Ellerimi kucağımda kıvırdım. Bir zamanlar Kaderin Kırmızı İpi’nin ışıldadığı yer, avucum bomboştu şimdi. Sanki Shin'le aramdaki o bağ hiç olmamış gibi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Suikastçiyi öldürdüm," dedi. Gözleri gölgede kalıyordu. Sesinin bu kadar ifadesiz ve boş gelmesi karşısında kaşlarımı çattım.
"Onu sokaklarda sürükledim. Canını bağışlamam için yalvardı bana. Korkunç bir acı çekti. Ama o senin canını yaktı ve bu yüzden de hiçbir acının yeterli olmayacağını biliyordum."
Konuşmayı bıraktı. Biraz daha yaklaşarak gölgelerin arasından gözlerini görmeye çalıştım.
"Ama sonra nehre vardığımda hiçbirinin önemi olmadığını fark ettim. Yağmur yağıyordu ve sen ölüyordun... Tilki tanrıça birimizden biri ölürse Kaderin Kızımı İpinin kopacağını söylemişti. Ben de aptal gibi onun sözlerini düz algıladım." Sert bir nefes aldi. "ip gittiği ve ben hâlâ hayatta olduğum için sevinmem gerek. Ama çok tuhaf, Mina, neden böyle hissediyorum? Sen ölürsen benim de ölecegimi anlamam için Kaderin
Kırmız İpine ihtiyacım yok."
Gemi açıldı. Kâğıda yalnızca kısacık bir cümle yazılmıştı.
Deniz Tanrısıyla evlenmeme izin verme ya da Joon'la kalmama izin ver ya da Fırtınaları tamamen dindir, gibi bir şey görmeyi beklememiştim ama kâğıtta Shim Cheong'un zarif el yazisiyla şöyle yaziyordu:
Lütfen babamin uzun ve mutlu bir ömür sürmesine izin ver.
Aşağı inerken, babasının elini sımsıkı tutmuş yukarı çıkan Shim Cheong la karşılaşırdık zaman zaman. Falezin tepesindeki küçük çayıra ulaşmaları saatler sürerdi ama yine de tırmanmaya devam ederlerdi. Güzeller güzeli Shim Cheong ve perde inmiş gözleri hiçbir zaman günbatımını göremeyecek olan ama kızıyla birlikte her gün o yürüyüşlere çıkmaktan hoşlanan, kızı ona dünyayı tasvir ederken gülümseyen babası kızının sevgisinin ışığıyla parlardı.