Bir masa düşünün ki bu masada oturanlar, en güzel yemekleri yiyip en lüks arabalara biniyor, en ihtişamlı evlerde oturup en göz alıcı tatillere gidiyorlar. Hepsinin ortak noktası ise usta hırsızlar ve yalancılar olmaları.
Bu masada, on ailenin haftalık yemek ihtiyacı, birçok ailenin yakacak ihtiyacı ve belki de bir gencin aylık bursu harcanıyor.
Harcayan harcasın, isteyen istediği şekilde harcar bize laf düşmez, sonuçta kendi parası. Peki ya harcanan paralar bizlerin verdiği paralar ise!
Alın teri döküp, dürüstçe parasını kazanan sonra da evladı daha iyi bir gelecek yaşasın diye, kendisi gibi imkansızlıklar ile boğuşmasın diye, yeri geldiğinde evin kirasını borçla kapatan, yeri geldiğinde hasattan gelen azıcık parasını evladının okuması için harcayan, ağrıyan beline rağmen hammalık yapıp ailesinin geçimini sağlayan, zamanın ekonomisinde üniversite okuma hayali olan ama bakkalcılık yapan sonra da marketlerin artmasıyla otomatik olarak iflas eşiğinde olan ve yaşlandığı için de kolay kolay iş bulamayan, dürüst olduğu için keriz denip hakkı yenilen ayakları, elleri, yüzleri öpülesi babalarımızın, analarımızın parasıysa bu harcananlar!
Peki ya gençlerimiz, benim neslim. Kim bilir nelere kurban gittik, vefa borcu diye bir kavram vardır, unutturulmak için neler yapıldı, kiminiz anne babalarımızın emeğini unuttu, kimimiz haksızlıklara uğradığı için bu çakalların olduğu sofradan pes edip kalktı, kimimiz yurt dışının sundukları ile hayaller kurdu lakin ya suistimal edildi ya da ülkesine, babasının, annesinin, atasının topraklarına, evine sırt döndü belki bir gün bizi de kurtarır diye umut besleyen ailesinin gözünün içine baka baka ya da yurt dışınının gayet insancıl medeniyet ve misafirperver anlayışı, mükemmel kültürü ile tanıştı(!)
Elimden geldiğince siyasi bir yorum