Ayaklı kütüphane denen kişilerin lehinde ve aleyhinde çok şey söylenmiştir. Bunların kafalarında kitap, midede öğütülen ekmek gibi değil, ambarda bekleyen buğday gibi durur. Nasıl konmuşsa öyledir. Kana ve hayata karışmamıştır. Onların bilgileriyle zekâları arasındaki ilişki, bir kitapla bir kütüphanenin raf tahtası arasındaki ilişkinin aynısıdır.
Türkçe test kitabından:)
Peki nefsin baskı ve şiddetini hissettiğimizde ne yapmalıyız? Anlamı yitirip isteksizleşmekten nasıl kurtulabiliriz? Anlamsızlık batağından çıkış için iki önemli yol vardır: Geçmişi tefekkür etmek ve geleceği tasavvur etmek. Bu iki olguyu içselleştirmezsek, anlamı kaybettiğimiz noktada takılı kalır ve tekrar gaflet basamağına yuvarlanırız. Çünkü irade basamağında ilerleyenler, kaybettikleri anlamı yeniden yakalayabilen kişilerdir. Anlamı kaybettiğimiz an, ilk olarak geçmişi tefekkür edip "Bu kararı ne zaman ve neden almıştım?"sorusunu sormamız gerekmektedir. Bu kararı ilk kez aldığımız anı yeniden hatırlatmak,onu tekrar yaşayarak kalbimizde canlandırmak, anlamı hatırlamamıza yardımcı olur. Çünkü o zamanlarda o şeyin ne kadar gerekli ve acil olduğunu düşünmemiz tamamen gerçekti, şu anki hislerimiz ise aldatıcı; ne kadar kararlı olduğumuz ortaya çıksın diye karşımıza çıkan bir sınavdan ibaret. Şu anda anlamsız gibi görünse de ilkin o eylemin ne kadar gerekli olduğunu bütünüyle hissetmiştik. Öyle bir anlam doğmuştu ki kalbimize, ona ulaşamazsak çok büyük bir kayıp yaşayacağımızı düşünmüştük. İşte bu hisleri tekrar yakalayabilmek için derin bir tefekküre dalmamız gerekmektedir.
Yine, anlamı yeniden hatırlamak için geleceğimizi tasavvur etmek süreci atlatmamıza olanak sağlar. Nasıl biri olmak istiyorum? Yapmak istediklerini yapmış, kendini geliştirmiş, ibadetlerini rutine oturtmuş, karakterindeki eksikleri gidermiş, kalbini kirlerden arındırmış, atalet örtüsünü üstünden atmış, ihtiyacı olan çalışmaları sürdürüp ruhunu bunlarla beslemiş biri mi? Peki şu anda anlamını yitirdiğim bu kararım beni gelecekteki bu güzel halime bir adım yaklaştırmıyor muydu? O halde onun anlamını hatırlamalıyım. Yoksa gelecekte tıpkı bugün olduğu gibi hep hayal kurmuş, tam iradeyi öğrenecekken
Bir karar alırken işin başında önce keyif vardır. Düşünün, bir şey yapmak istiyorsunuz. Olayın sıcaklığıyla henüz karşılaşmamışsınız, sizden henüz bir fedakarlık ve bedel istenmemiş. Sadece hayal ve temenni basamağında kararlar alıyorsunuz. Bu basamak keyiflidir. Bir yere gideceğinizi düşünmek, eksikliklerimizi gidereceğimize dair umut beslemek elbette sevinç verir. Sonra o şeyi yapmaya başladıkça konfor alanınızdan çıkmanız gerekir. Bazı fedakarlıklar ve bedeller ödemeniz istenir. İrade bu acı noktasında başlar, içinde keyif yoktur. Burada acı olduğu için pek çok kişi acıya tahammül edemeyip devam etmekten vazgeçer. Eğer böyle bir acı evresi olmasaydı, daima tatlı bir geçişle irademizi oluşturabilseydik herkes istediği yere kolayca gelirdi. Acıya talip olup iradeyi öğrenmek tekamüldür. Ayette geçen "bir topluluk kendini değiştirmedikçe" ifadesindeki değişim, kişinin o acı evresini bizzat deneyimleyerek yaşaması ve iradeyi öğrenmesidir. O eşiği atlamayanlar Allah'ın değiştirdiği kişilerden olmaya talip olamazlar.