Varlığı bir bilmeceydi içinde. Ama sorusu neydi, nasıl çözülürdü, belli değildi.
Sanki bir yaraydı bu bilmece ve sızıydı emâresi. Kanıyordu durmadan. Ve kan tutuyordu Pervane'yi.
Hırçınlığa mazurdu Şem.
Çünkü yanmaktan, aldanıştan, kendi kendine yanıp hiç varolmamış gibi yok olmaktan korkuyordu.
Zira onunla bilişenin ateşe gönlü, yanmaya vefası olmalıydı.
...ki nerede bir ateş varsa, onun etrafında ölesiye dönen bir Pervane vardır. Ateş bir gül gibi açılır ona, bir güle eğilir gibi ateşe boyun eğer Pervane.
Tutuşur, yanar ve adanışını ölerek tamamlar.
Ama aşkın acı öyküsü değildir bu. Bilakis, yana yana ölmek aşığın en zevkli menkıbesidir. Çünkü aşkın ateş öyküsünde, ölmek, vuslattır.