• Ah'lar Ağacı - Didem Madak
    1) Yazarın 3 kitabından ikincisi. Kitabın en uzun şiir olan "Ah'lar Ağacı" şiiri kitaba ismini vermiş.
    "...
    Güçlü bir el silkeledi beni sonra
    Sanırım Tanrı'nın eliydi,
    Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,
    Çok şey görmüşüm gibi,
    Ve çok şey geçmiş gibi başımdan
    Ah dedim sonra,
    Ah!
    ..."
    2) Yazarın bu ve diğer kitaplarını okumadan önce yazarın hayatı hakkında bir nebze de olsa araştırma yaparsanız hoş olur. Çünkü yazar hayatındaki her bir hüznü dizelerine öyle bir aksettirmiş ki o hüznü kolaylıkla hissedebiliyorsunuz.
    3) Kimi şairler vardır, şiirlerinden sadece bazılarını ve o şiirlerin içinden de sadece belli bölümleri hissedip özümsersiniz. Ama Didem Madak şiiri böyle değil. Her bir dize de zevk alıp şairi hissedebiliyorsunuz.
    4) Şiir kitaplarında sürükleyicilik kavramı aranmaz pek. Ama şiire başlayınca nasıl bittiğini anlamıyor, bittiğinde yüreğinizdeki o duygu selinin nelerin yerlerini değiştirdiğini hissedebiliyorsunuz. Her seferinde bir kez daha okumak isteyeceksiniz.
    5) Şiirde kullandığı dil müthiş. Çok sade ama çok derin anlamlı. Dizeleri okurken hayran hayran seyredeceksiniz.
    6) Şunu söylerim hep; şiiri oluşturan duygudur. Didem Madak'ta duygu o kadar son noktaya ulaşmış ki ortaya harika şiirler çıkmış. Şiirdeki duyguyu okuyucuya bu kadar aksettirebilen bir yazar var mıdır pek? Düşünülmeli...
    7) Şiirden zevk alır mıyım diye sorar iseniz o konuda şüphe etmeyin.

    Kitaptan şu bölümle bitireyim:
    "...
    Kimi gün öyesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    ..."
  • Yahu insanların canı sıkılıyor anlamıyor musunuz 😂😂😂
    Hor görmeyi bırakın, hoş görün
  • Sana söyleyemediğim şeyler var
    Borsalar iflas ediyor kuşlar intihar edince çoktan seçmeli ölüyoruz yani hiçbir şey
    Ekonomi haberlerinden de anlamıyor ki kapıcılar, ne ekmek ne de süt belki de hepten!
    Hiçbir şey diyorum evet biraz gökyüzü biraz çarpım tablosu biraz da yoksul gramofon
    Matematiğe inanmıyorum, coğrafya defterime şiir dökülünce yalnız gelen ilhama
    Vergiden düşülen hayr’lara çokça âmin, topraksız Nişantaşı köylüsü, viva Latin Amerika!
    Kızılderililere inanıyorum, biraz sonbahara, göç edemeyen kuşlara ve kırık kumbaralarYüzüne ayet çarpılmış bir çocuk kadar hayretkar, incinmelere doymuyoruz zaten, nasılsın?
    Sana söyleyemediğim şeyler var, ortaçağ ve karıncalar üstüne eski ve usulsüz
    Ajanslara düşen cesetlerden muzdariptir kaç zamandır içimizdeki mezarlık
    Kızımın ismi Eylül olabilir, senin ismin ya da herhangi bir filmin
    -Bu şiirde ikiz kulelere rastlanmayacaktır, holdinglere ve uyum yasalarına-
    Ne çok vuruluyoruz gitmediğimiz yerlerde beklenmediğimiz her saat, itina ile mutlaka!
    Vuruluyoruz, adım başı heykellerden kalma ayinlere yaslanırken bekamız
    Sıralar boyunca çizik içinde kalbimiz, denize paralel uzanmak bile iyi gelmiyor dağlara
    -Orta Asya’yı terk ettiği günden beri huzursuzdur kavmimHuzur uzak bir ülkedir, bankalar, hisse senetleri, Riyad ve borsalar kahrolsun!
    Sana söyleyemediğim şeyler var
    Bakkal mahallemizin simgesidir tayyör dirliğimizin, geri kalanları da takrir-i sükûna yaz
    Elif deyince gökler yağdırıyor şarkısını nasılsa, yağmur diyoruz insan aklımızca ki, olsun.
    Elif bahsi geçince yağmur söylüyoruz ‘be’ deyince ölenlerdeniz, ölesi değilse de canlar
    Laiklik elden gidiyor, muhallebiciler kapanıyor birer birer ya da Neşet Ertaş’tır ipucunCinayet romanları söze erken başladı Habil’in hakkı Kabil’den sorulmadı zaten, unutun!
    Sana söyleyemediğim şeyler var, aklın Nepal’de kalmış romantik bir 68’lidir
    Ruhun Slovakya’nın kurtuluşuna çoktan asker yazılmış
    Ve oda numarasından başka kaybedeceği bir şeyi olmayan sahipsiz anahtarlar gibi
    Kapılar arkasında hiç durmadan İslamcılık öldüren elma kurdunun hikâyesi gibi histerik ya da
    Terk ettiği günden beri göçebe ruhunu bu kadar zamansız, ey kavmim!
    Elma kurdu dediysek, elma çürüktür mutlaka ve tüm kurtlar anarşist.Sana söyleyemediğim şeyler var,
    Kocaman bir mevsim devrilirdi içimize, dünya hafta sonları da anlaşılmazdı
    Üçüncü sınıf yazarların bohem tavırları çay bardakları kadar hatırlanmazdı
    İşten kovulmalarım çok şiirsel değildi baştan anlaşalım Nato üyeliğimiz de öyle
    Ali’nin gel’mediği günler kekelerdi öğretmenimiz, eğitim kadar milli, devlet kadar uzaktı
    -İkinci yeni’den hiç etkilenmiyordu üstelik tebememe-
    Fiş’lendiğimiz doğrudur, gözlerin altıpatlar, sana söyleyemediğim şeyler var
    Kanun önünde eşittir öyleyse tüm karıncalar! Sana söyleyemediğim şeyler var
    Sana söyleyemediğim şeyler bahsi, dünyanın yenilmiş tüm çocuklarını da kapsar
    -Bakkala veresiye yazdıran Meksikalı bir gerillanın
    Sigarasını yakmak üzere gökyüzüne bakması da şiirdir, mesela-
    Seni, seviyorum
    (Güven Adıgüzel. )
  • Hiçbir şey anlamıyor, duymuyor mu sanıyorsunuz siz beni? Buzlu su içmek hoşuma gidiyor. Bakın, mutluluğumu göz önüne almıyorum bana inanın. Bu cana aman bişey gelmesin diye, biraz olsun zevk aldığım şeyden kendimi niye yoksun kılayım! Değer mi bu hayata!
  • "Bu mal beni anlamıyor ! "diye bağırdı. "Bun nasıl bir Şey biliyor musun ? Bir yanım Seni hayatımdan atmak isterken, diğer yanım dünyamın merkezine koymak istiyor. Ne yapayım şimdi ? "
    Dilara Keskin
    Sayfa 520 - Ephesus
  • Birini sevmem ne işe yarayacak?
    Anlamıyor musun, kalbim kalmadı.

    -Umay Umay