Küresel kamunun internet erişimi, en baştan beri, daima zamanı zaptırapt altına almakla, güçsüzleştirmekle ve bağlantıda olma halini gayri şahsileştirmekle ilgili bir şeydi. İnternetin başlarda "daha özgür" veya daha açık gibi görünmesinin tek nedeni, finansallaştırma ve gasp projelerinin ha deyince ortaya çıkmaması, 2000'lerin başlarında ivmelenme noktasına ulaşması için birkaç yıl geçmesinin gerekmesiydi. Ulusaşırı şirketler için, herkesin internete erişebilmesi hem işin hem de tüketimin yeniden şekillendirilip zaman ve yer kısıtlamalarından kurtulmuş 7/24 meşgaleler haline getirilmesini sağladı. Bu aynı zamanda çevrimiçi olan herkesin hem gözetlenip hem de azmettirilmesi ve eşanlı olarak toplumsalın özelleştirilmesi sürecinin yoğunlaştırılması için birbiriyle bağlantılı muazzam imkânlar yarattı. Dijital ağların şirketlerce denetlenmesi, medya tarihçisi Harold Innis'in perspektifine başvuracak olursak, hâkim bir imparatorluk veya devletin hırslarına hizmet eden bir "bilgi tekeli" olarak kavranabilir. Innis'e göre, halka bilgiye erişme imkânı, demokratik bir imkân sağlıyormuş gibi görünseler de iletişim sistemlerinin daha kapsamlı amacı, tarih boyunca, yerel ve bölgesel toplulukları bilgi tekelinin muhafaza edildiği daha geniş alanlara çekerek parçalamak, böylece kültürel ve ekonomik tahakküm altına alınmalarını teminat altına almak olmuştur.