Bu dünya, dönüyor. Yalnız da olsan, kalabalık da olsan, albay da olsan, işsiz de olsan... Ne olursan ol, bu dünya dönüyor. Günler, aylar, yıllar, asırlar geçiyor. Her şeyden, her sıfattan, her tanımlamadan, her kisveden arınıp aynaya bakınca, bakabilirsen, insan et ve kemik, kan, ruh....
Her şey bir gün yitip gidecek. Hepimiz hareket halinde yaşıyoruz. Etrafımızdaki şeylern çoğu da bu hareket hali yüzünden bir gün yok olacak. Bunun çaresi yok. Yiyip gideceği zaman geldiğinde yitip gidecek. Yitip gideceği zaman gelene dek de var olmayı sürdürecek.
İnsanlar sermayenin dinamiğine tapınır hale geldi. Miyleştirildi sermaye. Tokyo'nun arazi fiyatları, pıtıl pırıl parlayan Porche'ler tapınma sembolü oldu. Bunun en büyük nedeni ise, yaşadığımız dünyada artık mit diye bir şeyin kalmamış olması.
Buna yüksek ölçekli kapitalist toplum denir. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin bizler işte böyle bir toplumda yaşıyoruz. İyi ve kötü standartları kendi içinde bölündü. Karmaşıklaştı. İyi kendi içinde, trend olan iyilik ile trend olmayan iyilik diyr ayrıldı. Kötü kendi içinde, trend olan kötülük ile trend olmayan kötülük diye ayrıldı.
...yutulacakmışım gibi hissediyorum. Ara sıra. O zaman da, acaba ben kimin diye düşünüyorum. Ben orada olsam da olmasam da ne fark eder ki? Otel hep orada olmayı sürdürür. Ama ben orada değilim. Kendimi göremiyorum. Görünmüyorum.