Küb

Küb
@antikdertler
petrov’un idealist öğretmen isimli kitabında “insan dediğin nedir? canlı bir mum. ışık saçmıyorsa, yanmıyorsa, yakılmadıysa değeri nedir?” diye bir bölüm yer alıyor, çok sevdim.
Duygu/Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Eğitim, önceden belirlenmiş amaçlar doğrultusunda insanların düşüncelerinde, tutum ve davranışlarında ve yaşamlarında belirli iyileştirme ve geliştirme sağlamaya yarayan sistematik bir süreçtir. Eğitim kişinin hayata bakışını, hayatı daha iyi anlamasını daha üretken çabalarla daha güvenli yaşamasını, zamanını daha anlamlı ve verimli kılmasını sağlar. Eğitim; yaratıcılığa, kişinin içinde bulunduğu kalıpları kırmasına, sınırlarının dışına çıkmasına başarıya ve toplumsal ilişkilere katkı sağlar. Bu kadar önemli bir insan faaliyeti olan eğitim ve öğretim , günümüzde özellikle modern toplumlarda ve kurumlarda giderek büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, eğitimle ilgili olarak, bireysel, kurumsal ve toplumsal anlamdaki her faaliyetin bilinçli ve bilgiye dayalı olarak başlatılması gerekir. İnsanların her düzeyde eğitimiyle ilgili tüm kararlar, eğitim ve öğrenmeye ilişkin bilimsel bilgilerin ve başarısı kanıtlanmış deneyimlerin ışığında alınmalı ve uygulanmalıdır. Toplumun yapı taşını oluşturan eğitim faaliyetlerine ne kadar erken yaşlarda başlanırsa o kadar verim alınır. Ama her şeyden önce yapılan tüm bu çalışmaların öncelikli amacı bilinçli ve nitelikli bireyler yetiştirmek olmalıdır. Aslında bu bilincin oluşması köklü değişikliklere bağlıdır bilinçli toplum bilinçli bireyleri doğurur o yüzden bu çalışmalara ne kadar erken yaşta önem ve destek verilirse hepsi bize artı olarak döner. Değişim toplumda ve toplumun zihniyetinde başlar o yüzden anne babalara evlenecek olan bireylere gerekli eğitimler bilgilendirmeler yapılırsa dünyaya gelecek yeni bireylerin eğitimine daha doğmadan destek veririz çünkü çocukların bu süreçte ailelerinin de desteğine ihtiyacı olacaktır. Sonuç ezbere dayalı robotlar değil de nitelikli bireyler yetiştirmeliyiz.
Duygu/Düşünce
Farklı bir fikre saygı duymak ile insanların farklı fikirlere sahip olabilmesine saygı duymak iki farklı şeydir. Şahsen ben hiçbir fikre saygı duymuyorum. Çünkü saygı, "saymak" kökünden geldiği üzere o şeye olduğu gibi itibar etmeyi ifade eder. Bu itibar ise bir dokunulmazlığı imler. Bir şeye hakim ya da yalnızca farklı olması sebebiyle saygı duyarsam bu onu eleştirme olanağımı elimden alır. Bu da fikri köhneleştirir ve o farklı fikirler arasındaki diyaloğu kapatarak aslında kopuk düşman hatları yaratır (ki bu oldukça saygıdan yoksun bir ortam demektir). Oysa ben diyalog istiyorum ve yanında yıkım dolayısı ile inşa ve ayrılmalar kadar birleşmelerle bir gelişimin, çarpışmanın verimli doğasını arzuluyorum. Bir fikre saygı duymamak ile, o fikre sahip insanın kellesini istemek arasındaki fark da bir insanın herhangi bir fikre sahip olabilmesine duyduğun saygı noktasında askıya alınıyor. Bir fikre sahip olabilirsin, herkes olabilir ve bu farklı olabilir. Benim söylediğim yalnızca bu fikrin doğasını tartışmamız ya da tartışabilmemiz gerekliliği. Zararlı ve saygısız bir fikre de sahip olabilirsin, o zaman o fikre eleştirimiz bizi bu karara getirdiğinde o fikri toplum yapısına uygunsuzluğunda ötürü bozuma uğratabiliriz, çünkü fikrin dokunulmazlığını zaten savunmuyoruz. Bu günümüzün toksik duyarcılığı bu, "fikr-i saygınlığın" aslında ne denli saygısız, radikal ve şiddet eğilimli bir doğasının olduğunu bize gösteriyor. "Bu şey vardır ve onu olduğu gibi kabul edeceksin/saygı duyacaksın, etmezsen gerici ve yobazsın veyahut x'sin". Değilim, o şeyin varlığını ya da savunulurluğunu inkar etmiyorum ama kesinlikle onun dokunulmazlığını inkar ediyorum. Her fikir, her değer ve her ideoloji eleştiriye, değişime ve hatta hicve tabidir dolayısı ile hiçbir saygınlığı hak etmezler. Bu
Duygu/Düşünce
öyle rahatsız oluyorum ki seçici olmayan, herkese verdiğiniz savruk ilginizden, derin olmayan sahici olmayan sevginizden, sığ merakınızdan, kolayca sarf edilmiş o aşk dolu ve kıymetsiz kelimelerinizden, öyle kolayca kapılıverip öyle kolayca geri çekilmenizden, ne sizin, ne sevginizin sevilecek hiçbir tarafı olmamasından. hiçbir kıymeti, istenilecek hiçbir tarafı yok sizin tarafınızdan bilinmenin, sevilmenin, insana kendini özel, değerli hissettiren hiçbir tarafı yok, öyle rastgele öyle tesadüfen öyle fütursuz öyle sığ öyle savruk öyle sıradan öyle öylesine. ne sizin kalbinizde doğar ne karşınızdakinin kalbinden dolayı doğar, işte dedim ya, öylesine. havada savrulan havaya tutunan bir şey. kolayca bulunan içine kolayca yerleşilen bir şey. tanımak istemez, bilmek istemez, adım adım yürüyüp de varmak istemez, kendini bir bir gösterip bir bir görmek istemez, gerçekten ama gerçekten sarılmak, bir bütün olarak sarmak istemez, derini arzulamaz gerçeği arzulamaz. öylece uzatır gibidir tez kızarmış bir gülü, alelacele yapılmış ucuz bir resmi, ona olmasa bi başkasına. siz beni sevin, ben sizi seveyim istemem, istesem de yapamam o yüzden sevmeyi öylesine özlememe rağmen burada böyle, bir inciyi korur gibi kalacağım, tam olarak sizin aksinize.
Duygu/Düşünce
"insan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. hatta mükabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek. başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır. bugün böyle düşünenlere saf, hatta enayi derler. fakat ne derlerse desinler, biz kalbimizin ve kafamızın doğru bulduğu şeyleri etrafın ne dediğine bakmadan yapmalıyız."
Edebiyat