masada iki kişi
önlerinde birer bardak
karışmış muhabbet koyuluğa
karanlık sarmış dört bir yanı
kalkmıyorlar masadan
masa sarhoş
herkes ayık
ezbere saatler bitmiş
dökülmüş içler
sığmamış dert kedere
olmamış gibi devam edenlere
efendilere sığmamış
itilmiş gençler
öylesine değil ölesiye
yok olmuş düşler
Nur
mahalleden bir kaç arkadaşla oturup sohbet ediyoruz, hava nasıl güzel nasıl keyifli bir gün.
evin önünde çocuklar top oynuyor. az ileride plastik sandalyeler ve masalar hazırlanıyor düğün için.
içim kıpır kıpır Sevgi ablanın kızı o gün evlenecek. masalardan biri kırık tekrar değiştiriliyor, kuruyemiş konuyor masalara. bize ihtiyaç var mı diye sormaya gidiyoruz. birden karşıma o dikiliyor tüylerim diken diken, gözlerim fal taşı gibi açılmış.
sağımı solumu kontrol edip kenara çekiyorum "senin ne işin var burada", "sen evleniyorsun sandım", "hayır ben o kapıyı senden sonra kapattım", "buna sevindim", "sevinme git buradan", "tamam gidiyorum hoşçakal",
"hoş ya da değil sadece olduğun yerde kal".
Nur
masalları tersten de okusak yine iyiler kazanıyor... bir-sıfır-bir gibi bir durum. ama masalın orta yerinde kesersek kötüler kazanır.
ama durun bir dakika kötüler bencil insanlar mı? ihtiyaçları karşılanmamış insanlar mı? hiç sevmemiş, sevilmemiş mi?
kötü diye tanımadığımız insanlar masalın bir bölümünde kötüler... belki iyi insanlardır...
kendinizi düşünün: herkese iyi misiniz? herkesle iyi olmak zorunda mısınız? birinin size kötü gelmesi başkasına iyi olmayacağı anlamına gelmez. çıkar çatışmaları etkilemiş olabilir
ama bu o insanı kötü mü yapar??
Nur