Uzun, beyaz kıyafetli ve Arap olduğunu tahmin ettiğim adam ona çarptığımız için öfkeyle bağırırken geriye dönüp elimi salladım.
"Sorry, ya habibi!"
Polat koşturmaca içinde olduğumuz o anda nefes nefese dönüp bana baktı. "Ne?"
"Sana demedim!" dedim bacaklarım acımaya başlamasına rağmen koşmaya devam ederken.
"Allah belanı versin, Furkan! Angut, kıt akıllı, penis kafalı!"
Arkadan bir çığlık duyuldu: "Sonuncuyu neden dedin? Papatya!"
"Ulan o kadar hakaret içinden ona mı takıldın, vizyonsuz adam!"
"PPS mi? Affedersiniz, o da nedir?"
"Papatya Parlar Savar."
Ne? Ne savar? Beni mi savacaklardı?
"Yok artık!" dedim şaşkınlıkla radyonun sesini açarken.
"Ay bunlar tarikat olmuş, imdat!"
"Sabahın altısında ejderha meyvesi mi yiyeceksin?"
Sorusu karşısında sakince başımı salladım. "Eğer varsa evet, çok severim. Badem sütü yokmuş ama olsun, normal sütle karıştırırım artık."
"Tamam," dedi buzdolabını kapatırken.
Sonra mutfaktan çıkmak için kapıya yürüdü.
"Markete mi?" diye sırıttığımda kısa sürede büyük gelişim gösterdiğini görüyordum.
"Ejderha mesaiye başlamış mı diye kontrol edeceğim, sana birkaç tane yumurtlasın."