Şehri düşündüğümde, bana öyle geliyor ki sanki orada dünyadan bihaber yaşamışım ben, o darlığa, duvarların o korkunç tek tipliliğine, evlerin yüksek korku salan kapalılığına ve sokakların sefaletine nasıl katlanabildiğimi anlamıyorum.
Bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey yok ama ben onun varlığıyla dolup taşıyorum, bazen teninin kokusunu hatırlıyorum ya da nefes alıp verişini, öyle ki sanki dans ederken kollarımın arasında tutuyorum onu ya da o yanımda oturuyormuş da dokunmak için elimi uzatmam yeterliymiş gibi hissediyorum.
Eskiden insanlardan kabul görebilmek görebilmek için hep kendimi açıklama ihtiyacı duyardım. Bir yandan aslında her türlü boşboğazlıktan nefret ederdim. Ama bu nefretin her defasında boşboğazlığın tuzağına düşmemden mi yoksa en yakın arkadaşlarıma bile kendimi anlatma çabalarımın boşa kürek sallamak olduğunu anlamış olmamdan mı kaynaklandığını bilmiyorum.