Bir parçası olduğum ve canımı hizmetine adadığım ülkem tarafından hayatta kalmam için garanti edilen sınır, bu altı patatesten ibaretti. Altı sayısı korkunç bir matematiksel kesinlik taşıyordu.
Karım ise doğumevinin dört yataklı küçük koğuşunda birkaç gün sonra doğuracağı çocuğunu, "çocukların idam edildiği bir ülkede doğurmak istemediğini" söyleyerek ağlıyordu.
Hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz herhalde.
Unutmak...
Çaresizlerin, fırtınalar arasında, bir gün oraya ulaşmanın düşünü kurdukları o acıklı sığınak.