Biz çok uzak diyarlardan bir muştuya ve bir davaya inanıp da geldik bu küçük Asya denen topraklara. Toprak almak için değil, zengin olmak için değil; gönül almak, gönül bulmak ve buralarda yeniden doğmak için geldik.
Gülmeyi unutmuş şehirler var kâri. Gülmeyi unutmuş ve tebessüme hasret şehirler... Dört mevsimden habersiz ve her vakit hazanı yaşayan şehirler... Misal ki, bilmem kaç senedir bahar gelmemiştir Karabağ'a. Misal ki Grozni'de, Hocalı'da, Serebrenitsa'da, Gazze'de, Myanmar'da, Doğu Türkistan'da şimdi ise Suriye'de, Türkmen Dağı'nda gülleri ayaz vurmuş ve oradaki çocuklar gülü hiç görmemiştir. Hem ihtimal ki gülememişlerdir hiç.
Zira kelamın da, kalemin de ve gönlün de sahibi olan, "Oku" diyor hepimize. Biz, "Neyi?" diye bile sormaktan aciziz oysa. Ya da hadi itiraf edelim; gafiliz...
Ama madem ki O, sözüne "Oku!" diye başladı, işte onun için meftunuz kitaplara...