...
Ayrıldılar... Ve bir daha birbirlerini görmediler. Fakat ikiside küçük derenin kenarındaki söğüdü ve orada geçirdikleri ilkbaharı ve yazı unutmadılar.
...
Yalnız her ikisinin de içinde gizliden gizliye büyüyen bir korku vardı : Bir gün gelip ayrılmak korkusu . Hiçbirisi bu korkusunu ötekine söylemeye cesaret edemiyordu.
Sen sevgiline ne verebilirsin sanki ? Kalbini mi ? Pekala , ikincisine ? Gene mi o ? Üçüncü ve dördüncüye de mi o ? Atma be adaşım , kaç tane kalbin var senin ?
Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım , sen hiç sevdin mi ?
Çoook desene ! Sevgilin güzel miydi bari ? Belki de seni seviyordu. Ve onu herhalde çok kucakladın. Geceleri buluşur ve öperdin değil mi ? Bir kadını öpmek çok hoş şeydir , hele adam genç olursa...
Yahut sevgilin seni sevmiyordu. O zaman ne yaptın ? Geceleri ağladın mı ? Ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin , ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi ?