Gürkan ((şair)), Simyacı'ı inceledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Romanın kahramanı Santiago'nun anne ve babası rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. On altı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini, okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna "git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş" der ve oğlunu kutsar. Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur.

İki şey çözümsüz görünen sorunları bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

*İki şey* yanlış yapmanı engeller:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirmek
2- Hak yememek

*İki şey* kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

*İki şey* insanı 'Nitelikli İnsan' yapar:
1- İradeye hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak

*İki şey* 'Ekstra Değer' katar:
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

*İki şey* geri bırakır:
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik

*İki şey* kaşif yapar:
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik

*İki şey* ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak

*İki şey* başarının sırrıdır:
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek

*İki şey* başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık

*İki şey* milyonlarca insandan ayırır:
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

*İki şey* gelişmeyi engeller:
1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat)
2- Felakete odaklanmış olmak

*İki şey* çözüm getirir:
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)

*İki şey* in değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne
2- Baba

*İki şey* geri alınmaz:
1- Geçen zaman
2- Söylenen söz

*İki şey* ulaşmaya değerdir:
1- Sevgi
2- Bilgi

*İki şey* "hayatta önemli olan her şey" içindir:
1- Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek

"Allah, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır"

"Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar. "
Kilise tarafından yakılarak öldürülen
*Giordano Bruno* (1548- 1600)

Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
Dün 14:18 · Kitabı okudu · 8/10 puan

‘Herkes kendisi için en iyisini istiyor, geri kalanını da Allah’a bırakıyor. İnsanlar dini kendi çıkarları için kullanıyorlar. Bu din siz kullanın diye değil; hizmet edin diye var. Allah’a hizmet edin diye, kendinize değil. Allah sizi de, haklarınızı da koruyacaktır, fakat bunları bir silah gibi kullanmayın. İnsanlara ayet ve hadislerden alıntılar yapıp durmayın.
Vaaz sırasında bu olabilir. Benim meşguliyetim bu. Ancak ev içerisinde eşime ve kızlarıma ayet ve hadislerden alıntılamam, onların da bana bunu yapmamaları gerekir. Dinin ve nazil olan ayetlerin görevi öne sürülen argümanlara malzeme olmak ve tartışma kazandırmak için değil. Dini kötüye kullanmak bu. Allah’ın ayetlerini, Resulullah’ın hadislerini kötüye kullanmak. O kadar çok insan bunu yapıyor ki üstelik. Bir baba kızına bir işi yapmasını söylüyor, kızı ise istemiyor. Baba da diyor ki; ‘Ve bi’l valideyni ihsânâ. Anne babaya karşı ihsanda bulun.’
‘Sen hiç Kur’an okumadın mı?’
Bunun Kur’an ile ilgisi yok dostum. Bunun senin isteklerinle ilgisi var; ayetleri birer silah gibi kullanıp isteklerini kızına dayatmaya çalışıyorsun. Bu doğru değil. Hiçbir zaman bu işin usulü bu şekilde olmadı.’

Dirilt Kalbini, Nouman Ali Khan (Sayfa 164 - Timaş Yayınları, 2018.)Dirilt Kalbini, Nouman Ali Khan (Sayfa 164 - Timaş Yayınları, 2018.)
Ebru, bir alıntı ekledi.
 Dün 13:04

Yeryüzünün bu saatinde iyi olmak mümkün mü, bok gibiyim anne, hatta boktan bile beterim diyemedim tabii ona; güçlü görünmeye çalıştıkça zayıflayan kuru bir sesle, iyiyim anne, iyiyim siz nasılsınız, dedim.

Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 8 - Everest)Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 8 - Everest)
Betusch in Booksland, bir alıntı ekledi.
23 May 09:34 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

20 - Homo Sapiens'in Sonu - Neandertallerin Dönüşü
" Harvard Üniversitesi'nden Profesör George Church yakın bir zamanda Neandertal DNA'larını Sapiens yumurtalarına yerleştirerek 30 bin yıl sonra ilk Neandertalleri üretebileceğimizi açıkladı. Church bunu 30 milyon dolar karşılığında kendisinin de yapabileceğini ileri sürdü. Pek çok kadın şimdiden taşıyıcı anne olmak için başvurdu bile. "

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari (Sayfa 394 - Kolektif Kitap)Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari (Sayfa 394 - Kolektif Kitap)

Baktım yaş 26 olmuş yıllar geçmiş.Ama çok oldu büyüyeli.Çünkü babasını kaybettikten sonra büyümeye mecbur kalanlardanım ben de.Geriye miras bırakılan anneye kocaman sarılarak onu dünyalardan korumak servetini taşıyanlardan.Hayat herkese çiçekli böcekli bahçeler sunmuyor,bize de sunmadı ama şükür yine de.
Hep bir şeyler kazanmak için eğitiyorlar insanı.Şunun için çabala,bunun için yıllarını ayır,diğeri için baba ocağından göç et.Karşılığında sana biraz alkış,biraz da para veriyorlar.Ama o parayı genelde mutlu olmak için kullanamıyoruz.Hep hasta olan babamı araba alıp hastaneye rahatça götürmek için çabaladım.Uzaklara gittim,ancak telefonda duyabildim sesini.Para kazanıp onu hastaneye rahat götürmem gerekiyordu.Buna insanlar mecbur bırakıyordu bizleri.Anne ve babamla gidemediğim piknikler,annemin babamın elini öpemediğim gurbetler,hepsi sonraya ertelene ertelene gitti durdu.Bugün dönüp baktım,babam melek olmuş,uçmuş gitmiş bu diyardan.Son model arabam olsa artık ne olur ki? Yan koltuk boş kaldıktan sonra.En güzel etleri alsam ne olur ki? Babamla beraber yiyemedikten sonra.
Cebimizde para oluyor,yıllarca hayalini kurdurdukları para.Çıkardım bakıyorum şimdi.İçim buruk,içim üzgün.Yüzlercesi birleşse,bir kere sarılamıyorum babama.Binlercesi birleşse,bir kere öpemiyorum elini.Yıllarca hayalini kurdurdukları para,bir demet çiçek alıyor şimdi.Babamın üstüne bırakıp dönüyorum.
Hiçbir şeyi ertelememeli,hiçbir şeyi hem de.Sarılmalı,öyle yürekten sarılmalı ki;dünyalardan daha büyük olmalı tam da o anda.Ben farkettim ki;para çiçek alıyor sadece,birkaç demet renkli çiçek.Onun da boynu bükük kalıyor...
İçimde umut,kalbimde güç.Ölene kadar bu uğurda çabalayacağım.Hadi öyleyse,daha çok sarılmalar için...

Güçlü kadın çekilmez…
Onun tek suçu, güçlü olmaktır…
Her attığı adımda, sağlam yere basar.
Faturalarını ve ev kirasını kendi öder,
arabasını kendi kazandığı parasıyla alır.
Zor durumda kaldıysa, telefona sarılıp yardım istemek yerine,
önce oturup “ne yapabilirim” diye düşünür.
Kendine olan özgüveniyle birlikte,
içindeki heves ve istek ona başarıyı getirir.
O, hiç pes etmez...
O inanır...
Kaybetse’de üzülmez, çünkü güçlüdür...
Güçlü kadınlar sevilmez...
Terketmek kolaydır...
Çocuğu olsa bile o, güçlü bir kadındır
ve başının çaresine bakabileceği için pek’de ilgilenilmez.
Zayıf kadın, çevresindeki insanlara bağlıdır.
Hep yardıma ve sevgiye muhtaçtır.
Ona araba, mücevher alındığında hoşuna gider...
En ufak bir sorun’da telefona sarılıp yardım ister...
Güçsüz kadın, terk edilemez...
Çünkü o, yalnız yaşamaya alışık değildir...
O, kendi ayakları üzerinde duramaz...
O muhtaçtır...
Güçlü kadınlar, çekilmez...
Kadın, rakip görür, komplekse girer, kıskanır...
Erkekse, kaldıramaz, onu taşıyamaz..
Sonunda, hep güçlü kadın terk edilir...
Güçlü kadın yalnızdır...
Güçlü kadın çekilmez...
Güçlü kadın sevilmez...
Erkeğine muhtaç olan kadınsa, koruyup kollanır...
Saçı okşanır...
Güçlü kadınsa, yalnızdır...
İlgi görmez, gösterilmez...
O yine de, güçlü kalmak için, savaş verir...
Tek suçu ise, güçlü olmaktır...
Oysa, o da, bir kadındır...
O da, ilgi bekler...
Onun da belli etmese’de saçı okşandığında hoşuna gider...
O da, zorlanır...
O da, üzülür...
O da, yorulur...
Onlara bu kadar yüklenmeyin...
Onları da anlamaya çalışın...
Onlar ki, kadın erkek eşitliğini kanıtlamak için çabalayan kadınlar...
Çocuklarına hem anne, hem de babalık yapanlar...
Omuzlarında ki yükü hafifleteceğinize,
sırtlarına bir yük daha eklemeyin.
Sert görünen kalbinin içinde, yufka gibi bir yüreği vardır onun...
O, sadece korumak ister kalbini...
Kendisini ve çevresini kötülüklerden uzak tutmak...
Kolay değildir kadın olmak...
Hele’de güçlü durmak...

Sadettin Olgun, bir alıntı ekledi.
22 May 00:13 · İnceledi

KÖR KADININ SÖYLEŞİSİ
YABANCI:
Korku vermiyor mu olanlardan söz etmek?

KÖR KADIN:
Hayır.
Çok uzak kaldı şimdi. Bir başkasıydı.
O zamanlar görebilen, bakarak ve bağırarak yaşayan,
sonra ölen.

YABANCI:
Güç bir ölüm müydü onunkisi?

KÖR KADIN:
Bir acımasızlıktır ölüm, bilmeyenlere karşı.
Güçlü olmak zorundadır insan, ölse bile bir yabancı.

YABANCI:
Yabancı mıydı o kadın sana?

KÖR KADIN:
Diyelim: Öyle oldu sonra.
Ölüm, anayı bile yabancılaştırır çocuğuna.-
Ama korkunçtur elbet ilk günler.
Tek bir yaraydı sanki bütün bedenim.
Her şeyde filizlenip olgunlaşan dünya,
kökleriyle koparıp alınmıştı içimden,
yüreğimle birlikte (öyle geliyordu bana),
tersyüz edilmiş toprak gibi öylece, yatmış,
kendi gözyaşlarımın, ölü gözlerden
sürekli ve sessiz, Tanrı öldüğünde bomboş göklerden
bulutlar dökülmesi gibi yağan
soğuk yağmurlar içiyordum.
İşitme duyum ise engin ve açıktı her şeye.
Duyulamayacak şeyleri duyuyordum:
Saçlarımın üzerinden akıp giden zamanı,
incecik kadehlerle yankılanan sessizliği,-
ve hissediyordum: Ellerimin hemen yakınında,
büyük ve beyaz bir gül solumaktaydı.
Ve hep düşünüyordum: Gece ve gece diye
düşündüğümde, bir gün kadar büyüyecek
bir ışık çizgisi gördüğüme inanıyordum ve yine
inanıyordum ki, çoktandır avuçlarımda tuttuğum
bir sabaha doğru yol almaktayım.
Annemi uyandırıyordum, uyku bütün ağırlığıyla
düşüp gittiğinde yüzümden,
anneme sesleniyordum: “ Anne, gel buraya!
Işığı yak!”
Ve dinliyordum. Uzun, ama çok uzun bir sessizlik,
ve taşlaştığını hissediyordum yastıklarımın,-
bir şeylerin parladığını görüyordum sanki ardından:
Bu, annemin acı acı ağlamasıydı, şimdi
çekip gitsin istiyordum bu olay anılarımdan.
Işığı yak! Işığı yak! Rüyamda bağırıyordum çoğu zaman:
Oda çöktü üzerime. Kaldır onu
yüzümden ve göğüslerimden.
Kaldırmalısın, yukarılara kaldırmalısın,
onu yine yıldızlara yollamalısın;
böyle yaşayamam, gökyüzü üstümdeyken.
Ama, konuştuğum sen misin anneciğim?
Başkası mı yoksa? Kimdir gizlenen?

Kim var pencerenin arkasında? – Kış mı?
Anne: Fırtına mı? Anne: Gece mi? Söyle!
Yoksa: Gündüz mü?…Gündüz mü?
Bensiz mi? Gün nasıl doğar bensiz?
Eksikliğimi duymuyor musunuz hiçbiriniz?
Beni hiç soran olmuyor mu?
Hiç hatırlanmamacasına unutulduk mu?
Biz mi? … Ama sen, oradasın;
henüz her şeyin var, değil mi?
Yüzünün çevresindeki her şeyin amacı
rahatlatmak o yüzü.
Gözlerin dinlendiğinde,
istedikleri kadar yorgun olsunlar,
açılabilirler yeni bir zamana.
Benimkiler ise yargılı susmaya.
Renklerini yitirecek benim çiçeklerim.
Aynalarım donup kalacak.
Kitaplarımda satırlar silinecek.
Kuşlarım kanat çırparken sokaklarda,
yabancı pencerelere çarpıp yaralanacak.
Artık hiçbir şey kalmadı benimle ilintili.
Bütünüyle bırakıldım.-
Ben, bir adayım.

YABANCI:
Ben de denizden geldim.

KÖR KADIN:
Nasıl? Adaya mı? … Dışarıdan mı?

YABANCI:
Sandaldayım daha.
Sessizce yanaştırdım.-
sana. Sallanıyor:
Kıyıya doğru dalgalanıyor bayrağı.

KÖR KADIN:
Bir adayım ben ve yalnızım.
Zenginim.-
Bir zamanlar, o kullanılmaktan
aşınmış eski yollar
varken hâlâ:
Bende acı çekerdim.
Her şey çıkıp gitti yüreğimden,
bilemedim nereye, başlangıçta;
ama sonra hepsini orada buldum,
bütün duygular, ne varsa beni ben yapan,
toplanmıştı, birbirini itip bağırmaktaydı
kıpırdamayan, duvarlaşmış gözlerin önünde.
O aldatılmış duygularım, hep birlikte..
Bilmiyorum yıllar mı sürdü öyle durmaları,
ama ben, hepsinin kırgın, geri döndükleri
ve artık kimseleri tanımadıkları
haftaları biliyorum.

Sonra kapandı gözlere uzanan yol.
Artık onu hiç bilmiyorum.
Şimdi her şey içimde,
Kendinden emin ve tasasız gezinmekte,
iyileşen hastalar gibi dolaşmakta duygular,
dolaşmanın tadını çıkarmaktalar,
bedenim karanlık evinde.
Kimileri oyalanmaktalar
eski anıları okuyarak;
gençler ise
hepsi dışarıya bakmaktalar.
Çünkü sınırlarıma vardıkları yerde
üstümdeki giysi camlaşmakta.
Alnım görüyor şimdi, elim
şiirler okuyor başkalarının ellerinde.
Bastığı taşlarla konuşuyor ayağım,
sesimi her günün duvarlarının arasından
kuşlar alıp götürüyor.
Hiçbir şeyin eksikliğini duymuyorum artık,
Bütün renkler gürültülerin
ve kokuların diline çevrilmiş.
Ve sonsuz bir güzellikte hepsi de,
seslere dönüştüklerinde.
Ne yapayım artık kitapları?
Rüzgâr, tek tek sayfalarını çevirmekte ağaçlarda;
ve biliyorum hangi sözcüklerin yazılı olduğunu,
hafiften yeniliyorum kimi zamanlar.
Ve gözleri çiçekler gb solduran ölüme gelince,
ulaşamıyor benim gözlerime…

YABANCI alçak sesle:
Biliyorum.

Bütün Şiirlerinden Seçmeler, Rainer Maria Rilke (Sayfa 81 - Kültür)Bütün Şiirlerinden Seçmeler, Rainer Maria Rilke (Sayfa 81 - Kültür)

ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
Belki de yaşadıkları kasvetli derin duygular olmasaydı, böylesine kuvvetli kalemleri, şiddetli söylemleri, sarsıcı duyarlılıkları olmazdı.Dünyaya, acılarını, öfkelerini ,isteklerini, hayal kırıklıklarını şiirsel bir dille haykırarak özgürleştiler, ölümü seçtiler. Kurguladıkları romanlar gibi kendi yaşamlarının sonunu da kendileri belirlediler.
1. Ernest Hemingway
ABD’li ünlü yazar Hemingway ambulans şoförü olarak savaşa katıldı. 1918’de çok yakınına düşen bir top sebebiyle ağır yaralandı. Yardım etmeye çalıştığı İtalyan askerlerinden birisi ölürken diğeri bacaklarını kaybetti. Başka bir İtalyan askerini taşırken de bacaklarından yaralandı. Tedavi gördüğü hastanede hemşire Agnes von Kurawsky’e aşık oldu. Evlenmeyi düşündüğü hemşire onu terk etti. 1931 yılında yazarın babası intihar etti.
1944 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan güçleriyle birlikte savaşta aktif görev aldı. Bu nedenle daha sonra askeri mahkemede yargılandı. Son yıllarında yazarın ruhsal sağlığı kötüye gitti. Eşi Hemingway’i elinde silahla evin mutfağında bulunca hastaneye kaldırdı. Sanatçı kaldırıldığı hastanede elektro şok tedavisi gördü. Hastaneden çıktıktan iki gün sonra 1961’de kendini av silahıyla vurarak hayatına sonlandırdı.
2. Franz Kafka
Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1883 yılında Prag’da dünyaya gelen Kafka, ailesinin altı çocuğundan ilkidir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölen yazarın 3 kız kardeşi de Nazi’lerin toplama kampında öldüğü düşünülmektedir. Kötü bir çocukluk dönemi geçiren Kafka babasıyla hiç anlaşamadı ve ona karşı hep nefret duydu. Dönüşüm kitabındaysa böcek olarak tasvir ettiği kişi kendisidir çünkü kendisini babasının gözünde hep böcek kadar değeri olduğunu düşündü.
Yahudi olduğu için Almanlar tarafından, Almanca konuştuğu için de Çekler tarafından sevilmedi. 1917 yılının Ağustos ayında Kafka’nın ağzından kan geldi ve akciğer kanseri teşhisi konuldu. 1918 yılının sonbaharındaysa İspanyol gribine yakalandı ve haftalarca acı çekti. 1924 yılında gırtlağına kadar ilerleyen kanser sebebiyle konuşma yetisini kaybetti. Yemek yerken ve su içerken bile dayanılmaz acılar çekti. Yazar 3 Haziran 1924 yılında kalp yetmezliğinden hayatını kaybettiğinde 40 yaşındaydı.
3-Edgar Allan Poe
ABD’li şair ve yazar Edgar Allan Poe gotik edebiyatın öncülerindendir. 1809 yılında dünyaya geldikten 1 yıl sonra Poe’nun babası evi terk etti. Bir yıl sonra da annesi veremden öldü. Daha sonra Virginia’da bulunan zengin bir tüccar olan John Allen’ın yanına verildi. Virginia Üniversitesi’nde okuduğu zamanlarda yaptığı kumar borcu sebebiyle manevi babasıyla arası açıldı.
1831 yılında Baltimore’da yaşayan halası, kuzeni ve abisinin yanına taşındı. Baltimore’a yerleştikten kısa bir süre sonra, alkolik olan ve ağır hastalıklar geçiren abisi hayatını kaybetti. 1835’te kuzeni Virginia Clemm ile evlendi. 1842 yılında karısı Virginia’nın tüberküloz olduğunu öğrenince kendisini tamamen alkole verdi. 1847 Virginia’nın ölümü yazarı iyice yıktı.
Poe, 3 Ekim 1849 yılında ismi Ryan’s Inn olan bir meyhanede kendinden geçmiş bir şekilde bulundu. Hastaneye kaldırıldıktan 4 gün sonra hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde 40 yaşında olan Poe’nun cenazesine sadece 4 kişi katıldı.
3. Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852)
Ukrayna asıllı Rus yazar 1828 yılında Petersburg’a gider. orada geçinemeyince Almanya’ya gitme kararı aldı. Almanya’da da ancak parası bitene kadar kalabilen yazar tekrar Petersburg’a dönerek düşük maaşlı bir işe başladı.
Yazdığı Müfettiş isimli, bürokrasiyle dalga geçtiği eseriyle büyük tepki topladı ve Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. En çok saygı duyduğu ve onun eleştirileri olmadan yazamam dediği Puşkin’in tavsiyesiyle Ölü Canlar romanını yazmaya başladı. Roma’da Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in ölüm haberini aldı. O güne kadar Puşkin’in yorumunu almadan bir şey yazmayan Gogol için bu haber büyük bir yıkım oldu. Gogol Ölü Canlar romanını ve Palto hikayesini yayınlandıktan sonra soylu kesimin tepkisini topladı. Rus insanını aşağılamakla ve halkına ihanetle suçlandı. Bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığını iyice bozdu.
Gogol Ölü Canların ikinci bölümünü de yazdı. Fakat 1852 yılında el yazmalarını ateşe atarak yok etti. Bu olaydan 10 gün sonra da yaşamını yitirdi.
4. Fyodor Dostoyevski
Hasta bir anne ve sarhoş bir babanın çocuğu olan Dostoyevski 11 Kasım 1821 yılında dünyaya geldi. Annesini ölümünden sonra Petersburg’a yerleşen sanatçı daha sonra babasını ölüm haberini aldı. 1846 yılında çıkan ilk kitabı İnsancıklar ve ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan yazarın umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanarak hapse atıldı. 10 yıl hapiste yattıktan sonra tam kurşuna dizilmek üzereydi ki, son anda affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmek üzere Sibirya’ya gönderildi.
Cezalarını çektikten bir süre sonra Avrupa seyahatine çıktı. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864) ve Suç ve Ceza (1866) gibi eserlerini yazdı. Sibirya’da evlendiği eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, ciğer kanaması sebebiyle yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü.
5-Yazamamanın Getirdiği Ölüm Hali: Virginia Woolf (1882-1941)
Mrs. Dalloway, Deniz Feneri, Orlando, Jacob’un Odası, Dalgalar romanlarının da olduğu çok sayıda çalışmaya imza atan Woolf, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı kasvet, üretkenlik yoksunluğu gibi nedenlerle ruhsal bunalıma girdi ve 28 Mart 1941’de Ouse Nehri’ne ceplerine taş doldurarak atlayarak ve intihar etti.
6-Ölüm Korkusuna Yenilmek: Cesare Pavese (1908-1950)
Kadınlarla olan sorunlu ilişkisi ve ölüm saplantısı ile tanınan Pavese, yazarlık serüveni boyunca şiir ve romanın yanı sıra Amerikan Edebiyatı’ndan İtalyancaya yaptığı çevirilerle adından söz ettirdi. Mussolini iktidarına karşı yazıları nedeniyle hapis yatan Pavese, 1950 yılında günlüğüne “Artık sabahı da kaplıyor acı” diye not düşerek Torino’daki bir otel odasında çok sayıda uyku hapı içerek yaşamına son verdi.
7-Dostuna Elveda Ederek Ölüm: Sergei Yesenin (1895-1925
Mayakovski’nin izinden giderek 1917 Ekim Devrimi’nin ateşli savunucuları arasında yer alan Yesenin, Ekim Devrimi ardından rejime yönelik eleştirileri nedeniyle sansüre uğradı. İçkiye olan bağımlılığı ve kadınlarla olan sorunlu ilişkisi nedeniyle psikiyatri tedavisi görmek için bir aylığına akıl hastanesinde kaldı. Noel için hastaneden çıkarılan Yesenin, 27 Aralık 1925’te Moskova’daki İngiltere Oteli’nde odasında kendini asarak intihar etti. Cesedinin yanında, intiharından bir gün önce bileklerini kesip kendi kanıyla Mayakovski’ye yazdığı veda şiiri bulundu:
8-Devrim Yorgunu Bir Şair: Vladimir Vladimiroviç Mayakovski (1893-1930)
1917 Ekim Devrimi’nin şairi olarak tanınan Mayakovski, Rus Devrimi’nin sanat alanındaki yansıması olan “Futurizm Akımı”nın öncüllerindendir. Nazım Hikmet’in şiirine de önemli izler bırakan Mayokovski, insanların devrim idealleri karşısındaki inançsızlığı ve umutsuz aşkları nedeniyle 14 Nisan 1930’da Moskova’da intihar etmiştir.
9-Fars Topraklarında Kafka Haleti Ruhiyesi: Sâdık Hidâyet (1903-1951)
İran Edebiyatı’nın “Kafka”sı olarak tanınan Sadık Hidayet, başta Kör Baykuş olmak üzere düz yazı ve kısa hikâyeleriyle tanınır. Yazarlık serüveni boyunca gerek şah yönetimi gerekse Şii ulema tarafından pek sevilmeyen Hidayet’in eserlerinde melankoli, umutsuzluk ve mistisizm hakimdir. Yazar, 23 yıl önce ilk intihar denemesini gerçekleştirdiği Paris’te, 9 Nisan 1951’de yaşadığı dairede havagazını açarak yaşamına son vermiştir.
10-Savaşın Getirdiği Karamsarlık ve Ölüm: Stefan Zweig (1881-1942)
Unutulmaz biyografilerin yazarı olan tanınan Stefan Zweig, hümanist, savaş karşıtı düşünceleriyle II. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da adından söz ettirmişti. Zweig, gerek Yahudi kimliği gerekse düşünceleri nedeniyle 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Nazi rejiminin hedeflerinden biri oldu. II. Dünya Savaşı sırasında konferans vermek için gittiği Brezilya’ya yerleşen Zweig; Virginia Woolf, Walter Benjamin gibi II. Dünya Savaşı’nın yarattığı umutsuzluk ortamından etkilenerek 22 Şubat 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı Lotte ile birlikte intihar ederek hayatına son verdi.
11-Auschwitz’ten Yaralı Bir Yürek: Primo Levi (1919-1987)
Yahudi asıllı İtalyan yazar Primo Levi’nın eserleri, II. Dünya Savaşı sırasında anti-faşist mücadeleye katılması ardından esir düşmesinin ve Auschwitz Toplama Kampı’nda yaşadığı tutsaklık günlerinin izlerini taşır. Yazarın en önemli kitabı olan “Bunlar da mı insan?”da Levi, Auschwitz’te yaşadıklarını ve “eve dönüş” hikâyesini anlatır. Savaşta yaşadıklarının ardından Tanrı inancını kaybettiğini belirten Levi, 11 Nisan 1987’de 68 yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar eder.
15-Sıkıştırılmışlığın Getirdiği Ölüm: Walter Benjamin (1892-1940)
20. yüzyılın en önemli düşünce akımlarından Frankfurt Okulu’nun temsilcileri arasında yer alan Walter Benjamin, Marksist kültür anlayışının yanı sıra Yahudi kökenleri nedeniyle Nazi Rejimi’nin hedefi olmuştur. Naziler tarafından Paris’e sürgün edilen Benjamin, Almanların Fransa’yı işgal etmesi ardından Gestopu’nun Paris’teki evini basması üzerine 1940’da İspanya’nın Fransa sınırındaki Portbou kentine kaçmış, burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak yaşamını sona erdirmiştir.
16-Annesinin Kaderinden Kaçan Yazar: Beşir Fuat (1852-1887)
Askerlik kariyerini yarıda bırakarak düşünce dünyasına atılan Beşir Fuat, geç Osmanlı düşünce dünyasının önemli simalarından biridir. Namık Kemal gibi döneminin önemli aydınlarıyla sert polemiklere giren Fuat, Osmanlı’da pozivitizm ve materyalizmin tanıtılmasına önemli katkılarda bulundu. Sinir hastalıklarından mustarip annesinin kaderini paylaşmak istemeyen Fuat, bileklerini keserek intihar etmekle kalmamış, ölümü sırasında hissetiklerini yazıya dökerek tasvir etmiştir.
17. Sylvia Plath (1932-1963)
ABD'li şâir ve yazar Sylvia Plath, kısa ömrü boyunca mental rahatsızlıklarla boğuştu. Davranışları çevresi tarafından irrasyonel ve umursamaz olarak görüldü. Hayatı boyunca antidepresanlar kullanması gerekti.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede bipolar bozuklukla yaşadı. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bunun neticesinde akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den iyi bir derece ile mezun oldu.
1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olacak şekilde bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

18-Nilgün Marmara (1958-1987)
"Hayatın neresinden dönülse kârdır..."
Nilgün Marmara, Türk şiirinin genç ve yetenekli kadın şâirlerindendi. Eğitimini, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı.
Listede de yer alan Sylvia Plath üzerine tez yazmıştı ve 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken o da intihar etti.
19-Yaşamın Ucuna Yolculuk Eden Yazar: Tezer Özlü (1943-1986)
Kafka ve Pavese’in izlerini taşıyan eserlerinde genellikle varoluş ve yabancılaşma temalarını işleyen Özlü, Türkiye ve yurt dışındaki yaşamında çeşitli defalar intiharı denemiş ve psikiyatrik tedavi görmüştür. Göğüs kanseri nedeniyle yaşama veda eden Özlü, intiharın kıyısında dolaşan ruh hali ile bilinir. Özlü, bu özeliğini kitaplarına da taşıdığı için bu listede yer almaktadır.
“Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı romanında şöyle der: “Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum.

Yasin YALÇIN, bir alıntı ekledi.
21 May 15:09 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Etrafımda yaşıyor olup beni tanımayan insanlara faydalı olmak ve mutluluk vermek istiyorum. Öldükten sonra da yaşamaya devam etmek istiyorum.

Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 252 - Papirüs Yayınları)Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 252 - Papirüs Yayınları)