı. Eskiden beden mahremdi; şimdi merkezde. Eskiden insan görünürdü, şimdi görünüm. Kadın ya da erkek fark etmiyor; kaslar, dudaklar, bel kıvrımları, omuz genişliği… Hepsi ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve optimize edilebilir bir projeye dönüştü. Beden artık bir varoluş hali değil, bir performans alanı.
Bu çağın mabedi ekran, rahibi algoritma ve tapınılan şey beden. Algoritma ahlâk bilmez, değer üretmez, niyet okumaz; sadece dikkati ölçer. Göz bebeğinin ne kadar büyüdüğünü, başparmağının ekranda ne kadar yavaşladığını hesaplar. Ve şunu keşfetmiştir: İnsan en hızlı bedene tepki verir. Bu yüzden bakmasak bile karşımıza düşer, istemesek de akışa karışır. Çünkü sistem bilinçli tercihlerimize değil, içgüdülerimize yatırım yapar.
Sorun çıplaklık değil; sorun bedenin sürekli bir teşhir nesnesine dönüşmesi. Sürekli kusursuzluk izlemek, insanın kendi sıradanlığıyla arasına mesafe koyar. Bir süre sonra doğal olan silikleşir, normal olan eksik görünür. Yaşlanmak hata, kilo almak başarısızlık, sivilce kusur sayılır. Beden artık yaşanan bir şey değil, sergilenen bir şeydir ve bu sergileme hali insanı kendine yabancılaştırır. Aynaya bakarken kendini değil, kıyasını görmeye başlarsın.
Bu çağda herkes vitrin, herkes potansiyel bir ürün. “Görünüyorsan varsın” anlayışı yavaş yavaş “beğeniliyorsan değerlisin” inancına evriliyor. Oysa insanın değeri görünürlüğünden değil, derinliğinden gelirdi. Sessizliğinden, düşüncesinden, karakterinden. Fakat derinlik algoritmaya ağır gelir; yavaş düşünce etkileşim üretmez. Metin değil beden hızlı tüketilir. Bu yüzden yorgunuz; çünkü sürekli uyarılıyoruz, sürekli karşılaştırılıyoruz ve fark etmeden sürekli eksik bırakılıyoruz.
En tehlikelisi