İdeoloji, toplumun içine renksiz ve kokusuz bir gaz gibi yayılır. İdeoloji, gazetelerin, reklamların, televizyon programlarının ve yazılmış metinlerin içine sinmiştir ve sindiği yerden mantıksız ve adaletsiz bir biçimde taraf tutar, üstelik bunu yaparken, sessiz ve derinden, ancak bir budalanın ya da ahmağın karşı çıkacağı yüzyıllık doğruları öne sürdüğünü ima eder.
Araçların en zarifi ve en donanımlısı bile bize güzel bşr ilişkinin yaşattığı doyumu sağlayamaz; bir kavganın veya ayrılığın yaşattığı hüsrana deva olamaz. Böyle anlarda bir arabanın ruhsuz verimliliği, göstergelerinin kesinliği ve çıkardığı tik tik sesleri, bilgisayarının kusursuzluğu sinirimizi bile bozar belki.
Hepimiz birtakım başarılar elde ederek ya da belli bazı şeylere sahip olarak sürekli bir tatmin hissine kavuşacağımız düşüncesini taşırız. Hepimiz, mutluluğun dik ve yaman yokuşunu bir süre tırmandıktan sonra dümdüz ve uçsuz bucaksız bir platoyla karşılaşacağımızı zannederiz. O dik yokuşun sonunda sürekli bir tatmin bizi beklemektedir. Oysa bize şu hiçbir zaman hatırlatılmaz: zirveye ulaştıktan çok kısa bir süre sonra, yeniden inişe geçecek, kendimizi yine endişenin ve arzunun yere yakın topraklarında bulacağız.
Bir şeyi yüceltmeye son vermenin en hızlı yolu ona sahip olmaktır; tıpkı bir insanı yüceltmeyi engellemenin en hızlı yolunun onunla evlenmek olması gibi.