Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
işte bu yüzden her ne kadar diğerlerinden farklı olduğumu hep bilsem de, başkaları gibi davranmanın faydalı olduğunu düşünüyorum. bu senin suçun, demiştim o günlerde kendime; normal olamamak benim suçumdu. roamer, ryan, chalie veya diğerleri gibi olamamak benim suçumdu. bu senin suçun, diyordum hâlâ kendime.
"şimdi iyi misin?"
yüzüne dikkatlice baktım. bu hayatı, ne kadar istesek de hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, sabit durmadığını bilecek kadar iyi tanıyordum. insanların ölmesine, gitmesine engel olamazdım. aynı şekilde kendinin de... kendimi, başkasının insanı uyanık tutamayacağını veya uykudan kurtulamayacağını bilecek kadar iyi tanıyordum. ama her şeye rağmen hoşlanıyordum ulan bu kızdan.
"evet," dedim. "sanırım iyiyim."
mezar taşı yazıları uyduruyordum...
"seninkinde ne yazardı, ultraviyole?"
"emin değilim."
"peki ya seninki?"
"theodore finch, yüce manifesto'nun arayışında."
"o ne demek?"
"yüce manifesto, 'var olma ve değer verme dürtüsüdür. sonunda ölüm varsa da haykırarak, kahramanca karşılamaktır ölümü... kısaca iz bırakmaktır geriye."
"benim hiç dostum olmadı. nasıl bir şey?"
"bilmem. sanırım yanındayken tamamen kendin olabildiğin insan. hem en iyi hem de en kötü yanlarını bilir ve buna rağmen seni sever; tartışsan da, öfkeden deliye dönsen de dostluğunuzun bozulmayacağını bilirsin."
...
"senin bir suçun yok ki. ayrıca üzülmek zaman kaybından başka bir şey değil. hayatı, sonradan pişman olmayacağın, özür dilemek zorunda kalmayacağın şekilde yaşamalısın. işini sağlama alıp baştan doğru olanı yaparsan sonrasında özür dilemeye gerek kalmaz."