2. Dünya Savaşı - Filipinler - Hasta olduğu için bölüğünün, erzağı bittiği için de sıhhiyenin istemediği ve bunun sonucunda yaşama tutunma çabası ile adada mücadele eden bir Japon askeri:
Doğduğum günü ve yaşıyor olmayı daha bir manasız hatta gereksiz buldum, bu adada şahit olduklarımdan sonra..
Bırakın insanın yamyam olmasına ve yamyamlaşabilmesine, barınma yeri olmadan ve hastalığın pençesinde kıvranmaktayken, insanın günlerce aç ve susuz kalabileceğine bile aklım ermezdi hiç. Şarapnelin kendi vücudumdan kopardığı et parçasını ağzıma atıp çiğnediğimde bile düşün(e)medim aslında yamyam olabileceğimi(zi) insan olarak.
Fakat şimdi yaşıyor olduğuna şüphe duyduğum bu bedenim (ki zira ruhum çoktan bedenimden ayrıldı), türlü yaraların-berelerin iyileşmeye yüz tutmuş izleriyle doluyken, her şeyin nasıl da mümkün olduğunu düşünmekteyim.
Ne uğruna çabalamışım ki adına yaşam dediğimiz bu felaketler sahnesindeki rolümü devam ettirmeye? En çok da belki her şeye rağmen yaşama tutunma çabam için hayret ediyorum. "Demek ki," diyorum, "insan, şartları ne olursa olsun en azından bir umut kırıntısı bulabileceği inancıyla kendisini hayatta tutmaya çalışıyor. Kendi cinsinin, hatta direkt kendisinin bütün yıkım fikirleri ve eylemleri dahil ona yaşamaya devam ekmek dışında bir şeyi düşündüremiyor bile."
Lakin insan bütün bunlarla birlikte, yokluklar içindeyken, olmayan şeye bile şükretmeyi öğrenebiliyor, herhangi bir zamanda yaşamında olabileceği düşüncesiyle. Ve insan bazen en çok korktuğu ve dumanının çizgilerini gördüğünde yolunu başka taraflara çevirdiği anız ateşlerine bile, vakti gelince, ateşin çevresinde düşman da olsa besin kaynağı olabilecek bir insan olabileceği umuduyla, delicesine koşarak gidebiliyor.
İşte benim de aklımı yitirmeden ve delirmeden önce en son hatırladığım