• Uzun bir yazıya gerek yok bence. Çünkü Kulin'in daha önce 2 kitabını okumuştum. Onlar da beklentimin altında kalmıştı. Öncelikle güzel bir giriş yapılmasına rağmen bu güzel girişin orta ve finalde aynı lezzette olmaması benim için kitaptan soğumama en büyük engel oldu. Kurgu ve konunun ileride nelere gebe kalması, ve yaşanabilecek olayların okuyucuda bir merak, bir duygu potansiyeli açısından bir boşlukta kalması da ikinci en büyük sıkıntılardan biri.

    Eserin konusu yaşanmış bir olaylar zinciri dahilinde yazılmaya çalışılmıştır. 1930'lu yılların başında Nazi Almanyası'nın lideri Hitler'in diktatörlüğü ve Yahudilerin çektikleri cefaları üzerine, tarihe geçmiş olayları bir kez daha hatırlıyoruz. Ari ırkını kendime amaç edinmiş Adolf Hitler kendi vatanında veya başka yerlerde yaşamış tüm Yahudilerin ölmesini istemiştir. İşte bu zulümden kaçmak uğruna binlerce Alman Yahudileri tüm dünyaya yayılmışlardır. Tabii birçoğu da Hitler'in kanlı pençesinden kurtulamamıştır ne yazık ki. Milyonlarca yakılan kitaplar da aynı insanlar gibi zulme uğramıştı ayrıca . Doktor Gerhard da, bu zulme uğramış herhangi bir insandı. Bu bilimadamları bir umut ışığı arıyorlardı. Karanlığın hüküm sürdüğü Nazi Almanyası'nda bir gün bir telgraf ile hayatlar yeşermeye başlamıştı. Bu telgraf Türkiye Cumhuriyetinden geliyordu. Kurucu ve ebedi lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, küllerinden yeniden yaşama döndürdüğü Cumhuriyetin temellerini sağlam atmak istiyordu. Bunu eğitimle, bilimle yapmak istiyordu. Ve bu durumun önemi yıllar sonra daha iyi anlaşılacaktı.
    Evet, bu bilimadamlarını Atatürk istemişti. Ve faydasını da gördü ülkemiz. Çünkü cehalet en kötü düşmandır. Albert Malche, TBMM'ye ilham vermiş mimar Clemens Holzmeister, Diş Hekimliğimize en büyük faydası dokunan Alfred Kantorowicz ve sayamadığım onlarca bilim adamı. Hepsi ama hepsi büyük bir titizlikle seçildi, halk da elinden geleni yaptı bu misafirler için. Her ne kadar sözde milliyetçi ve şeriatçilerin provokasyonlarına rağmen. İşte böyle güçlendi, canlandı bir millet. Fakat tarih hiçbir zaman boş durmayacaktı. Acı, yıkım, gözyaşı hep olacaktı.

    Esasında bu yazımdan sonra ''Eee, güzel bir konu ele alınmış fakat neden beğenilmedi?'' gibi bir soru sorulması gayet normal. İşte bu güzel olabilecek konu hep başlardaydı. Tam kitap ile bağlantı kuracakken, tam bir duygu seline kapılacakken, Yahudilerin çektikleri sıkıntıları doyasıya okumak varken, işte bu durum gerçekleşemedi. Gerçekleşemediği için de eser hep durgun kaldı. Kitabın büyük bir bölümü Doktor Gerhard'ın torunları üzerine yazılmış. Aniden bir çocuk doğuyor, sonra bir diğeri ve yine bir diğeri daha. Okuyucu da bunların aşklarını, yaşantılarını okumuş bulunuyor. Güzel bir konuyla başlayan bir kitap, sırf sayfalar dolsun diye yazılmış. Bu da benim için bir hayal kırıklığıydı. Yazar ayrıca gereksiz ayrıntılara girip, 1930'lu yıllardan bu yana kadar ne kadar deprem, sel, darbe, muhtıra varsa anlatmış. Nihayetindeki 15 Temmuzla kapamış.:) Sonra bir oh be çektim.

    Her ne kadar yukarıda fazla uzun bir yazıya gerek yok desek de incelemenin nasıl biteceği belli olmuyor. Gerçi bu yazımım belki de kısa zaten.:) Dediğim gibi çok güzel okunabilecek bir eser değil. Tabii çok beğenenler de var. Ama Ayşe Kulin'in çok güçlü bir yazar olduğunu düşünmüyorum. Belki ileride başka romanları ile fikrim değişir mi bilemiyorum. Kalın sağlıcakla.
  • Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel bir itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin.
  • Dünyanın azabı içinde kaldık
    Sevenler unutmuş sevmiyor artık
    Gönüller dolusu aşklara yazık
    Bahtına gücenmiş kul feryadı bu
  • Roman desem içinde öğrendiğim bunca bilgiye yazık edecekmişim gibi hissediyorum.Bilgi ağırlıklı desem o muhteşem kurguya yazık edecekmişim gibi.Yazarın tüm kitaplarını merak edip okutturan kitap..
  • Kelâm Dostum Ercan Ergene ile çay eşliğinde yazarak geçen sıradan bir diyalog...

    Ercan Ergene:
    İnsanların yüzüne yüzüne çarptığı duyarlılıkları,
    Sığdıramadık yere göğe ve çarmıha,
    Benim benden sıyrılan bir sıtkım var.
    Onların şartlı sevgileri
    Onların 3+1 hayalleri,
    Onların tutarsız tutarlılıkları..

    Efrahim Yılmaz:
    Onlar ki tertemiz hiç kullanmadikları vicdan taşır
    Adalet mülkün temeliyse mümkün olmayanın temeli ne?
    Baksana temel fıkrası gibi hayatlar
    Ne yazık ki gülen çok ve hepsi de mutsuzlar
    Ne muhteşem bir çelişki ya Râb!
    Hep meraktan, içimi kemiren derin su'aller sel oldu
    Avuçlarımı açmadan dua ettim diye mi el oldular..

    Ercan Ergene:
    Şair şiirinde neyden bahseder.
    Cevabı olmayan soru işaretlerini sonu gelmeyen üç noktalarını
    Kalp mi ki bu cümle dedikleri şey ki onarılmak ister.
    Allah'ım bir ipucu ver.
    Başımdan aşağı kaç tas su döksem,
    Temizleyebilirim kalp kırıklıklarımı.

    Efrahim Yılmaz:
    Baştan aşağı gusül aldırırabilir belki bir tebessüm
    Belki dediysem şayet tutmaz artık hiçbir abdest
    Destur verdim karışabilirsin herkese
    Dur sakın ağlama ! Estağfirullah.
    Niyetim bu değil, ağlatmak olsaydı eğer adını verdiğim çiçeği yağmurlu havalar da dahi sulamazdım ki.
    Vakit tamam ! sen yolcu, benim de yolunda daha çok şiir yazmam gerek..

    Ercan Ergene:
    Unutmadım, seninle bir hesabım vardı ama diğer yandan da ertelenmiş morotoryum.
    Her şey güzeldi oysa ki seninle bir gün Allah'ı anmıştık.
    Bana kul hakkıyla gelme diyen Allah'ı anmıştık.
    Sevgilim! Makro Ekonomi neden günümüz ilişkilerinden bahsetmez, bir fikrin var mı?
    Hani bir keresinde yere göğe sığdıramadığımız hayalleri iki göz odaya sığdırırız sanmıştık.

    Efrahim Yılmaz:
    S'anmıştık sadece şimdilerde
    Kesin dönüş var bir gün, her şiir ölümü tadacak
    Kalem tutuştu elimde, tüm yeryüzü alfabeleri acımtrak
    Son olsun !
    Söz olsun bu konu kapanacak
    Çünkü biliyorum yıllar sonra gelen nasılsın mesajı hep açık bırakılan kapılardan girer ve kale içten düşer.
    Ey kélam dostum Ercan, şimdi sigarandan çek, çayını yudumla ve unutalım bilmem bu kaçıncı şiiri de..
  • Yazık, insanlar düşüncelerimize uygun biçimler almıyor.
  • Ellerini birbiri üstüne, sol göğsüne kapayarak sordu:
    -''Ellerimin altında ne var biliyor musun?''
    +''Evet efendim''
    -''Ne var?''
    +''Kalbiniz''
    -''Ne yazık ki kırılmış.''