Diğer insanların illa ki anlaşılmaz ve bize ters olmadıkları düşüncesi, statüye dair kaygılarımızı azaltır. Çünkü toplumda ayrıcalık edinme arzusu, sıradan olmanın getirdiği dehşetengiz endişe tarafından tetiklenir. Sıradan yaşamların aşağılık, yetersiz ve çirkin olduğunu düşündüğümüz ölçüde kendimizi toplumdan ayrı tutma ve sivrilme sevdamız güçlenir. Toplum ne kadar yoz olursa, bireysel başarının albenisi de o kadar güçlü olur.
Önemsizlik hissini yenebilmek için, kendimizi daha önemli bir konuma getirmeye uğraşmak yerine, herkesin eşit derecede önemsiz olduğunu kavramak gerekir.
Hangi işle uğraşırsak uğraşalım, ister Nil nehrinin kıyısında içki içiyor, ister bir kitap yazıyor yada bir servet kazanıyor olalım, ölüm fikri insanların bizimle ilgili düşüncelerine bu kadar özen göstermememiz konusunda bize cesaret verir.
Koşullu sevgi ilginç olmaktan çıkınca, onu elde etmek için izlediğimiz yollar da cazibesini yitirir. Zenginlik, saygı ve güç, bize sadece statümüzü elimizde tutabildiğimiz süreyle sınırlı bir sevgi sunuyorsa eğer ve eğer yaşamlarımızı savunmasız, dağılmış, çocuk gibi ilgi bekler bir halde noktalıyorsak, o zaman koşullu sevgilerden uzaklaşmaya başlar, bütün enerjimizi, altımızdaki zeminin ve konumun kayıp gittiği durumlarda bile yanımızda olacak insanlara yönlendirmeyi düşünürüz.
Ölüm fikri yaşama sahicilik kazandırır. Hastanede hasta döşeğinde yatıyorken kimlerin bizi ziyarete geleceğini sorgulamak, ajandamızı düzenlememiz ve bazı isimleri telefon defterimizden çıkarmamız için başvurduğumuz en kolay yöntemlerden biridir.