Pol Gara, bir alıntı ekledi.
29 dk. · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Biraz sonra karşısına, gece değil, gündüz bile iç kapayıcı olan ıssız sokaklar çıktı. Bu saatte sokaklar, büsbütün ıssız, içine kapanmış görünüyordu. Fenerler daha seyrekleşti, sanırım bu sokaklara daha az yağ veriliyordu. Sonra ahşap evler, çitler başladı. Ortalıkta in cin yoktu. Yalnızca sokaklardaki karlar parlıyordu. Uykuya dalan basık kulübeler, kapalı pancurlarıyla hüzünlü hüzünlü, kara kara düşünüyorlardı. Sokağın öbür yanında, güçlükle seçilebilen evlerin, korkunç bir çölü andıran koca alanla birleştiği yere yaklaştı.

Ta uzakta, dünyanın öbür ucundaymış gibi görünen polis barakasının ışığı yanıyordu. Akakiy Akakiyeviç’in, burada neşesi iyice kaçtı. Yenemediği bir korkuyla alana ayak bastı, içinde hiç de hayra alamet olmayan bir ürperti vardı. Çevresine bakındı; bir deniz ortasında gibiydi. ‘İyisi mi, bakmayayım,’ diye düşündü, gözlerini kapayarak yürüdü. Alanın öbür ucuna gelip gelmediğini anlamak için gözlerini açınca, karşısında, burnunun ta dibinde, birtakım koca bıyıklı adamların durduğunu gördü; bunların ne biçim adamlar olduğu seçilemiyordu. Gözleri karardı. Yüreği küt küt atıyordu. Bu adamlardan biri onu sırtından tutarak, gür bir sesle, “Bu palto benim yahu!” diye bağırdı. Akakiy Akakiyeviç’in tam, ‘Can kurtaran yok mu!’ diye bağıracağı bir sırada, bir başkası, bir memur kafası kadar büyük olan yumruğunu, yandan ağzına doğru uzatarak, “Hele bir sesini çıkar da görürsün gününü!” dedi. Akakiy Akakiyeviç, yalnızca sırtından paltosunu aldıklarını biliyordu, arkasına bir tekme yiyerek karın içine yuvarlanmıştı, birkaç dakika bir şey duymadı. Sonra kendisine gelip ayağa kalktı, yanında kimsecikler yoktu, yalnızca kaputsuz olduğunu, üşüdüğünü duyuyordu, bağırmaya başladı, sesinin alanın öbür ucuna bile ulaşamayacak denli zayıf çıktığını anlıyordu. Ama umarsızlık içinde, gene boyuna bağırarak alandaki polis noktasına doğru koştu. Noktanın yanında bir polis, mızrağına dayanmış duruyor, bu adamın ne diye uzaktan koşa koşa, bağırarak geldiğini anlamak istiyormuş gibi merakla bakıyordu.

Akakiy Akakiyeviç, onun yanına varınca:

– Sen uyuyor musun, hiçbir şeye baktığın yok, bir insanı soyarlarken nasıl görmüyorsun? diye bağırdı.

Polis:

– Vallahi bir şey görmedim, dedi; alanın ortasında iki kişi, önüne çıkıp seni durdurdular, ama olsa olsa arkadaşlarıdır, dedim. Burada boşu boşuna sövüp saymak para etmez, yarın sabah doğru gider, işi komisere anlatırsın: o, paltoyu kimin alıp kimin almadığını ortaya çıkarır.

Akakiy Akakiyeviç, evine perişan döndü. Yanlarındaki, ensesindeki bir tutam saç, büsbütün dağılmıştı. Göğsü, yan böğürleri, pantolonu kar içindeydi. Kapı sert sert vurulunca, ev sahibi yaşlı kadın, yatağından fırladı. Telaşla terliğinin yalnızca bir tekini ayağına geçirebildi, namuslu bir kadın olduğu için bir eliyle göğsünü, gömleğini tutarak kapıyı açmaya koştu. Kapıyı açtıktan sonra Akakiy Akakiyeviç’in durumunu görünce bir irkildi. İşi anlayınca da ellerini çırparak dedi ki, “Doğruca komisere gitmelisin. Çünkü mahalle polisi söz verir, ama işi de sürüncemede bırakır. En iyisi gene komisere gitmektir. Aslında kendisi de onu tanır. Bir zamanlar, yanında aşçılık eden Finli kadın Anna, şimdi komiserin evinde dadılık ediyor, hem kendisi de komiseri, evin önünden arabayla geçerken görmüştü, her pazar kiliseye gider, ama gene de herkese güler yüzle bakar.” Bütün bunlardan anlaşıldığına göre başkomiser, gerçekten iyi bir adam olsa gerekti. Akakiy Akakiyeviç, kadının bu öğüdünü dinledikten sonra, düşünceli düşünceli odasına doğru yürüdü. Geceyi nasıl geçirdi, bunu düşünmeyi, kendilerini onun yerine koyabilenlere bırakıyorum. Sabahleyin erkenden komisere gitti, uyuduğunu söylediler. Saat onda gitti, yine uyuduğunu söylediler. On birde gitti. ‘Bay komiser, şimdi çıktı,’ dediler. Yemek zamanında yeniden gitti, yazmanlar bırakmak istemediler. Niçin, neden geldiğini kesinlikle öğrenmek istiyorlardı. Akakiy Akakiyeviç, yaşamında ilk olarak bütün gücünü toplayıp özyapısının gücünü göstermek istedi. Sözü kısa keserek, “Komiserin kendisini görmeliyim,” dedi. Bakanlıktan resmî bir işle geliyordu, bir şikâyet etti mi, görürlerdi günlerini sonra. Yazmanlar buna karşı bir şey söylemeyi göze alamadılar. Biri gidip komisere bildirdi. Komiser, bu aşırılan palto öyküsünü tuhaf karşıladı. Asıl işe bakacak yerde Akakiy Akakiyeviç’e, birtakım cehennem soruları sormaya başladı. Evine niçin böyle geç dönüyormuş, sakın uygunsuz bir yerde takılıp kalmış olmasınmış. Öyle ki, Akakiy Akakiyeviç, adamakıllı bozuldu. Palto işinin sağlama bağlanıp bağlanmadığını anlamadan kendini dışarı dar attı.

shf: 50, 51, 52, 53, 54, 55

Palto, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 50 - ...)Palto, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 50 - ...)
Ahmet Leman, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

İşte: tepe. Çocukluğumda masalda kızakların kaydığı bitmek bilmeyen, buz tutmuş tepeler gibi bir tepe. Bu tepeden son kayışım benim, beni aşağıda neyin beklediğini de biliyorum. Ah, Anna, beni seviyorsan yakında çok üzüleceksin!

Genç Bir Doktorun Anıları, Mihail Bulgakov (Sayfa 195 - Can Sanat Yayınları)Genç Bir Doktorun Anıları, Mihail Bulgakov (Sayfa 195 - Can Sanat Yayınları)
Yavuz Köken, Anna Karenina'yı inceledi.
 15 saat önce · Kitabı okumadı · Beğendi · 10/10 puan

Hayatımda okuduğum en güzel romandı diyebilirim. Yapılan çeviri itibari ile roman ayrı bir tat vermiş. (Hasan Ali Yücel Serisi) Başından sonuna kadar olayların bağlantısı kişilerin çok güzel tahlil edilmesi ve yaratıcılık olarak çok çok güzeldi. Uzun bir roman gibi gözükse de soluksuz şekilde hızlıca bitebilecek nitelikte.

İpucu içerebilir...

Bir aşk hikayesi ancak bu kadar güzel anlatılabilir ve ancak bu kadar güzel olay perdesi ile çeşitlendirilebilir.
Anna’nın romanın başındaki olayın romanın sonunda da gündeme gelerek olaydan esinlenmesi , levinin doğan çocuğu ve abisinin ölümünü bağlaması , o zaman Rusyasında mevcut olan sorunların çözüme kavuşturmak için sunulan fikir önerileri
gibi (daha fazla yazmak istemedim) bir çok olayda kitabı adeta zincire benzetsem kanımca hatalı olmam ve bu zinciri güzel dil ile süslenmesi karakterler arasındaki geçiş zamanlamasının çok yerinde yapılarak sıkmaması zincirin halkalarının uyumluluğunu gösteriyor.

Anna Karavaeva
Bir kez en sevdiği şarkıların yayınlandığı bir programı dinlemek için onun odasında toplanmıştık; yayın, Radyo Komite'nin hazırladığı Nikolay Ostrovski'ye saygı programıydı. Program bittiğine Nikolay dalgın bir ses tonuyla:
Mutluluk işte budur. Bir gün bana ithaf edilen bir konser dinleyeceğim hiç aklıma gelmezdi.

Yeliz, bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Anna Podutka bir insanın mutluluğu kadar güzelsiniz!

Ve Durgun Akardı Don - 2. Cilt, Mihail Şolohov (Sayfa 206 - Kor Kitap)Ve Durgun Akardı Don - 2. Cilt, Mihail Şolohov (Sayfa 206 - Kor Kitap)
Gülce, bir alıntı ekledi.
22 saat önce · Kitabı okuyor

"Hayata izin vermemek, geçmişe izin vermemek saçmalık. Daha iyi, çok daha iyi yaşamak için dövüşmek gerek..."

Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 128 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Tolstoy)Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 128 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Tolstoy)
Gülce, bir alıntı ekledi.
19 May 23:24 · Kitabı okuyor

"Hayatın bütün çeşitliliği, bütün çekiciliği bütün güzelliği gölge ve ışıktan meydana geliyor."

Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 58 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,Tolstoy)Anna Karenina, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 58 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,Tolstoy)
Ahmet Leman, bir alıntı ekledi.
 19 May 23:05 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Anna Nikolayevna tutamadı kendini, kendi kendine konuşuyormuş gibi, "Ayakları önde, " dedi.
Benim yerimde yaşlı, deneyimli bir doktor olsaydı, düşüncesini açıkladığı için ters ters bakardı ona.. Ama ben deneyimsiz bir doktordum.. alıngan da değildim. Anlamlı bir tavırla, "Evet," dedim, "ayaklar önde."

Genç Bir Doktorun Anıları, Mihail Bulgakov (Sayfa 47 - Can Sanat Yayınları)Genç Bir Doktorun Anıları, Mihail Bulgakov (Sayfa 47 - Can Sanat Yayınları)
Macit, Siyah İnci'yi inceledi.
19 May 21:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Çok çok nadide bir eser!!
En son bu hissi, Alexandre Dumas’ın ‘Siyah Lale’sini okurken yaşamıştım. İsim benzerliği için ise kaderin cilvesi demek yerinde olur.
Bir ‘At’ın gözünden koca bir ömür. Benzersiz güzellikte ve uzun zamandır rastlamadığım akıcılıkta ilerledi kitap.
Kitabın tanıtım bülteninde yazıldığı üzere, Anna Sewell’in kitabı yazışındaki motivasyonu; hayvanlara eziyet edilmesi ve özellikle koşum atlarına sabit mengene kayışı takılmasına duyduğu büyük öfke imiş. Amacının ise ‘insanları atlara şefkat ve sevgi göstermeye, anlayışlı davranmaya teşvik’ olduğunu belirtmiş. Müthiş bir ideal, büyük bir yürek.
Kitabı okurken, tahmini dört bin yıldır insana yoldaşlık etmiş bu canlıların, atların aslında o koca bedenlerinin ardındaki naifliği yüreğinde hissediyor insan.
Kesinlikle, kitaplığınızda bulunduğuna pişman olmayacağınız bir eser.

Macit, bir alıntı ekledi.
19 May 19:52 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Arabadan inerlerken, dostumuz şöyle diyordu:
“Benim ilkem şu: Son verme imkânımız olan bir zulmü veya yanlışı görüp de bir şey yapmazsak, suça ortak oluruz.”

Siyah İnci, Anna Sewell (Sayfa 172)Siyah İnci, Anna Sewell (Sayfa 172)