b nisan

b nisan
@apriloid
16 Le succés n’etait pas son but; son but etait la foi. -Romain Rolland
11. Sınıf
İstanbul
25 Mart
9 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
6/10
·231 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
Tanrı’ya haklarını geri vermek! Uyuşuk insanlar! Ya hep ya hiç! Büyük konuşanlar neden ya kaale alınmaz ya da taşlanır bizim ülkede bilmiyorum, ayrıca büyük konuşa cesaretini gösterebilmiş kişi biraz taşlandı biraz gözardı edildi diye neden bırakır… Ya hep davanın izinden gidersin ya da hiçbir zaman kalkışmazsın boyundan büyük işlere, değil mi? Brand, bir papaz vekili. Sonrasında rahip. Tiyarto türünden eserde iki konuşmasından birinde tirad atan pek kararlı dava adamı. Bir yiğitliğiyle insanların gönlünü kazanır da onları değiştirebileceğine aldanır. Tanrılarına tonton bir dede rolü yakıştırmış, onu işi düşünce anar olmuş, nefsinin bir dediğini ikiletmemiş ama yatmadan önce merhameti bol olan rabbinden af dilemeyi unutmamış bir halkı dönüştürebileceğine inanan dava adamına halkın kendisi gelir de onu bunun için davet ederse Brand ne yapar? Bildği doğruyu sonuna kadar bağıra bağıra söyleyen brand gibi insanlar varlıklarını sürdürdükçe onları taşlayacağız sanırım. Değişecek miyiz? Cümbür cemaat dünya malını terk edip ilahi mertebeye tırmanmak üzere yalınayak dağlarda ilerleyecek miyiz? Bunu yaparsak da sayın big brother bize birkaç indirime girmiş ürün gösterdiğinde gerisingeri koşacak mıyız? Nedir bu ahir zaman toplumu ki 1865te detaylı bir tablo gibi çizilmiş bu kitabın sayfalarına. Ben, ben anlamıyorum. Umudunu kaybetmeli mi bizim Brandler? Gerçekten her şeylerini boşa mı kaybediyorlar? Ibsen’in etiğine göre düşünecek olursak, kendilerni ancak bu şekilde kazanıyorlar ve tüm dünyada yalnızca onlar kendilerni kazanıyorlar var olmayan ve kendiliği oluşmamış birkaç insanın gözünde zararda görünmeleriyse pek önem arz etmiyor /yine zihin dökümü şeklinde bir inceleme, kafası karışan hakkını helal etsin :)
Hayat ve İnsan
BrandHenrik Ibsen · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 199043 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·380 syf.··
Beğendi
·
2023 17. kitabı
·
131 günde okudu
·
Okunma: 02 Ekim 2023 23:22
Bir yazar ki savaşlarla dolu bir dönemde savaşlardan nefret eden bir karakterin ölümünü savaşçı arkadaşının gözünden yazıyor. Avrupa’nın Vicdanı adında bir kitap ki bu yazarın hayatını yazıyor. Avrupa’nın Vicdanı, Zweig’ın akıl hocası ve dostu Romain Rolland’ın biyografisini kaleme alışıdır. Rolland, Avrupanın birbirine girdiği dönemde Avrupa Vatandaşlığı idealinin savunucularından, hatta önde gelenlerindendir. “Barışa inananlar”a yol göstermek için makale ve denemeler yazar, onlarla mektuplar aracılığıyla bire bir iletşine geçer. Yayınladığı makalelerden birinin ülkesinin devam ettirdiği savaşı apaçık kritisize etmesi nedeniyle ev hapsinde uzun süre kalan rolland mektuplaşmalarına buradan devam eder. Şahsen Rolland’ın ya da Zweig’ın Avrupa Vatandaşlığı, büyük Avrupa Birliği ideallerini desteklemiyorum. Diğer milletleri aşağı gören bir tutum olarak görüyorum. Durumu Zweig’ın dilinden ve Rolland’ın gözünden okuyunca çok tatlı geliyor tabii… Unutulmamalı ki Rolland’ın düşünceleri Avrupa ve hatta bazen yaşnızca Fransa’yı kapsasa da kişilik ve hayata bakış açısı bakımından hala herkes için ilham verici olmayı sürdürüyor. Birinci dünya savaşının patlak verişinden on yıl kadar önce yayınladığı birkaç ciltlik Jean Christophe romanıyla Nobel Ödülü kazanan yazarın birkaç ayda ancak okuyabildiğim bu biyografisi bana “hayatı, yaşamayı sanata çevirmek” bakış açısını kattı. Farkındalık, çalışmak, öğrenmek, ilerlemekten zevk almak ve bu zevkler doğrultusunda yaşayıp işe estetik de katarak sanata ulaşmak… Güçlü ve hayvani yapısıyla Jean Christophe’un savaşa susamışlığının yanında ona sükunet getiren kadın figürü ve en yakın arkadaşı sanatçı Olivier, belki de id, ego ve süperegoyu temsil ediyorlar. Christophe’un hayatı boyunca inanç ve tutku için, tatmin olmak için yollar arayıp
Avrupa'nın VicdanıStefan Zweig · Zeplin Yayınlar · 2014157 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2023 16. kitabı
Eserler yazarlardan bağımsız mı düşünmeli? İçimizdeki Şeytan, yazardan bağımsız olarak, okuru içine hapseden ve sonunda ağzını açık bırakan bir roman olmanın yanında Türk edebiyatının ünlü polemiklerinden birini temsil eder. Ana kahraman Ömer’in en yakın arkadaşı olan Nihat’ın Nihal Atsız’a bir gönderme olduğu yalnızca bir okur kitlesi tarafından değik Atsız’ın kendisi tarafından da düşünülür. Sabahattin Ali tek başına da zarif kişiliğiyle, içe dönüklüğüyle, kaygı dolu babalık anılarıyla ve tabii çok değerli romanlarıyla tanımaya değer bir yazar. Kendisinin aslında “arkadaşı” olan Atsız’la arasında geçenlerse kendi kurguları kadar ilginç. Demem o ki İçimizdeki Şeytan edebiyatı sanat değeri için sevenleri alışılmadık bir aşk romanı olma yönüyle tatmin edecekken ana konunun arasına serpilmiş sosyolojik ve kimi zaman siyasi vurgularla araştırmacıların ilgisini çekebilecek türden bir eser.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,8bin okunma
7/10
·260 syf.··
2024 1. kitabı
Bir kitabı keyfinden okumak ve ders için okumak arasında deneyim açısından kat kat fark var. Ciğerdelen için bu konuda söyleyebileceğim, açıklamamı kısa tutabilmemi sağlayacak cümle “Kitaptan sınav olmayacak olsam sonuna kadar okumazdım.” olurdu. Ciğerdelen, Türkiye gündeminde ön ya da arka sıralarda olsun yine de her zaman gündemde olan tarikatlar meselesini birinci elden deneyimlememi sağladı. Tasavvufla meşgul olan Cumhuriyet kadınının ne durumda olduğunu gazetelerden okumak bir biyografi gibiyken Ciğerdelen onlardan birinin, Safiye Erol’un yazdığı bir romandı. Erol’un düşünceleri ve savundukları günümüzün ortalama zihniyeti için oldukça ilginç. Geçmiş yaşantının cinsiyet rollerini sonuna kadar eleştirenler günümüzde yalnızca kadınlar da değil ancak bana burada “yalnızca kadınlar değil” yazdıran olgu, Safiye Erol’un bir kadın olarak kendisini “ikinci sınıf” yapan normlara sarılmasını, onları tamamıyla benimseyip dini ve tarihi vurgularla da sürekli övmesini daha da şaşırtıcı hale getiriyor. Her seferinde “serhatli” diye bahsedilen Atatürk’ün de çokça, leitmotif sayılabilecek kadar çokça kez anılması da dikkat çekici yanlarından biri. Bu motif üzerinde düşünülürken akılda tutulması gereken bir nokta portrenin “kalpaklı Atatürk portresi” olarak geçmesi. Burada Atatürk’ün bildiğimiz okulda beyaz tahtanın üzerinde asılı olan portresinin değil, kalpaklı Atatürk’ün portresinin asılı olması, bu terkip meselesini, tarikat mensuplarının Atatürk ile ilgili algılarını temsil eden bir nokta. Öyle ki o okul panolarındaki kişi Atatürkkrn kalpağı olan Mustafa Kemal’dir. Ciğerdelen, “Batıdan ve Doğudan seçe seçe alıp kendi değerlerimizle birleştirecek, bir terkip elde edeceğiz! Türk milleti ki zamanında bu coğrafyanın tamamına hükmetmiştir, her kültürün en iyi noktalarını bir
Analiz
CiğerdelenSafiye Erol · Kubbealtı Neşriyatı · 20241,415 okunma