Kitap pandam

8/10
·280 syf.··
2026 45. kitabı
.Herkese merhaba! Bugün sizlere, 26’dan fazla dile çevrilen ve birçok ödüle layık görülen Yabanmersini Toplayıcıları kitabıyla geldim. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu kitabın aldığı övgüleri ve ödülleri sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Okurken hem karakterlere hem de anlatılan döneme öyle güçlü bir şekilde bağlandım ki kitap bittiğinde uzun süre etkisinden çıkamadım. Hikâye bizi 1962 yılına götürüyor. Kanada’ya yaban mersini toplamak için gelen Mi’kmaq bir ailenin yaşamına tanık oluyoruz. Ailenin en küçük kızı olan dört yaşındaki Ruthie bir gün ortadan kayboluyor. Ruthie’yi en son gören kişi ise ağabeyi Joe. Bu kayboluş yalnızca bir çocuğun değil, bütün bir ailenin hayatını değiştiriyor. Roman boyunca Joe’nun gözünden ailesinin yaşadığı acıyı, kaybın yıllar boyunca bıraktığı izleri ve bir türlü kapanmayan yaraları okuyoruz. Bölüm bölüm ilerleyen anlatım sayesinde hem geçmişe hem de geleceğe uzanan bir hikâyenin parçaları yavaş yavaş birleşiyor. Bir yandan da Norma’yı tanıyoruz. Varlıklı bir ailede büyümüş olmasına rağmen sevgiden yoksun kalan, ailesine ve geçmişine ait birçok şeyi sorgulamaya başlayan genç bir kız. Çocukluğuna dair fotoğrafların eksikliği, ailesinin anlattıklarıyla gördükleri arasındaki çelişkiler ve içinde büyüyen aidiyet duygusu onu kendi kimliğini araştırmaya itiyor. İşte kitabın beni en çok etkileyen kısmı da burada başladı. Kayıp, aidiyet, kimlik ve aile bağları üzerine kurulu bu hikâye sadece bir çocuğun kayboluşunu anlatmıyor; aynı zamanda susturulmuş bir halkın, görmezden gelinen geçmişin ve yıllar boyunca taşınan acıların da hikâyesini anlatıyor. Akıcı dili, duygusal yoğunluğu ve karakterleriyle beni derinden etkileyen bir kitap oldu. Eğer aile dramaları, geçmişin sırları ve karakter odaklı hikâyeler okumayı seviyorsanız,
Yaban Mersini ToplayıcılarıAmanda Peters · Beyaz Baykuş Yayınları · 2025190 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
-ki ölüm şu an bana çok da uzak değil o gün Ruthie'nin adını haykıran tüm o sesleri hatırlayacağım. Ormanın her yerini, gölün kıyısını aradık, suyun karayla birleştiği yerlere bile, ne olur ne olmaz diye baktık. Birinin onu nihayet bulduğuna dair sevinç çığlıklarını duymayı bekledik, ama o ses hiç gelmedi. Güneş alçaldıkça ve bağırışlar devam ettikçe, başımdan ayaklarıma kadar midemin bulanmaya başladığını hissettim. Gök karardıkça, haykırışlar midemde yankılandı. Ağaçların arasında soğuk toprağa oturup nefesimi toplamak zorunda kaldığımda Ben durdu.
Şimdi Ben, benim tam karşımdaki tek kişilik yatakta kalıyor. Çoğu gece uyumuyor, o nöbetteyken son nefesimi verece ğimden korkuyor. Eğer Ben yatakta değilse, Mae onun yerinde horlaya horlaya uyuyor oluyor. Artık sadece biz kaldık; annem, Mae, Ben ve ben. Eğer ruhlar âlemi gerçekten varsa, kaybettiklerimi görmek güzel olacak. Onlara sarılıp onları sevdiğimi söylemek, onlardan özür dilemek istiyorum. Öbür tarafın her iki kısmında da özür borçlu olduğum insanlar var. Eğer cennet diye bir şey varsa, ki olup olmadığını büyük ihtimalle zaten öğrenemeyeceğimden canımı sıkmıyorum. Anneme cennetten şüphe ettiğimi söylerdim ama o, sevdiği ve kaybettiği herkesin Tanrı'nın sağ yanında oturduğuna inanırdı.

Kitap pandam

, bir kitap okudu
8/10
·280 syf.··
2026 45. kitabı
Amanda Peters
8.2/10 · 190 okunma
Her zaman efendi adam profilini tercih ederdim. Kirli sakal benim olayım değildi. Bu adam benim olayım değildi. Mavi gözleri severdim, ela değil. Kısa saçı tercih ederdim, Dash'in kahverengi dağınık saçları en son birkaç hafta önce kesilmiş gibi duruyordu.