• Üniversiteli kızlar daha okuyorken bile evlilik hayalleriyle yanıp tutuşur hele de Final zamanları okuduklarına lanet okuyup acaba kocaya mı kaçsam diye sitemler savurur (bu arada Ünvdeyken sosyoloji okuyan oda arkadaşım okulu bırakıp kocaya kaçmıştı. Bunu okuldan dönüp de telefonuma göz attığımda çektiği mesajı okurken öğrenmiştim sanırım başımdan aşağı kaynar sular döküldü deyiminin tadına ilk o zaman varmıştm :) ) ve okul biter bitmez gün saymaya başlar,, düğün davetiyeleri ok gibi saplanirken yüreğe


    Bunun tam tersi ya aile baskısından veya bir türlü tutturamamis olmaktan dolayı üniversite okuyamamiş ev kızlarında , çevresel horlamadan dolayı mıdır yoksa içlerinde kalan ukte midir aşağılık kompleksi midir kendini eksik hissetme duygusu mudur nedir hep bir dışardan okuma, hep bir sınav telaşı, durduk yere Ünv-diploma- kpss/dgs- atanma -meslek sahibi olma muhabbetleri ni açıp büyük bir hayranlık ve içten içe imrenmeyle anılarınızı dinlemeye bayılma. . Asla akıllarının ucundan geçmez bu kızların "evlenme yuva kurma çocuk büyütme kocaya hizmet" dertleri yoktur hiç. . Öcüden kaçar gibi kacarlar bu konudan (daha bugün birisine ee ufukta yok mu evlilik diye soracak oldum sormaz olaydım, o ne tepkidir bacim ya böbreğini ne zaman satacan diye sordum sanki aman zeyneb kapat kapat hiç açma o konuyu ben hiç düşünmüyorum öyle şeyler bilmem ne) çünkü ayakları üstünde duracak hanim kızlarımız koca larının eline bakmayacak (sanki kocasının eline bakmak kepazelikmiş gibi) ... evlenmişlerse bile illa bir diploma olacak ya hani en uygunu açıktan 'ilahiyat' okumakta.. Burda eğitimin ve diploma sahibi olmanın kötü birsey olduğunu söylemiyorum. Bu annelerin kitap okuma kendini geliştirme çocuk eğitimi ebeveyn olma vs. Gibi konularda acaba eksik miyim nasıl idare ediyorum egitiyorum gibi bir dert sahibi taşımamalarina rağmen bu diploma sevdalari olsa olsa ele güne karşı bir eğitim, okumuşluk derdidir. .

    Oysa onların yuvalarına evlatlarına, eşiyle muhabbetine hayran , yaşıt ama daha okuyor olmasından ötürü bekar ne üniversiteli kızlar var..


    Neden kimse memnun değil halinden ?? Nedir bu kendini aşağılık görmelik? Nedir bu haline Şükürsüzlük, hep bir eksik görmelik, hep bir mutsuzluk? ? Ona soruyorum keşke okumasaydim da şimdi çocuk sevseydim Yuvam olsaydı diyor diğerine soruyorum şimdiki aklım olsaydı asla evlenmezdim okurdum kendi ayaklarım üzerinde dururdum çok pişmanım diyor kucağında dünyalar tatlısı bebeğinden utanmadan. .


    Biraz Elhamdulillah de yahu! ! Biraz Allaha dayan tevekkül et!

    Tamam 24-25imdeyim ama Rabbim hala nasip etmemişse vaktimizi de sabırla bekleriz bizi Yaradan bizi bizden iyi tanıyan kalp atislarimiza bile hükmeden Allah bizi bu konuda da unutur mu?? Hayırlısı neyse o olsun teslimiyetimiz neden yok hiç ? 3 saat sonra kavusacagin nasibini ağlayıp sizlanRak sürekli şikayetçi olarak 2.59 saate dusurebilir misin? Ne bir saniye geç ne bir saniye erken. . Ya da kaderinde hiç yazılmamış olan yuvayi iki dünya bir araya gelse gözyaşların sele dönse değiştirebilir misin? Rabbinin sana kuranında öğrettiği gibi "Beni yaratan elbette yolumu gösterir" desene!


    Ya da nasip olmuş yuvani kurmuş çocuk doğurmuş ve anne olmuşsan çocuğunla ilgilensene! Nedir bu okuma diploma derdi? ! Dünyanın en zor mesleği en kutsal mesleği ve karşılığı en yüce mesleği ANNELIK değil midir? ! Ne kadar donanımlısin ne kadar eğitimli ve hazır? Çocuk Psikolojisi beslenmesi eğitimi diye bir merakın var mı senin?! Senin o tapindigin meslekleri Japonya'daki doktor kadınlar anne olunca bırakıyorlar haberin var mı acaba? Yık artık şu putları! Haline ahvaline, Rabbinin verdiğine vermediğine hamdet ve "erişemediğinin delisi olacağına sahip olduğunun en iyisi ol.. "


    Ne evlilik kurtuluştur yanıp tutuşanlar için ne de meslek sahibi olmak. .

    Evlilik Varlığı ile de yokluğu ile de imtihandır. Rabbim bizi imtihanın ve PUT kavramının ne demek olduğunu anlayanlardan ve imtihanda olduğunun farkında olanlardan eylesin...
  • Yine bir İrvin yalom şaheseri... Dili oldukca hafif ve içerdeği temel psikoloji kavramlarıyla okuyucuya hem Psikoloji hem de Felsefenin yaşamımız için ne kadar temel bir rol oynadığını aşılıyor...

    Olay 19. yüzyılın son çeyreğinde Viyana'da geçiyor ... Atmosfer soğuk ve kasvetli...Psikanaliz'in yeni yeni duyulduğu ama tam olarak bilinmediği , psikolojinin pik yaptığı yıllar... Kitapta öyle önemli 3 isim var ki ; kendi alanlarında döneme damgalarını vurduklarını söylersek herhalde abartmış olmayız . Bir tarafta Nietzche isimli o dönem neredeyse tanınmayan, ancak ilerde büyük bir iz bırakacağı öngörenülen , kendisini toplumdan soyutlamış , münzevi bir felsefe profesörü ... Kendi çapında kitaplar yazarak ( böyle buyurdu zerdüşt ,insanca pek insanca, şen bilim ) varolma savaşı verirken
    diger yandan migren, mide ağrıları ve baş dönmeleri gibi onlarca fiziksel semptomla başı dertte...

    Diğer tarafta ise tıpkı gerçek yaşamlarında olduğu gibi çok iyi iki arkadaş olan Sigmund Freud ve Josef , nam-i diger Doktor Breuer ... Doktor breur , psikanaliz , hipnoz ve Histeri konularında uzman bir profesör . Dönemin viyanası ve çevre ülkelerden çok fazla hasta ona akın ediyor. Tıp camiası, Psikanaliz ve Histeri terimlerini bir nevi onunla tanıyor diyebiliriz ... Zira onun dışında alternatif bir isim daha yok
    ( freud hariç )

    Breuer işinde çok başarılı olduğu gibi , evli ve 5 de çocuğu var. Psikoloji literatürüne Anna .O vakası olarak geçen bir olay , Breuer'in hayatını büyük ölçüde değiştiriyor . Breuer , Bertha isimli 20 yaşındaki hastasına hipnoz seanslarında histeri tanısı koyuyor. O dönem Histeri tamamiyle kadınlara özgü bir hastalık olarak biliniyordu.. Histeri: felc, konusma bozukluklari, bir olcude korluk veya sagirlik gibi fiziksel semptomlari bulunan ve psikolojik catismadan kaynaklanan rahatsizlik..
    sozcugun etimolojik kaynagi latince "husteros" yani rahimdir.eski yunanlilar kadinlarin kendilerini asiri gurultulu ifade bicimlerinin rahimin ic hareketliliginden kaynaklandigini dusunuyorlardi.

    Bu seanslar boyunca Breur , Bertha'ya büyük bir ilgi duyar . Onu muayene ederken aralarında oluşan etkileşim ve temaslar onda bertha'ya karşı karşı konulamaz saplantılı aşk ve cinsel istek uyandırır. Bertha - Nam-i diger Anna O. - ölen babasından sonra , kaybettiği şefkat ve güven boşluğunu
    Dr. Breur'da bulur ve ona tüm ruhuyla teslim olur .. Ve döneme damgasını vuracak o olay gerçekleşir . Bertha , Dr. brauer'den hamile olduğunu ileri sürer... Aslında böyle bir şey yoktur. Tamamiyle histerinin etkisiyle böyle bir dedikodu çıkar ve tarihte yerini alır...

    Aslında her şey buradan sonra başlıyor

    Friderich Nietzche - lou salome
    Doktor breur - Bertha

    Yazgılar , acılar , saplantılı aşk serüveni ,ölüm, hayatın anlamı sorunsalı gibi bircok konu Nietczshe ve Breur'in yaşam karşısında yaşadıkları içsel travmalar , neredeyse tamamiyle birbirinin kopyası...

    çok sıkı dost olacak Nietzche ve Breur , kaderlerinin ve saplantılarının benzerliklerini görüp hayrete düşecekler...

    lou salome Henüz 20 yaşında , güçlü , oldukca hayat dolu , çekici ve erkeklerin aklını başından alan bir psikoloji öğrencisi. O dönemde Nietczshe ile aşk yaşamaktadır ve nietzshe'nin hem fiziksel sorunları hem de mental olarak umutsuzluğunu
    tedavi etmesi için Dr breur'a gelir. Dr brauer , salome'un dişiliğinden oldukça etkilenir ve bu birçok şeyin anahtarı olacaktır bu. Salome'un istediği tek bir şey vardır . Buraya geldiğini nietczshe asla bilmemelidir.. Nietczshe gururludur...
    Breur bunu kabul eder... Nietzshe ile tanışır ve ardından serüven başlar... Zorlu tedavi süreci , nietzshe'nin korkunç bedensel ağrıları, intihar girişimleri ve umutsuzluğu Dr. Breur'i çok etkiler. İhanete uğramanın verdiği tükenmişlik ile Salome'a amansız bir nefret duyan nietczshe, ona öfke dolu
    mektuplar yazar ... ama bir yandan da aşıktır ve bu onu hergün öldürür...

    Kitabın ilk yarısı , Sigmund freud ve Lou salome'u zaman zaman bizimle tanıştırsa da ; genel hatlarıyla Brauer ve Nietczshe'nin ümitsizlik ve hayatın anlamı üzerine konuşmaları etrafında dönüyor. Kitabın ortalarından şekil alan ve sonuna kadar süren Dr Breuer ve Nietzche'nin birbirlerini
    '' iyileştirme'' yolunda yaptıkları Win-Win anlaşması bana göre kitabın bu kadar özel ve popüler olmasının ana kaynağıydı...

    Roller değişir ... Viyana'ya tedavi için gelen nietczshe - Breuer'in , ölüm korkusu ve umutsuzluğuna tamamiyle Felsefi düzlemde çözüm araramak üzere kolları sıvar ...Breur'ın saplantılı bertra takıntısı, evini içinde çocukları ve eşi varken yakıp , bertra ile italya'ya kaçmak gibi akıl dışı düşünceleri beynini kemirir durur . Ve bu süreçte Nietzche ona akıl hocası olmuştur..

    Yine soğuk bir viyana günü ailesinin mezarlığını ziyaret etmeye gidecek olan Breur , Nietczshe'yi de davet eder... Ve düğüm burada çözülecektir... Nietczshe bir şeyi farkeder . Breur'in annesinin ismi de Bertha'dır.. Burada ince bir oedipus kompleksi göndermesi yapan Nietczshe, Breuer'in kızının adınında bertha oldugunu söylemesi ile iyiden iyiye şaşırır...
    Brauer'in bertra'ya olan saplantılı aşkının bilinçatı düzeyinde, özlemini duyduğu , kaybettiği anne imgesiyle paralellik taşıdıgını çoktan farketmiştir... Ama breuer bunun farkına bile varamaz...

    Mezarlıkta ölüm ve hayatın anlamı üzerine geçen dialoglar hem felsefi hem de psikolojik olarak derin bir referans olacak nitelikte... Breur ve Nietczshe'nin kaybettikleri babalarına duydukları özlem ve özellikle Nietczshe'nin babasının ölümünden sonra gördüğü korkunç rüya sarsıcıydı...

    Brauer'in mezarlıkta nietzche ile olan konuşmasından sonra , yıllardır düşündüğü ama hayata geçiremediği özgürlüğe kaçış fikrini hayata geçirmeye karar verir ... Bu oldukca sarsıcı ve radikal bir karardır . Karısı mathilda'ya veda etmek istediğini açıklar , çocuklarını uyurken öpüp sessizce ayrılır ama allak bullak olmuştur ... Viyana'da kendine ait ne varsa herşeyi bırakıp , isviçre'ye bertha'nın yanına hicbir şeyi düşünmeden gider . Ama Her şey tersine dönmüştür..

    Bertha'yı tıpkı kendisine sarıldığı gibi sarılan başka bir doktorla görür , sadece isimler değişmiştir. Artık kendi üstlendiği misyonu başka bir doktor üstlenmiştir. Hayal kırıklığına uğrar, sarsılır... Venedik'te yalnız başınadır... yapacağı , gideceği hicbir yer yoktur.. yalnızlığı ve geride bıraktığı ailesi , çocuklarının yükünü derinlerinde hisseder. Eski hemşiresi Eva berger'in yanına uğrar ama yüz bulamaz... Çünkü bekleyen her şey soğur... Eva'da soğumuştur... Sokaklar genç ve renkli insanlarla doludur . Kendini inanılmaz yaşlı ve eskimiş hisseder... Bu kasvet içinde boğulurken birden Josef... josef... diye seslenen bir ses duyar ve gözlerini açtığında
    kendini kütüphanede uzanırken bulur...

    Şaşkına döner ve karşısında yakın dostu Sigmund Freud 'u görür... Evet bu tamamiyle bir ilizyondu...Bir düşten ibaretti... Mezarlıkta o kasvetli söyleşi sonrası bunun etkisinden çıkamayan Breuer , yakın arkadaşı Sigmund freud'un ofisine gittiğinde Sigmund'un hipnoz tekniği ile kendisinin deyimiyle
    '' baca temizliği'' ile arınır ve özgürleştiğini hisseder...

    Okuduğum ikinci irvin yalom kitabıydı ve bu gidişle bütün kitaplarını okuyacağımı öngörebiliyorum :) ... Teşekkürler irvin yalom...
  • Hem felsefi hem de psikolojik esintileri fazlasıyla içeren bir kitap. Oscar Wilde'nin sanatçının özgür olması gerektiği, toplumsal beklentilerden uzak eserler üretmesi gerektiğini dile getirerek başlıyor. Shakespeare'in Hamlet'teki oedipus kompleksi üzerinden itaat, hazlar, üst benlik kavramlarını Freud'dan alıntılarla açıklıyor. Neden hayattaki en önemli hazlar yasak? Yasak olan hazlar üzerinde konuşmak, tartışmak itaatsizlik ise eğer Freud'un çiftdeğerlilik kavramına göre yasak olmayan hazları tartışarak ve düşünerek yasak hazları anlayabilir miyiz? Neden yasak olmayan hazları bu kadar göz ardı ediyoruz? Nietzsche'nin deyişiyle olmak ya da olmamak yasak veya yasak olmayan bir hazsa buna kim karar verdi? Yaratıcı veya anne baba neden hayatın tadını çıkarmayı yasak edecekleri canlılar yarattılar? Ve daha nice sorularla hem düşündürüp hem de anlaşılır bir dille ve bol örneklerle anlatıyor.
  • Birçoğunuz hayatı boyunca duyduğu ama anlamını bilmediği terimlere ilgi duymuştur. Evet, şimdi onları yazacağım.

    Agorafobi: Tıp ve Sağlık alan korkusu,açık yerlerden korkma.

    Lobotomi: Lökotomi olarak da bilinen beyin cerrahisi işlemidir. Psikoameliyat diye bilinir. Şizofreni, epilepsi, bipolar gibi çeşitli ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır.

    Epistemoloji: Daha çok metafizik ile benzerlik gösterir. Hayatın özü ve bilim felsefesi için araştırma ve faaliyetlerin, araştırmanın sonuçlarıdır. İnsan için iyi hayatın anlamı yada özüyle ilgili olarak doğru ve sağlam bilgilere ulaşma arzusu ve hatta iddiasıdır. (Bu terimle en çok ilgilenen Platon'dur)

    Ambivalens: Bireyin ruhunda aynı objeye karşı birbiriyle çelişen düşünce, istek amaç ve tutumların bir arada varlığını sürdürmesi.

    Atrofi: Bir organın hastalık ya da beslenme bozuklukları nedeniyle görevini yapamaz duruma gelmesi, körelmesi, dumara uğraması.

    Bensevi: Kişinin kendi ben'ine karşı gösterdiği aşırı sevgiyi anlatır.

    Çiftcinsellik: Aynı kişide hem erkek, hem de dişi özellikerinin varlığı.

    Eksitasyon: Uyarı, Uyarılma.

    Embriyoloji: Anne karnında dölün gelişimini inceleyen bilim kolu.

    Filogeneze: Canlıların türeyişini inceleyen bilim dalı.

    Genital: Üreme( cinsellik) organıyla ilgili.

    İnnervasyon: Bir organın ya da bir hücrenin sinirlerle beslenmesi.

    Klitoris: Bızır, kadınlarda serleşebilen cinsel organ.

    Manifest: Görülebilen, açıkça ortada.

    Mazoşizm: Acı duymaktan zevk halan, her türlü kötülüğe, eziyete büyük haz duyanlar için kullanılan bir terim.

    Narsizm: Kişinin kendini beğenmesinde en zirve noktadır.

    Psikoterapi: Bireylerin duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır.

    Rectum: Göden bağırsağı, kalın bağırsağın makata bitişik olan sonuncusu.

    Sadizm: Bir başkasına dolaylı veya doğruda eziyet etme, acı çektirme tutkusuna verilen psikiyatrik bir kavramdır.

    Teleolojik: Belli bir amaca yönelik.

    Absans: Kısa süreli şuur kaybı.

    Afrodizyak: Cinsel arzuyu artırıc maddelere verilen ad.

    Ajite: Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.

    Epinefrin: Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından öz bölgede salgılanan bir hormondur.

    Afoni: Ses kısılması.

    Ailurofobi: Kedi korkusu.

    Algofobi : Acı çekme korkusu.

    Antrofobi : İnsan korkusu.

    Egomani : Kişinin kendisiyle patolojik olarak uğraşması.

    İdentifikasyon : Ölmüş kişinin hala var olduğu ilişkin duyumlar.

    İmpotence : Cinsel güçsüzlük

    Kinofobi : Köpek korkusu

    Makropsi : Nesnelerin olduklarından daha büyük göründükleri durum.

    Megalomani : Kendini büyük ve önemli görme

    Monomani : Tek bir konuyla aşırı uğraşma.

    Noktüri : Gece boyunca sık idrara çıkmadır.

    Obesite : Aşırı şişmanlık.

    Onikofaji : Tırnaklarını kemirme kompulsiyonu

    Oedipus Kompleksi: Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu cinsel istek.

    Panfobi : Herşeyden korkma.

    Parafazi : İsim veya sözcük bulmakta zorlanıldığında nesne ve olayları dolaylı anlatma.

    Parapraksi : Günlük yaşam içerisinde dil ve hareket sürçmeleri.

    Pedofili : Çocuklarla cinsel ilişki tutkusu.

    Vecit : Yoğun kendinden geçme duygusu.

    Vejatatif Bulgular : Kişide bedensel işlev bozukluğu.

    Zoofili : Kişinin bir hayvanla cinsel ilişkiye girdiği cinsel sapmadır.

    Zenofobi : Yabancı korkusu.

    Zoofobi : Hayvan korkusu.


    Biraz uzun oldu, ama sizin de aklınızda varsa yorum kısmına ekleyebilirsiniz.
  • Eee... Post Mortem olup da Post Mortem'i okumamak olmazdı tabii. Hatta bu zamana kadar bekletmiş olmak bile ayıp oldu ama... Sanırım bu kitaptan kaçışım, kasvetli ve huzursuz edici olmasına dair duyduklarımdandı. Ha bir de, ifade etmeden geçmeyeyim, nickimi bu kitaba borçlu değilim. Hatta kitabı, nicki kullanmaya başladıktan çok sonra öğrendim.
    Kitap bana o kadar kısa geldi ki, epub formatında okumanın da verdiği şüphecilikle, kitabın epub formatının kırpılmış olduğunu düşündüm ve bunca zamandır okuduğum epub ve pdf kitaplara dahi şüpheyle yaklaştım bir an. 100 küsur sayfalık kitap, epub formatında ancak 40 sayfaya yakın bir sayfada sona erdi. Yine de bu bile yeteri kadar örseleyici idi.
    Post mortem, ölümden sonrasını ifade etmektedir. Tıbbi olarak, ölümden sonra vücutta meydana gelen değişimler ve buna ait bulgular, post mortem bulgular olarak ifade edilir. Kitapta elbette ki bu ölüm sonrası halinin maddesel etkilerinden değil, geride kalanlar üzerindeki ruhsal etkilerinden bahsediliyor. Anlatıcımız, Sayın Anne'nin ölümünden sonra hayatında meydana gelen değişimlerin yanında, Sayın Anne'nin, hayattayken de kendisini nasıl şekillendirdiğini ve bugünkü düşüncelerini meydana getirdiğini anlatıyor. Kitabın temeli bu konu üzerine kurulu.
    Sayın Anne, küçük yaşta annesiz kalmanın etkilerini taşıyor ve annesizliğin acısını çıkarmak, annesiyle yaşayamadıklarını yaşayabilmek için tek çocuk sahibi olmak istiyor ve onu yetiştirme tarzı da tıpkı, çocukken annesinin kendisini yetiştirmesini isteyeceği tarzda oluyor. Bu aşamada aklıma gelen ve yine dem vurmaktan çekinmeyeceğim konu şu: Çocuklarınızı kendi açlıklarınızla doyurmaya kalkmayın ve onları kendiniz gibi yetiştirmeye çalışmayın. Her birey, kendi başına bir dünya iken, aynı hayatları çocuklar üzerinde kopyala- yapıştır formatıyla uygulamaya çalışmak, saçmalığın daniskası. Zaten genetik olarak pek fazla seçilim imkanı yok ve istese de istemese de gen havuzunuzdan beslenip şekillenerek dünyaya geliyor çocuğunuz. Bari düşünce havuzunuzdan da beslenmesin ve ona doğruyu yanlışı öğrettikten sonra, kararlarını vermesi hususunda onu rahat bırakın. Tabii ki koruyup gözetmeyin demiyoruz ama bırakın da gerektiğinde hata da yapsın, ki böylece düştüğünde yerden kalkmayı öğrensin. Bu nutkun kitapla paralel olmadığı konusunda haklısınız belki ama burada da Sayın Anne'nin, alttan alta da olsa oğluna empoze ettiği hayat felsefesi, onun ilerdeki kişiliğini de şekillendirmiş olmuş. Hatta yer yer boynuz kulağı geçmiş olacak ki, anlatıcımız, annesinin bazı huylarını bile beğenmeyip bunu daha ileri bir nihilistlik ve umursamazlık boyutuna taşımış.
    Kitapta kadınlar ve erkekler hakkında birçok anekdot var. Kadınlara dair anekdotların temelinde ise, annenin sevilmeye dair bencilliğinden doğan bir nefret duygusu var. Tamam, tespitlerde doğruluk payı var, lakin bu tespitlerin temelinde, kendisine bağlı evladının, kendisinden sonra ve kendisinden daha fazla olarak birini sevebileceği korkusu da var. Yani bunu salt, kadınlara karşı tetikte olma uyarısı biçiminde empoze etmiş olamaz. Nihayetinde de zaten, Sayın Anne, anlatıcının gözünde bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Oedipus Kompleksi'nin etkileri var mıydı derseniz, bunun yüzeyde değil de derinlerde var olduğuna dair bir kanaat oluştu bende.
  • Elektra hikâyesi mitoloji, psikoloji ve edebiyat olmak üzere üç farklı alana katkıda bulunmuştur.

    Elektra hikâyesi ta Truva Savaşı’nın başlamasına kadar dayanır. Elektra tıpkı lanetli bir soydan gelen Kral Oidipus gibi lanetli bir soydan gelir: Pelops Soyu. Bu soy Homeros ve tragedya yazarlarında önemli bir yer tutmuştur. Pelops’un Atreus ve Thyestes adında iki oğlu vardır. Bu ikili Argos’ta hüküm sürmektedir. Araları bozulunca Thyestes Argos’tan kaçar, kaçarken de kardeşinin oğlunu yanına alır. Thyestes kardeşinin oğlu büyünce, yeğenini intikam almak için babasını öldürmeye gönderir. Durumun farkına varan Atreus genci idam ettirir. Sonradan kendi oğlu olduğunu öğrenir. Bu sefer de intikam alma sırası ona gelmiştir. Çok hain bir plan hazırlar Atreus. Kardeşi Thyestes’in iki oğlunu öldürür. Atreus, kardeşi Thyestes’le barışmak maksadıyla bir ziyafet verir. Ziyafette, öldürdüğü yeğenlerinin etini kardeşi Thyestes’e yedirir. Buna çok sinirlenen tanrılar Pelops oğullarını lanetlemişlerdir. Thyestes’in Aigisthos adında bir oğlu daha vardır(Atreus’un da Agememnon ve Menelaos adında iki oğlu var). Babasının ve kardeşlerinin intikamını almak ona kalmıştır.

    Truva filmini izleyenler Agememnon, Menelaos, Paris, Helena gibi isimleri bilirler. Paris, Sparta kralı Menelaos’ın dünyalar güzeli karısı Helena’yı Truva’ya kaçırır. Şanlı Agememnon kardeşine yapılanlar karşısında Truva’ya gitmek için büyük bir ordu toplar. Yola çıkarlar fakat denizde rüzgâr esmiyordur. Bunun için Tanrıça Artemis’e büyük kızını kurban eder ve Truva’ya doğru hareket ederler. Savaş çok uzun sürmüştür. Savaş bitmiş, taraflar evlerine dönmüştür. Kızının ölümü için kocası Agememnon’a kin besleyen Klytaimnestra aşığı Aigisthos’la beraber kocasını öldürür. Bu ölüme çok içerleyen Elektra, kardeşi Orestes’i şehirden gönderir. Yıllar boyunca annesi ve annesinin aşığından eziyet görecek olan Elektra, kardeşi Orestes’in büyüyüp babalarının intikamını alacağı düşüncesiyle hep sabretmiştir. Kitap Elektra ve Orestes’in intikamlarını nasıl aldığını anlatıyor.

    Elektra babasına çok üzülür, çok ağlar. Annesi onun için tehdit sembolüdür. Babasına olan sevgisi o kadar büyüktür ki annesinin yaptığı zulümlere bile katlanır. Bu sevgi ve bağlılık psikolojide Elektra Sendromu olarak nitelendirilir. Kız çocuklarının babaya karşı aşırı yakınlık beslemesi ve anne tarafından cezalandırılma korkusu içinde olma durumu olarak kabaca tanımlanabilir. Biliyorsunuz bu durumun tam tersi de Oidipus Kompleksi diye nitelendiriyor. Elektra’nın psikolojiye katkısı yüzeysel olarak böyledir.

    Elektra hikâyesi üç yunan tragedya yazarı; Aiskhylos, Euripides ve Sophokles tarafından da işlenmiştir. Aiskhylos ve Euripides hikâyeyi Agememnon’un dönüşünden Orestes’in intikamını almasına ve serbest kalmasına kadar tüm efsaneyi anlatır. Elektra geri plandadır. “Hakim fikir, tanrıların amansız laneti ve insanların dindarlıkla ve ahlaka uygun davranarak kadere etki edebilmeleridir”. Sophokles’te tersine Elektra karakterini yüceltir. Kral Oidipus ve Oidipus Kolonos’ta kitaplarında daha çok insan ve kader arasındaki mücadeleye yönelme Antigone ile karakter çözümlemelerine doğru yönelir. Elektra da ise bu yönelme zirveye ulaşır. Bunun için diyebiliriz ki Elektra bireyin iç dünyasına yönelme bakımından Antigone ile beraber Sophokles’in en iyi eseridir. Sophokles, Elektra’nın içindeki ıstırabı, üzüntüyü, sevgiyi, nefreti, kini, mantığı ona ayırdığı kısımlarda öyle güzel tarif eder ve hissettirir ki okuyucu ister istemez Elektra’nın arkasında durur, zalimlere karşı onun yanında görünmez savunucusu olur. Sophokles Elektra’nın karakter portresini çizerken zıtlıklardan yararlanır. Kardeşi Khrysothemis(bu nasıl okunuyor) Elektra’nın tam tersi karakterdedir. Bu zıtlık bize Elektra’nın karakterini daha iyi yansıtır ve özümsememize yardımcı olur. Kral Oidipus ve Oidipus Kolonos’ta kitaplarından edebi zevk çok alamasam da Antigone ve Elektra kitaplarını okurken edebi zevke doydum.

    Bilinmelidir ki mitoloji için asıl kaynaklar Hesiedos ve bilhassa Homeros’un eserleridir. Homeros ki iki büyük eseri İlyada ve Odyseia ile tüm dünya edebiyatını etkilemiştir. Ama bu eserler yakıştırmalar, mecazlarla örüldüğü için önceden mitoloji ile ilgili ufak çaplı bilgiler edinmeniz sizin yararınıza olur. Ben okumamı verimli hale getirecek her türlü hazırlığı önceden yapmaya çalışırım. Bu tragedyalar(ve daha fazlası) o eserlere ulaşmak için benim ilk adımımdı. Belki yıllar sürecek ama o eserleri de okuyunca Shakespeare için, Shakespeare okuyunca Ulysses için bir adım olacak ve bu böyle devam edecek.

    Şunu da şuraya bırakayım. Kendi başlarına çok güzel oynamışlar Elektra’nın son bölümünü: https://www.youtube.com/watch?v=9JFTTHINulI

    Esen kalın.