Mutlu bir evliligin temeli, tam yedi kez bebeklerini kaybedince sarsılmaya başladı.
Kocanın ihanetinden sonra da, bağları iyice zayıfladı ve boşanmaya karar verdiler.
Grace, hala seviyordu Finn’i ama, Finn kararlıydı ayrı yaşamaya.
Böylece ayrılıp döndü ikisi de birlikte büyüdükleri küçük kasabaya.
Kasaba küçük, halkı, geleneklerine bağlı, kapalı bir topluluktu.
Öyle ki, onların değer yargılarına uymayanları dışlayıp acımasızca zorbalarken, bol bol dedikodusunu yapmaktan da zevk alırlardı. Bayağı tanıdık geliyor bu kasaba ama çıkaramadım nereden....
Jackson Emery, nam-ı değer kasabanın canavarı ya da yüz karası da, çocukluğundan beri, tüm bunlardan nasibini almıştı dibine kadar.
Annesi başka bir adam için kendilerini terk edince yıkılan babası, annesinin kısa bir süre sonra ölümü ile tamamen kontrolden çıkmış ve kendini alkole vermişti.
Jackson, babası ve köpegi Tucker ile ilgilenip, babasının tamirhanesinde çalışarak ve hepsinden nefret etse de kasaba kadınlarıyla tek gecelik ilişkiler yaşayarak geçiriyordu günlerini.
Grace kasabaya döndüğünde, başlangıçta tesadüfler bir araya getirdi ikisini.
Yaşadıkları kayıplar, ihanetler ve farkında olmasalar da benzer ruhları çekti birbirlerine Grace ve Jackson’ı.
Kasabanın yüz karası ve prensesinin birlikteliği, epey sansasyon yarattı ve aralarına girmeye çalıştı en yakınları.
Fakat, bir arada kaldıkça ayna tuttular birbirlerine, insanlarla, yaşamlarıyla ve kendileriyle ilgili pek çok konuda farkındalık kazandılar. Grace’in fedakarlığı, temiz kalbi, Jackson’ın içindeki yaralı, ilgiye muhtaç çocuğa, yalnızlığına iyi geldi ve birbirlerinin yaralarını sarmayı, birbirlerinin en büyük dayanağı olmayı başardılar. Ama, tüm engelleri aşabilmişler miydi?
Çünkü, aralarında acımasız bir kasaba halkı, birbirinden nefret eden