Bu yüzden içindeki talepkâr sesi güçlü olan insanların hayatlarındaki bu koşu hiç bitmez. Şöyle bir ayaklarını uzatıp çay kahve içemezler, manzarayı seyredemezler, hep bir içsesin baskısını hissederler.
Ancak dürtüsel/tepkisel bir tarafımız varsa bu tetiklenme daha
hızlı olur. Kablolar birbirini hemen ateşler, "Yansın dünya" deriz.
Yanınca da "Hay Allah, yine yangın çıkardık" diye düşünürüz ama sıkıntı şu ki -yine dürtüsel/tepkisel olduğumuz için- deneyim biriktiremeyiz, hatalarımızdan ders çıkaramayız. Bir sonrakinde yine, yeniden aynı tepkiyi veririz.