b nisan

b nisan
@apriloid
16 Le succés n’etait pas son but; son but etait la foi. -Romain Rolland
11. Sınıf
İstanbul
25 Mart
9 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
Göz bebeklerinin kontrolsüz hareketlerini hissedebiliyordu. Onları örttü. Zihninden birkaç dakikalık izin istedi. Fiziksel duyuları ancak bu “izin” dakikalarında etkinleşirdi. Başının ağrıdığının o ana farkında değildi mesela. Düşüncelerin, fikirlerin, isteklerin ard arda birer vagon gibi dizildiğini hayal ederdi. Zihninin kıvrımlarını oluşturan raylar üzerinde ok hızında ilerleyen uçsuz bucaksız bir tren… Bu öyle bir trendi ki hangi vagonların varlığını sürdürdüğünü her an bilmek imkansızdı. Bazen bir vagon yok olur bazen yepyeni devasa bir tanesi eklenirdi ama bunun farkına belki bir salise belki aylar sonra varılırdı. Öyle bir trendi, öyle hızlıydı ki kendi zihni içerisinde olmasına rağmen her şeyle etkileşimi, özellikle büyük bir efor sarf etmediği sürece, akar suya elini daldırdığında tek bir damla suyla etkileşimi kadar hızlı ve belirsizdi. İzin de aslında bir an için trenden atlamaktı. Bazen sakince herhangi bir istasyona geçmek de olabilirdi tabii ama çoğunlukla atlamak kadar kontrol dışı, tehlikeli, yorucu olurdu. Yalnızca birkaç dakika, trenin hızından kurtulur, karanlığın çayırlarında, bazen de müziğin rüzgarının içinde oturur ve o koca demir yığınının raylarda süzülüşünü izlerdi. Bir süre sonraysa farkına varmadan kendini tekrar vagondan vagona sıçrarken bulurdu. Zaman durdurulmuş gibi hareketsiz geçen birkaç dakika sonunda derin bir nefesle birlikte perdelerini çekti. Kaçmaya çalıştığı, göz ardı etmek için kendini oyalayıp durduğu “olay” sağ olsun dinlenememişti. Gözü seğirdi. Camdan dışarı, büyük şehrin ışıklarıyla olan savaşta şehit düşmüş yıldızlara ve yaralanmış, kanayan bulutlara baktı. İsteksizce eline defterini aldı. Komodinin üzerindeki kalemine uzandı. Mürekkebe bulanmış küçük metal top, kuru ve ince selüloz hamuruna kavuşmak üzereyken efendisi
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Bekle! Hayır!” Aniden köklenen fren, lastiklerin çığlıkları ve sonrasında hükümdarlığı saniyeler süren mutlak sessizlik… O şömine ateşini izlemek, annesini kızdırdığında can dostunu sonuna kadar savunmak, üniversiteye başladığında yeni evine onu da almak… Ağlamak, gülmek, sadece bakışmak… Güvenmek… demek ki anıların “film şeridi gibi” gözünün önünden geçmesi yalnızca insanın kendi ölümünde yaşanmıyordu. Karanlıktan farın önüne atladığı kısa süre içerisinde belli olan ve saniyeler içinde yere yığılan silüetten ses çıkmadıkça onun da boğazından tek bir inilti, tek bir nefes geçemiyordu. Boşanan yaşlarıyla bulanmış görüşünün bile farkına varamayacak bir boşluktaydı. Dizlerinin üstüne yığıldı. Çarpma sesi duyulalı birkaç saniye olmuştu yalnızca. Birkaç saniye olmuştu evet, evren için. Onun içinse 13 yıl geçmişti. Zaman algısı evreninki ile eşleştiğinde nefes aldı. Gözünün önündeki çimlerden başını kaldırdı. Arabanın içinde yanan ışıklar tatlı uykusundan yeni uyanmış şoförü aydınlattı. Kulakları çınlatan sesizliği kontrolsüz derin nefesler deliyordu. Sonrasında çimenleri ezen ayak sesleri de onlara karıştı. Dizleri tekrar yer ile buluştuğunda ilkinden daha fazla acı veren asfalt zemin üzerindelerdi. Hali hazırda kızıllıklarla ıslanmış olan kürk, gözyaşlarıyla yeniden ıslanıyordu. Dostunu göremiyordu, gözyaşlarını silmeyi akıl etti. Arabanın tekrardan ışıklanan farlarında, kırmızı lekeli altın bukleler seçiliyordu. Yutkundu. Gözlerini birkaç kez açıp kapattı. Uykulu bir adam, nihayet arabadan inip yanına çöktüğünde onun yüzüne bakamıyordu. Hiç olmadığı kadar öfkeliydi. Ne var ki hüznü ve burukluğu öfkesini bastırıyordu. Bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama konuşma çabası sonuç vermedi. Elinin tersiyle gözlerini tekrar kuruladığında bir şey fark etti. Zaten koşturmakta
Buz gibidir Berfu Gölü’nüm kenarı
Yaprakların hışırtısı, suyun hafif hareketleri, köpeğimin homurtuları… Başka hiçbir ses yok gölün kenarında. Ahşap oltamın başı dayandığı kayanın dibinde yerde, gövdesi ise göğe yükseliyor, yavaşça kıvrılan ucundan ince misina sarkıyor suyun içine. Olta o kadar uzun süredir hareketsiz ki ipin ucundaki yem ne haldedir acaba, suyun içinde dura dura bir hal olmuştur… Kafamı kaldırsam görürüm ki gök kubbe ne kadar da mavi, ne kadar da huzur verici. Ormandaki sis henüz bu maviliği ya da güneşi gizleyebilecek kadar kalın değil. Güneş de az ısıtsaydı buraları… Kaldıramıyorum başımı, göremiyorum bunları, boynum üşüyor. Öyle ama sonbaharda bile buz gibidir Berfu Gölü’nün kenarı. Kim bilir ne kadar yüksekteyim şehirden, az değil o kesin. Şalımın üstünde gençliğimde ninemin ördüğü beyaz bir bere, çamurlara otura kalka uçları kahverengiye çalmış gece mavisi montum, içinde de iki üç kat kalın kazakla bile üşünebilecek bir hava. Köpeğim bile üşüyor gibi. Halbuki onun ne güzel, bakımlı, yumuşak, kaya grisi tüyleri vardır. Çok sık ve kat kattır, yoğundur bu tüyler. Mavi gözlerinin, bir de kömür karası burnunun etrafında yer yer beyazdırlar. Ah be canım köpeğim, sen soğuk yerleri sevmez miydin? Ne diyedir bu üşümen? Sol elim, başını kucağıma koymuş köpeğin sırtında. Yumuşacık tüylerini okşamamdan pek hoşlanır o. Kitabım köpeğin başına dayalı. Elimdeki sarı fosforlu kalemin arkasıyla sabitlenmiş sayfa hafif ama soğuk esen rüzgar yüzünden sürekli hareket halinde. Renksiz çelik termosu almak için elimi uzattığım anda karışıp gidecektir sayfalar muhtemelen. Her okuduğum kelimeyle birlikte içimde kitaba dalıp oltanın hareketini fark edememe korkusu beliriyor. Halbuki görünür bir yerde, uzattığım ayaklarımın ucunda duran olta. Güya çok balık tutulur diyorlardı bu gölde. Her zaman kullandığım
Siyonist Bir Ustadır Ölüm İsrailli
Siyah salyalarını yalıyor yeryüzü Siyonist İsrail’in Alman ustasından daha vahşice Bulup öldürürken o, bebeklerini Filistinlilerin. Yeryüzü yalıyor siyah salyalarını iştahla Kan ememeyen vampirlerin hali bu Böyle bölüşülüyor vampirlik bu çağda Böyle bölüşülüyor dünyayı sömürmenin tadı Burada, orada, her yerinde yeryüzünün Adına Avrupa denen kurtizanın peşinde insanlık Akıtıyor salyalarını kendi çocuklarının üstüne. İnsan unutmadığı şeyi neden hatırlasın ki… Hatırlıyorum tüm sömürgenlerin tarihini Acısını bitirmek için Paul Celan’ın Sen nehrine Paris’in sidikli kanlı sularına bırakışını naif bedenini Ölüm, Alman bir ustadır, deyişini Rimbaud gibi sövüp terk edemeyişini Avrupa’yı Üstünden geçile geçile pahası artan o kurtizanı Dünyanın güzel gözlü çocuklarının derileriyle Sıvanmış meclislerinin duvarlarındaymış adalet. Kim inanır ki bu yalana, demeyin müptelası çok Azgın sofralardan yalanarak kalkan sırtlanlardır Geri dönüştürülmüş insanlara ne anlatabiliriz Neyi anlatabiliriz çıktıkları insanlıkken girdikleri Kefen değil renkli işkembe poşetleri olana Neyi anlatabiliriz zalimin değilse karşısında insan Değildir gün, gün gibi gece de gece gibi değildir İsrail’in salyalarını yalarken Almanya, değildir İngiltere değildir, değildir, aynıdır zalimin cümlesi.